EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Pülümür'de maden projelerine karşı mücadele yürüten köylülerle bir araya geldi. Karaca, 1-7 Eylül arasında 6 bin 500 hektarlık alanın madenler için satıldığını söyleyerek mücadelenin yalnızca yerelde değil, bir bütün olarak örgütlenmesi gerektiğini savundu.
(TUNCELİ) - EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Pülümür'de maden projelerine karşı mücadele yürüten köylüler ile bir araya geldi. Toplantıda Tunceli'de uzun yıllardır devam eden ekonomik, sosyal ve ekolojik tahribat ile yeni maden projeleri ele alındı.
Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Pülümür'de maden projelerine karşı mücadele yürüten köylüleri ziyaret etti. Karaca, burada yaptığı açıklamada, Tunceli'de yaşananların bugün ortaya çıkan bir durum olmadığını belirterek, köy boşaltmaları, hayvancılığın geriletilmesi, köy okullarının kapatılması ve göçün artmasıyla bölgenin adım adım insansızlaştırıldığını söyledi. Karaca, "Bu çöküş, bugün yaşadığımız meseleler bir anda ortaya çıkmadı. Buradaki herhangi bir köylü, bu çökertme operasyonunun adım adım nasıl devlet ve sermaye tarafından uygulandığını Meclis'teki herhangi bir vekilden çok daha iyi anlatır. Çünkü yaşadı, biliyor" diye konuştu.
Maden projelerinin Tunceli ile sınırlı olmadığını kaydeden Karaca, Türkiye'nin farklı bölgelerinde maden sahalarının genişletildiğine dikkati çekti. Karaca, "Bütün memleketi ama özellikle Kürt illerini ve bir bütün olarak coğrafyamızı Karadeniz'e doğru büyük bir açık maden sahası haline getirme operasyonuyla karşı karşıyayız" ifadelerini kullandı.
Maden politikalarının yalnızca yerel bir mesele olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Karaca, bölgede yaşanan gelişmelerin Orta Doğu'daki savaşlar, enerji yolları ve emperyalist rekabetle bağlantılı olduğunu savundu. Karaca, "Bizim küçük köyümüzün maden meselesi Hürmüz Boğazı'na, Lübnan'daki tartışmaya, Suriye'deki gelişmelere, Akdeniz'deki enerji ve güç mücadelesine bağlanıyor" dedi.
"BİR HAFTADA 40 BİN FUTBOL SAHASI KADAR ALAN"
Maden sahalarının genişletilmesine ilişkin rakamların tehlikenin boyutunu gösterdiğini söyleyen Karaca, 1-7 Eylül arasında 6 bin 500 hektarlık alanın madenler için satıldığını söyledi. Karaca, "Bir haftada 40 bin futbol sahası kadar alan madenler için satıldı. Bunu biliyorduk zaten. Çünkü bu satışların kolaylıkla yapılabilmesini sağlamak için geçtiğimiz üç yıl içerisinde parça parça onlarca maden yasası geçirdiler" değerlendirmesinde bulundu. Yasal düzenlemelerle halkın ve bilim insanlarının itiraz mekanizmalarının zayıflatıldığını savunan Karaca, bilimsel raporların ve uzman görüşlerinin dikkate alınmamasının önünün açıldığını ifade etti.
Mücadelenin yalnızca birkaç köy veya kurumla sınırlı kalmaması gerektiğini söyleyen Karaca, "Tek bir köyün, üç köyün, beş köyün, yedi köyün, altı derneğin, üç platformun baş edemeyeceği bir durumla karşı karşıyayız" dedi.
Buna karşın mücadelede umutsuzluğun değil örgütlenmenin öne çıkarılması gerektiğini ifade eden Karaca, "Asıl güç biziz. Asıl güç o derdi yaşayanlar. Asıl güç gerçekten de bu topraklarda o maden şirketleri buraları talan ettikten sonra artık yaşayacak hiçbir yer bulamayacak olanların ta kendisi" diye konuştu.
Karaca, maden projelerine karşı farklı bölgelerde yürütülen mücadelelerin deneyimlerinin paylaşılması gerektiğini belirterek Varto'daki mücadeleyi örnek gösterdi. Varto'da halkın mücadeleye bir anda dahil olmadığını söyleyen Karaca, "Köy köy gezdiler, ev ev gezdiler. Örgütleri bir araya, kurumları bir araya getirdiler. Bir yol haritası çizdiler. Sonra başka mücadele alanlarıyla birleşmenin yolunu aramaya başladılar" dedi.
"MESELE MECLİS DEĞİL"
TBMM'nin ekim ayında açılmasıyla birlikte maden sahalarına ilişkin yürütülen mücadelelerin gündeme taşınması için çalışma yapılmasını öneren Karaca, imza kampanyaları ve hazırlanacak raporların diğer muhalefet partilerine de ulaştırılmasını teklif etti. Mücadelenin esas olarak yerelde güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Karaca, "Mesele Meclis değil, mesele yaşadığımız yerin ta kendisinde örgütlü olmak. Burada güçlenirsek orada sesimiz daha güçlü çıkacak" diye konuştu.
Karaca, Ankara'ya taşınan pek çok mücadelenin yerelde yeterince güç oluşturulamadığında karşılık bulamadığını belirterek, şunları kaydetti:
"Biz kendi ayağımızı bastığımız yerde, karnımızı doyurduğumuz yerde, geleceğimizi kurduğumuz yerde bir güç olmadığımız ve orayı tutmadığımız sürece Ankara'nın gözü de kulağı da bütün dertlere kapalı. Köylülerin, arıcının, üreticinin, toprak ekenin, toprak ekme gücü olmayıp yine de o köyde yaşamaya çalışanların, başka yerlere göç etmiş gençlerin hepsini bir arada örgütleme zorunluluğu var. Bu havzayı bir bütün olarak bu gözü doymaz maden şirketlerine, onları kollayan yerel yöneticilere ve onların üstündeki merkezi yönetime karşı birleştirmeyi boynumuzun borcu görüyoruz."
"ARI KONAKLAMA ALANLARI DARALIYOR"
Toplantıda söz alan bölge sakinleri ve üreticiler ise maden tehdidinin yanı sıra mera alanlarının kullanımı, su kaynaklarının zarar görmesi, arıcılığın karşı karşıya olduğu sorunlar ve yerel yönetimlerin tutumuna dikkati çekti. Bölgede maden faaliyetlerinin yeni olmadığını belirten bir katılımcı, Karagöz ve Bağırpaşa'dan Ovacık'a, Kemaliye ve Divriği'ye uzanan geniş bir coğrafyada yıllardır süren madencilik faaliyetlerinin dağları ve doğal yaşamı tahrip ettiğini söyledi.
Maden arama faaliyetlerinin yalnızca ruhsat verilen alanlarla sınırlı kalmadığını belirten bir yurttaş, çalışmalar sırasında toprağın ve arazinin yapısının değiştirildiğine dikkati çekti. Maden sahalarının işletmeye dönüşmesiyle birlikte su kaynaklarının da tehdit altında olduğunu söyleyen katılımcılar, özellikle Bağırpaşa bölgesindeki yoğun maden faaliyetlerinin kaynak sularının yönünü değiştirme ve kurutma riski taşıdığını dile getirdi.
Arıcılık yapan bir yurttaş ise maden faaliyetlerinin yanı sıra mera ve yayla alanlarının kullanımındaki sorunların üretimi zorlaştırdığını belirtti. Bölgenin önemli bir arıcılık alanı olduğunu ifade eden üretici, artan yoğunluk nedeniyle arı konaklama alanlarının daraldığını ve üretim veriminin düştüğünü söyledi. Arıcılara yönelik desteklerin yetersiz olduğunu vurgulayarak maden ve diğer ekolojik tahribatların üretim alanlarını daha da daraltacağını söyledi.
Eski bir muhtar olduğunu belirten bir katılımcı, köylere ait mera, tarla ve diğer alanların kullanımında ciddi sorunlar yaşandığını söyledi. Yerel yöneticilerin ve muhtarların bu sorunlar karşısında daha fazla sorumluluk alması gerektiği vurgulandı.
Son Dakika › Güncel › EMEP'li Karaca: Pülümür'de bir haftada 40 bin futbol sahası kadar alan satıldı - Son Dakika

Sizin düşünceleriniz neler ?