Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adaylığı yerine rejimin tartışılmasını istedi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın muhalefetin ortak cumhurbaşkanı adayı olup olamayacağı sorusunu yanıtladı. Kılıçdaroğlu, adaylık tartışmalarını bugünden başlatmayı doğru bulmadığını, adaylık yerine rejimin tartışılması gerektiğini söyledi.
Haber: Zeynep BOZUKLU - Feyaz ÇANAK
(BOLU) - CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ABB Başkanı Mansur Yavaş'ın muhalefetin ortak adayı olup olamayacağına ilişkin soruya, "Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarını bugünden başlatmayı hiç doğru bulmadım. Bence cumhurbaşkanı adaylığını tartışmak yerine rejimi tartışmak lazım. Bir ülke bir kişiye teslim edilir mi? Bir insana ülkeyi teslim ediyor; bu olmaz, böyle bir rejim olmaz" yanıtını verdi.
Kılıçdaroğlu, CHP'nin milletvekili kampının son gününde gazetecilerle bir araya geldi. Kahvaltı programına Kılıçdaroğlu'nun yanı sıra YDK Başkanı Mahir Polat, Kadın Kolları Genel Başkanı Ayten Gülsever, Genel Başkan Yardımcısı Deniz Demir, Grup Başkanvekili Sevda Erdan Kılıç, Gençlik Kolları Başkanı Berfin Karan da katıldı.
Kılıçdaroğlu, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş'ın, CHP'nin kuruluş yıl dönümü etkinliklerine katılmaması, ardından da CHP'den istifa etmesine ilişkin soru üzerine "Mansur Bey'le ilgili düşüncelerimi daha önce kamuoyuyla paylaşmış ve kendisinin açıklamasını alıntılayarak ifade etmiştim. Şüphesiz Cumhuriyet Halk Partisi'nin 103. yıl etkinliğine, Anıtkabir'deki programa katılmasını isterdim; katılmadı, kendi tercihidir. Hiç kimseyi zorla partiye üye yapmadığımız gibi kimseyi zorla partiden de atmadık. Kendi tercihine saygı göstermemiz gerekir. Herhalde değerlendirmesini yapıp kendi yolunu çizmiştir" dedi.
Kılıçdaroğlu, Yavaş'ın muhalefetin ortak cumhurbaşkanı adayı olup olamayacağının sorulması üzerine şu yanıtı verdi:
"Ben cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarını bugünden başlatmayı hiç doğru bulmadım. Ben bu tartışmaları ekonomideki kötü gidişin örtülmesi, tartışılmaması, görülmemesi, insanlar üzerinde gereksiz bir tartışmanın sürdürülmesi olarak gördüm. ya cumhurbaşkanlığı seçiminin adayları niye tartışılır şimdiden? Kamuoyu tartışıyor, 'O mu olacak, bu mu olacak?' Yahu kim olursa olsun. Yeri zamanı gelince olur. Nitekim bakın, altılı masada biz cumhurbaşkanı adayını çok geç açıkladık. Önemli olan sonuç almak burada. Adaylar olur: A olur, B olur, C olur... İki kişi tartışılabilir, beş kişi ama daha çok erken. Ortada cumhurbaşkanlığı seçimi yok, alınmış bir karar yok, herhangi bir şey yok ama medya bunu tartışıyor; 'Efendim o mu olacak, bu mu olacak, şu mu olacak?' ya arkadaşlar ya memleket yangın yerine dönmüş, biz 'Kim gelecek ülkenin başına?' onu tartışıyoruz.
Bence cumhurbaşkanı adaylığını tartışmak yerine rejimi tartışmak lazım. ya bir ülke bir kişiye teslim edilir mi ya? Bir insana ülkeyi teslim ediyor; tabii bu olmaz, böyle bir rejim olmaz. Bunu tartışmıyoruz, bunu olağan kabul etmişiz. 'O gitsin, yerine ben geleyim', bu kadar bu kadar saçma bir tartışmayı ben hiç görmedim. ve bu tartışmayı yapanların büyük bir kısmı da ülkenin aydınları ya da aydın diye düşündüğümüz insanlar. Hiç gereksiz bana göre. Yeri zamanı gelir, oturulur; toplumda elbette bu toplumda saygın insanlar var; bakılır, edilir, birisi aday gösterilir. Ama ondan önce bizim rejimi tartışmamız lazım. Bu sistem nereye götürecek Türkiye'yi? Bir adama bir devlet teslim edilir mi? Olmaz, olmaz. Bunun tartışılması lazım.
Ülkenin geldiği noktaya baktığımızda da sorunumuz var burada. Parlamento, 600 kişiye maaş ödüyoruz. Niye ödüyoruz Allah aşkına, niye ödüyoruz? El kaldırıp indirmekse eğer parlamentoda 600 kişiye maaş ödemek, koyarsınız robotları oraya, el kaldırır indirirler, mesele yok zaten. Hangi AK Partili milletvekili gelen kanun teklifinin içeriğine bakıyor? Hangisi bakıyor? Hiçbirisi. Parlamento parlamento olmaktan çıkmış. Asıl tartışmamız gereken rejimin kendisi. Yoksa Erdoğan gitti, öbürü geldi, başkası oldu... O da geldi, bir başka Erdoğan çıkarsa karşımıza ne yapacağız? Devlette liyakat dediğimiz kavram yok olduğu andan itibaren devlet dediğiniz kurum kalmaz. Müsteşarlık kaldırıldı. Müsteşarlığı niye kaldırıyorsunuz siz? Kaldırıldı, kimsenin sesi çıkmadı ve hiç tartışılmadı bile. Bunların tartışılması lazım."
"MUHALEFET YAPMA BİÇİMİM HİÇ DEĞİŞMEDİ"
Kılıçdaroğlu, CHP'nin muhalefet yapma tarzında bir değişim olup olmadığının sorulması üzerine şunları söyledi:
"Benim muhalefet yapma biçimim hiç değişmedi. Ben daha önce de dış politikanın milli olması gerektiğini, Milli Eğitim Bakanlığı; adı üstünde Milli Eğitim Bakanlığı; yani Orman Bakanlığı değil; Milli Eğitim Bakanlığı, üstünde 'milli' var. Milli Savunma Bakanlığı... Eğer bunlar milliyse o zaman bunların üstünde bir devlet politikası olması lazım ve siyaset kurumunun burada ortaklaşması gerekiyor belli konularda. Milli eğitimi milli eğitim olmaktan çıktığı için zaten tartışıyoruz. Milli eğitimin yeterli olmadığını, eğitimin yeterli olmadığını, sorun yarattığını... Biz bırakın eğitimdeki sorunu, bir Milli Eğitim Bakanı, kardeşim sen çocuklarına bir tas çorba veremiyor musun? Tuvalete sabun koyamıyor musun? Bakın bunlar hiç tartışılmıyor, hiç. Ama en basit şeyler hiç tartışılmıyor, en basit şeyler... Bunların tartışılması lazım.
Ben şunu çok iyi biliyorum, bakın: Annelerin çocuğa yeteri kadar gıda verip ya da işte gıda paketi verip okula gönderemediklerini biliyorum. Yoksul ailelerin sofrasına oturdum çünkü ben. Bunların ne kadar büyük dramlar yaşadığını da biliyorum. Çocuğu bir şey istediği zaman annenin o çocuğun talebini yerine getirememesinin acısını anne hisseder, çocuk unutur bir süre sonra. Şimdi bunlar, bunlar azalacağına giderek yaygınlaşıyor ve sorun yaratıyor. Dolayısıyla benim politikam değişmedi. Gene aynı şeyleri söylüyorum: Yine 'Türkiye tek adama teslim edilemez' diyorum. Güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönülmesi gerektiğini düşünüyorum. Anayasanın değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bu değişimlerin kolektif ortak akılla yapılması gerektiğini, sadece politikacıların değil, ülkenin aydınlarının da bu sürece dahil edilmesi gerektiğini ifade ediyorum. Hatta keşke her partinin parlamento dışında aydınlar grubu olsa da bunlar oturup belli konuları tartışsalar, gelip daha sonra politikacılara bilgi verseler, uzlaşma kültürünü geliştirebilseler... Bunlar eğer olabilirse Türkiye'nin büyüme, gelişme potansiyeli var.
Osmanlı coğrafyasında akrabalık ilişkilerimiz hala devam ediyor. Ben 'Gidelim oraları işgal edelim' demedim ki. O coğrafyayla bizim ilişkilerimizi, kültürel bağlarımızı, ekonomik bağlarımızı geliştirmemiz lazım. Rahmetli Özal gitti Libya'yla Türkiye ortak şirketler kurdular. Pek çok şirket kurdular. Kim itiraz etti? Hiç kimse itiraz etmedi. Tam tersine bunun gelişmesi lazım. Mavi Vatan Sözleşmesi yaptık değil mi, Libya'yla? Bu övünülecek bir şey. Şimdi siz kalkıp da 'Vay, sen neden bunu yaptın?' diyemeyiz. Hele CHP gibi bir parti, Türkiye'nin köklerinde söz sahibi olan bir parti kalkıp da milli bir politikaya 'Vay, sen bunu niye yaptın?' diyemeyiz yani, o ayrı bir şey. Dış politika milli olmak zorunda. Niye biz Türk Cumhuriyetleri'nde yokuz? Mesela ben şunu hep savunurum, dizilerimiz dünyanın pek çok ülkesinde gösteriliyor, değil mi? Hepimiz gurur duyuyoruz. Bizim senaristlerin, yönetmenlerin, oyuncuların çektiği filmler, diziler dünyanın her tarafında... Bu ne demektir? Bizim isimlerimizi, hiç değilse bizim isimlerimizi biliyorlar. Bizim kültürümüzü biliyorlar, yapımızı biliyorlar, dilimizi öğreniyorlar. Bu önemli bir şey. Benim düşüncem, mesela dizilerimizin bir bölümü Şam'da çekilebilir, Aşkabat'ta çekilebilir, Azerbaycan'da çekilebilir. Niye çekilmesin? Orada dizilerimizi izleyen kendisinden bir parça olduğumuzu görecek. Kastettiğim bu benim. Yoksa 'Gidelim oraları işgal edelim, bizim bayrağı dikelim', öyle bir şey yok.
Tam tersine dünya yeni bir anlayışa evrildi. Artık kültürel olarak o ülkelere gidebiliyorsunuz. Hepimiz İngilizceyi neredeyse öğrendik yani. Facebook diyoruz değil mi, Twitter diyoruz. Nereden biliyoruz? Kim yaratıcı bir şeyi, bir düşünceyi, bir sözcüğü dünyaya egemen kılıyorsa hepimiz bir anlamda onu tekrar ediyoruz. Ben de Türkiye'de bunu yapabilmeli diyorum. Türkiye'nin böyle çok ciddi bir potansiyeli var. O potansiyel içinde kendisini büyütebilmeli; ekonomik olarak, güçlü olarak gitmeli. Eleştirdiğim nokta neydi? Onu da söyleyeyim. Türk Cumhuriyetlerine bir dönem ne kadar üçkağıtçı iş adamı varsa gönderdik. ve oradaki insanların tamamı hayal kırıklığına uğradılar, 'Bunlar mı geldi?' diye. Şimdi yeni yeni gerçekten ciddi yatırım yapacak iş adamları gidiyor oraya, iş insanları diyelim, gidiyor oraya yatırımlar yapıyor. Bu yatırımlar yapılsın tabii. Türkiye kendi bölgesinde kendi kültürünü geliştirmeli.
Bakın, dünya yeni bir sürecin içine evrildi artık. Amerika farklı bakıyor dünyaya. Çin ciddi bir güç olarak çıktı ortaya. Çin'i nasıl kontrol edecek? Artık öyle savaş sistemleri değişti. Teknoloji her şeyi değiştirdi ve değiştirecek de. Düşündüğümüzden çok daha hızlı değiştirecek. Bizim siyaset bunun farkında mı, onu bilmiyorum. Bürokrasi farkında mı? Umarım farkındadır, çünkü bürokrasiyi de darmadağın ettiler. Umarım farkındadır yani. Dışişleri Bakanlığının bürokrasisi, ekonomi bakanlığının bürokrasisi bu alanlara girmek, bu alanlarda nelerin olup bittiğini en azından politikacıları bilgilendirmek zorundadır."
İSTANBUL İL BAŞKANLIĞI ATAMASI
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP İstanbul İl Başkanlığı'na kimin atanacağının sorulması üzerine, "O konuda karar Merkez Yönetim Kurulunda çıktı. Yeni çıkmadı ama önceden çıktı, yani yaklaşık bir ay falan oluyor çıkalı. Mahkeme kararı olduğu için tutuyorduk onu" dedi ancak kimin atandığını açıklamadı.
"SİYASETÇİ SONUÇ ALMAK İSTİYORSA MUTLAKA İŞ BİRLİĞİ YAPMAK ZORUNDA"
"Muhalefette bir iş birliği arayışları var. Kazanabilecek bir aday konusunda iş birliği yapılabilir mi noktasında dirsek temasları var, açıklamalar var. Bu konuda CHP bu iş birliğine dahil olur mu? Yoksa CHP her şartta cumhurbaşkanı adayı çıkaracak mı?" sorusu üzerine Kılıçdaroğlu şöyle konuştu:
"Eğer bir siyasetçi sonuç almak istiyorsa mutlaka iş birliği yapmak zorunda. Yani yüzde 51 almak bu işin temel kuralı. Yüzde 51'i tek başınıza alıyorsanız evet, 'Ben iş birliği yapmayacağım ve ben yüzde 51'i alıyorum, yüzde 55'i alıyorum' diyebilirsiniz. Ama yüzde 51'i alma şansınız yoksa iş birliği yapacaksınız. Altılı masanın kuruluş felsefesi bu. Ama nasıl bir iş birliği? Onun altyapısını da oluşturmanız gerekir. Yani iktidar olduktan sonra farklı bir çatışma süreci yaşanmaması gerekiyor. O nedenle biz bir metin hazırladık, 100 küsur sayfalık bir metin ve iktidar olduğumuzda da neyi nasıl yapacağımızı ortaya koyduk, anayasa değişiklikleri dahil olmak üzere. Öte yandan altılı masa bir araya geldikten sonra Erdoğan da iş birliği yapmak zorunda kaldı. O da gitti, o da ayrı bir masa kurdu. DSP'den tutun Yeniden Refah'a kadar pek çok parti, onlar da bir araya geldi ve kurdular. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte ben yine partilerin belli bir masanın etrafında toplanacaklarını, cumhurbaşkanı adaylarını belirleyeceklerini ve eğer ileride bir sorun yaşanmaması açısından da iktidar olduklarında neyi, nasıl yapacaklarını masaya koymaları gerektiğini düşünüyorum. Yani 'Ben iş birliği yapmam, ben bildiğimi okurum...' O ayrı bir şey ama ona daha zaman var yani."
İBB BAŞKANLIĞI: "HALK CHP'Yİ SEÇTİ O ZAMAN CHP'Lİ BİRİ GELMELİ"
Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun ceza alması halinde İBB Başkanlığı için yapılacak bir seçimde CHP'nin tavrının ne olacağının sorulması üzerine şu yanıtı verdi:
"Halkın vermediği yetkiyi ayak oyunlarıyla almak, halkın seçtiği belediye başkanı mahküm da olabilir tutuklanabilir de gözaltına alınabilir de. Ama orayı bir parti kazanmışsa en azından bütün siyasal partilerin o partiye... Mademki halk CHP'yi seçti, o zaman CHP'li birisinin gelmesi ve orada başkanlık görevini sürdürmesi gerekiyor. Ahlak da bunu gerektirir, böyle olması lazım. Ama siz ayak oyunlarıyla, hatta bazen tutuklamalarla, para hareketleriyle, para vererek insanları satın alarak, iradelerini satın alarak kendinize yeni bir başkan seçiyorsunuz. Olmaz. Halkın desteği nerede? Halk size oy verdi mi? Vermedi. Neyle aldınız? Ayak oyunlarıyla alıyorsunuz. Bunun adı nedir? Siyasal ayıp. En hafif deyimiyle siyasal ayıp. Eğer bir siyasi parti buna tenezzül ediyorsa o siyasi partinin oturulup sorgulanması gerekiyor. Sen arkadaş, halkın vermediği oyu ayak oyunlarıyla, paralarla, insanların iradesini satın alarak geliyorsun, kendini belediye başkanı ilan ettiriyorsun. Erdoğan'ın da bunu bilmesi lazım. Ayak oyunlarıyla olmaz, parayla olmaz, pulla olmaz. Halkın iradesini siz satın alıyorsunuz, halkın iradesine saygı duymuyorsunuz.
O nedenle Büyükşehir Belediye Başkanı kime ait? Hangi partiye ait? Cumhuriyet Halk Partisi'ne aittir. Cumhuriyet Halk Partisi dışında oraya bir Büyükşehir Belediye Başkanını ayak oyunlarıyla getirmek, iradeleri satın almak en hafif deyimiyle ayıptır, ayıp. Halka ve İstanbul'un iradesine saygı göstereceksiniz. Aksi halde siyaset kirlilikten arınmaz. Zaten bu kirlilik nedeniyledir ki aşağıdaki vatandaş bakıyor şimdi: Borsada vurguna kızıyoruz değil mi? 'Vay, nasıl yaptılar?' Yukarıdaki yapıyor, 'Bana niye kızıyorsunuz?' diyor. 'O yapıyor, ben de yapıyorum.'
İkna etmekle iradeyi satın almak arasında fark var. Gidersiniz, oturursunuz, konuşursunuz, ikna edersiniz; o da gelir sizin lehinize oy kullanır. Buna kimse bir şey demez. Ama cebine para koyup "Gel oraya oy ver" dediniz mi, o zaman ikna değil, iradeyi satın almadır. Bir insan satın alınmamalı. Düşüncesi, iradesi satın alınmamalı. Geldiğimiz noktada temel kaygımız bu satın alma, insan iradesinin satın alınmasının toplumda da neredeyse meşru görülmesi."
(BİTTİ)
Sizin düşünceleriniz neler ?