Babacan'dan Türkiye Ekonomisine Vurgu - Son Dakika
Son Dakika Logo

Babacan'dan Türkiye Ekonomisine Vurgu

31.05.2026 11:32

Ali Babacan, bağımsızlık ve kapsayıcılık vurgusu yaparak Türkiye'nin potansiyelini değerlendirdi.

(ANKARA) - DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Çin'in Çengdu kentinde düzenlenen 2026 Tsinghua PBCSF Küresel Finans Forumu'nda Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'nin güçlü bir potansiyele sahip olduğunu dile getiren Babacan, "İhtiyaç duyulan şey Merkez Bankası'nın ve aynı zamanda yargı sisteminin bağımsızlığıdır" dedi.

Ali Babacan, Çengdu'da düzenlenen 2026 Tsinghua PBCSF Küresel Finans Forumu'nun "Uluslararası Para Sisteminin Yeniden İnşası" başlıklı panelinde konuştu. Babacan, uluslararası para sisteminin geleceğine ilişkin güven, kapsayıcılık ve uyumlu çalışabilirlik konularına değindi, Türkiye'nin mevcut sorunlarına ilişkin soruları yanıtladı.

"G20'DEN BEKLEDİĞİMİZ SONUÇLARI ÜRETEMEDİ"

Konuşmasına G20 değerlendirmeleriyle başlayan Babacan şu ifadelere yer verdi:

"Türkiye zaten G20 üyesi bir ülke. G20'den beklentimiz hayli yüksekti. Çünkü bütün kıtalar temsil ediliyordu; gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler temsil ediliyordu. IMF, Dünya Bankası, hatta Afrika Birliği ve Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlar da masadaydı. Bu yapıya ilişkin yüksek beklentilerimiz olmasına rağmen, maalesef dünya kamuoyunun beklediği, ya da en azından çoğumuzun beklediği sonuçları üretemedi. Dolayısıyla artık çok taraflılığın hangi forumlar üzerinden ve nasıl işleyeceği konusunda yeni bir düşünceye kesinlikle ihtiyaç var."

Dünyanın birçok ülkesi için gerçekten zor bir dönemden geçiyoruz. Enerji konusunda hepimizi etkileyen fiyat şokları var. İklim değişikliği ve iklim değişikliğiyle mücadelenin finansmanı büyük bir sorun. İklim değişikliği nedeniyle doğal afetler giderek daha fazla yaşanıyor, üstelik deprem gibi doğal afetler de var. Dünyanın giderek daha fazla bölgesinde yaşanan jeopolitik gerilimler de ciddi bir sınama haline geldi. Bu arada, uluslararası para sisteminde kaçınılmaz bir evrim yaşanıyor. Şu an itibarıyla bu evrimin nereye varacağını veya nihayetinde sistemi nasıl şekillendireceğini henüz bilmiyoruz. Türkiye gibi bölgesel güçler açısından öncelik elbette finansal istikrar, ticaret akışlarının sorunsuz işlemesi ve acil durumlarda likiditeye erişimdir."

ÜÇ KONUYA VURGU

Üç konuyu vurgulamak istediğini belirten Babacan, şöyle devam etti:

"Birinci husus, güven meselesidir. Bugün finansal araçların silah haline getirilmesine ilişkin giderek daha fazla örnek görüyoruz ve bu durum güveni çok hızlı biçimde aşındırıyor. Bazı ülkelerin kendi rezervlerine erişiminin sınırlandırıldığını gördüğümüzde ya da işlemler bakımından sınırlamalar getirildiğini gördüğümüzde, özellikle de bu kararlar sadece tek bir ülke tarafından tek taraflı biçimde alındığında, endişe düzeyi giderek yükseliyor ve güven aşınıyor. Ne yapılması gerektiğine ilişkin öngörülebilir kurallara sahip olmamız gerekir. Rezervlere getirilecek sınırlamalar veya kısıtlamalar ya da işlemlere getirilecek sınırlamalar hakkında karar verecek çok taraflı bir mekanizmanın bulunması gerekir. Orantılılık gibi normlara sahip olmamız gerekir; ya da bu yaptırımlar uygulanmadan önce çok taraflı bir gözden geçirme mekanizması olmalıdır. Belki de yaptırımların son çare olarak kullanılması kural haline gelmelidir. Eğer bir yaptırım uygulanacaksa, buna Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ya da bunu yapma yetkisine ve meşruiyetine sahip benzer bir mekanizma tarafından karar verilmelidir. Dolayısıyla güven çok önemlidir ve çok, çok hızlı biçimde aşınmaktadır."

Vurgulamak istediğim ikinci husus kapsayıcılık. Bretton Woods kurumları da dahil olmak üzere birçok uluslararası kurumda söz ve oy ağırlığı hiçbir zaman demokratik ya da adil olmadı. Bunun anlamı şu: Ülkelerin uluslararası kurumlardaki söz hakkının kendi ağırlıklarını yansıtacak şekilde temsil edilmesi gerekir ki bu uluslararası kurumların aldığı kararlar küresel ya da bölgesel meşruiyete sahip olabilsin. Dolayısıyla uluslararası finans kuruluşlarında karar alma süreçleri bakımından kapsayıcılık çok çok önemli bir konudur. Kapsayıcılığın bir diğer boyutu da likiditeye erişimdir. Likiditeye erişim bazı ülkelerin ayrıcalığı olmamalı; bütün ülkeler için öngörülebilir ve erişilebilir bir imkan olarak görülmelidir. Özellikle IMF bünyesinde, ülkelerin belirli kriterlere göre ön yeterlilikten geçirilmesine ilişkin bazı çalışmalar zaten var. Böylece bir acil durum yaşandığında likidite çok hızlı biçimde sağlanabilir. Dolayısıyla kapsayıcılık açısından, söz ve oy ağırlığı ile acil durumlarda likiditeye erişim, üzerinde çalışılması gereken çok, çok önemli alanlardır diye düşünüyorum.

Vurgulamak istediğim üçüncü ve son husus ise farklı sistemlerin birbiriyle uyumlu çalışabilmesidir. Bu, halihazırda birden fazla sistemin bulunduğu bir dönemde olduğumuz anlamına geliyor. Sistemde artık merkezi bir koordinatör yok. Peki hedef ne olmalı? Hedef daha fazla bağlantısallık ve daha fazla ortak protokol olmalıdır. Bu da mesajlaşma ve kimlik doğrulama alanlarında standartlara sahip olmamız gerektiği anlamına gelir. Birden fazla sistemin bulunması muhtemelen kaçınılmaz olacak. Sistemler derken ödeme ağlarından veya dijital para birimlerinden söz ediyorum. Rezerv para birimleri açısından da daha fazla çeşitlenme olacaktır ve bu giderek daha fazla yaşanacaktır. Çünkü güven eksikliği, insanları kaçınılmaz olarak yeni alternatifler, mümkünse daha güvenilir alternatifler bulmaya yöneltir. Farklı sistemler bir arada var oldukça, farklı sistemlerin birbiriyle uyumlu çalışabilmesi çok önemli bir konu haline gelecektir.

Özetle, yeni para düzeninin başarısı kimin kazandığıyla ölçülmeyecek. Bu, birbirimizle savaştığımız bir mücadele değil ve mesele kimin kazanacağı meselesi de değil. Başarı nihayetinde sistemin ne kadar güvenilir ne kadar kapsayıcı ve farklı sistemlerle ne kadar uyum içinde olduğuyla ölçülecek. Türkiye gibi dünyayla güçlü bağları olan ekonomiler açısından hedef, kontrolsüz bir ayrışma değil, ortak kurallar çerçevesinde yönetilebilir bir rekabettir. Aksi halde kendimizi çok daha zor durumların içinde bulabiliriz. Unutmayalım ki mesele yalnızca tek bir rezerv para ihraç eden ülkeden kaynaklanan yayılma etkileri değildir; aynı zamanda orta ve uzun vadede nihayetinde hepimizi etkileyecek olası geri yansıma etkileridir.

ABD-ÇİN ARASINDA "İSTİKRARLI DİYALOG" TALEBİ

Soru-cevap bölümünde G20'nin işleyişine ilişkin değerlendirme yapan Babacan, şunları söyledi:

"G20'nin iyi tarafı, yeterince temsil kabiliyetine sahip olması, ama aynı zamanda etkileşimli bir diyaloğa imkan verecek kadar da küçük olmasıdır. Büyük masalarda, büyük çok taraflı kurumlarda gerçek bir diyalog mekanizması kurmak çok zordur çünkü sayı buna izin vermez. Sadece açıklamanızı yapar ve oradan ayrılırsınız. Fakat G20 masası etkileşimli ve verimli bir görüşme yapılmasına imkan verecek kadar küçüktür. Buna rağmen, bazı ülkelerin kendi tek taraflı siyasi ve ekonomik hedeflerinin peşinden gitmesi G20'nin işleyişine bir ölçüde zarar vermiştir. G20 şu anda iyi işlemiyor. Fakat G20'den önce, bence en acil ihtiyaç ABD ile Çin arasında istikrarlı ve sürekli bir diyalog mekanizmasıdır. Çünkü finansal meselelere baktığımızda ABD ile Çin'in konuşması gerekir. Teknolojiye baktığımızda, özellikle yapay zekanın düzenlenmesi gibi konularda ABD ile Çin'in konuşması gerekir. Jeopolitikten bahsettiğimizde ister dünyanın bu bölgesinde ister başka bölgelerinde yaşansın, yine ABD ile Çin'in birbiriyle konuşması gerektiği görülüyor. ABD ile Çin'in Pekin'de İran hakkında konuşması, artık birçok jeopolitik meselede konuşmaları gerektiği anlamına geliyor. Dolayısıyla bu iki ülke arasında doğrudan iletişim hatları ile istikrarlı iletişim ve diyalog mekanizmaları bulunmalıdır ki diğer çok taraflı platformlar daha verimli ve daha etkili biçimde işleyebilsin."

BAĞIMSIZ YARGI VURGUSU

Katılımcıların Türkiye ekonomisine ilişkin sorularını da yanıtlayan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Türkiye'nin güçlü bir üretim altyapısına ve geniş uluslararası bağlantılara sahip olduğunu söyledi. Türkiye'nin sanayi kapasitesi ve küresel bağlantılarının ekonomik gelişim için önemli bir temel oluşturduğunu ifade eden Babacan, bu potansiyelin değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Ekonomide güven ortamının önemine dikkati çeken Babacan, "İhtiyaç duyulan şey daha iyi bir kurala dayalı yönetimdir. İhtiyaç duyulan şey Merkez Bankası'nın bağımsızlığı ve aynı zamanda yargı sisteminin bağımsızlığıdır. Ayrıca daha güçlü kurumlara da ihtiyacımız var. Daha iyi bir kural bazlı yönetişim sistemiyle ve daha iyi kurumlarla Türkiye'nin bu meseleleri çok daha kolay biçimde çözebileceğini düşünüyorum" diye konuştu.

"MERKEZ BANKASI BAĞIMSIZ OLMALI"

Hükümette olduğu dönemde yönettiği krizleri hatırlatan Babacan, "Ben hükümette olduğum dönemde 2 önemli krizi yönettim. Bunlardan biri kendi iç krizimiz olan 2001 kriziydi; diğeri ise 2008-2009 küresel ekonomik kriziydi. Bu krizlerle, ülkenin sahip olduğu potansiyel sayesinde, çok etkili ve hızlı biçimde başa çıkabildik. Mali kural yoluyla daha öngörülebilir bir maliye politikasına ihtiyacımız var. Merkez Bankamızın bağımsız olması gerekiyor. Ayrıca daha fazla reform yapmamız, sorunlu alanları iyileştirmek için yapısal reformlar gerçekleştirmemiz gerekiyor. Fakat mesele şu ki, uzun yıllar iktidarda kaldıktan sonra, benim de bir dönem içinde yer aldığım mevcut hükümet bazı yorgunluk belirtileri gösteriyor. Dolayısıyla bir yenilenme ihtiyacı var. Yorgunluk döneminin sona ermesi ve bir noktada yenilenme döneminin başlaması gerekiyor. O zaman sorunlar çok hızlı ve etkili bir biçimde çözülecektir" sözleriyle konuşmasını noktaladı.

Kaynak: ANKA

Son Dakika Güncel Babacan'dan Türkiye Ekonomisine Vurgu - Son Dakika

Sizin düşünceleriniz neler ?

    SonDakika.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve sondakika.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.

Advertisement