MHP Grup Toplantısı...(2) - Son Dakika
Son Dakika Logo

MHP Grup Toplantısı...(2)

21.03.2012 15:07

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan'a çağrıda bulunarak, "Sayın Başbakan; muğlak ifadelerle konuşma, muallak duruş sergileme, bin dereden su getirerek niyetini gizleme."

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan'a çağrıda bulunarak, "Sayın Başbakan; muğlak ifadelerle konuşma, muallak duruş sergileme, bin dereden su getirerek niyetini gizleme. Toplama ve çıkarmalarla uğraşma, bizi tariz yollu eleştirdiğin aritmetik işlemlerden asıl sen vazgeç. Samimiysen, içtensen, yüreğin varsa gel her şeyi bir kenara bırakalım ve İmam Hatip Liselerinin orta kısmını birlikte ve güç birliği yaparak açalım. Biz hazırız ve buna varız" dedi.

Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, 'maalesef bölücü çevrelerin azmasında ve zıvanadan çıkmasında AK Parti'nin yönlendirmesi ve cesaretlendirici tutumunun etkili olduğunu, yıkım projesinin her hamlesinin, bu kapsamda atılan her adımı ve kurulan her müzakere masası terörist odakların suyu, ekmeği ve oksijeni haline dönüştüğünü' belirtti. Başbakan Erdoğan'ın kuvvetle muhtemel bu olayları değerlendirecek ve eleştireceğini kaydeden Bahçeli, "Bununla da yetinmeyecek siyasi bölücü BDP'yi sözde hedef

tahtası yapabilecektir. Ancak bu uygun ortamı bölücü ve kanlı yüzlere hazırlayan elbette ve kesinlikle Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümetinden başkası değildir. Mutlaka gördünüz ve izlediniz; günlerdir bahar ayları üzerinden Türk milletine meydan okunmaktadır. Terörün Meclis kadrosu, işbirlikçiler ve dağdaki çete başları koro halinde aynı ihanet nakaratlarını tekrarlamışlar ve dayatmaları kabul edilmezse baharda kan akacağını alçakça ilan etmişlerdir. Gerilmiş sinirler, mevzi almış kızgınlıklar, pusuya yatmış

nefretler bir araya gelmiş, güneşli günlerde milletimizin donacağını ve buz keseceğini iddia etmişlerdir. Lütfen şu sözlere dikkat ediniz ve bölücü küstahlığın ulaştığı seviyeyi vicdan terazinizde tartınız. Müzakereler başlasın, şayet bir şeyler yapılmazsa bahar geliyor. Devlet adım atmazsa, tecrit bitmezse, haberiniz olsun bahar geliyor. Hakkımızı verin, kimliğimizi verin, anadilimizi tanıyın; yoksa bahar geliyor. Demokratik özerkliği kabul edin, anayasal hakkımızı verin; aksi halde bahar geliyor. Ne

geliyorsa gelsin, kim neyi getiriyorsa getirsin, büyük Türk milleti hepsini karşılamaya ve hıyanetin başını ezmeye Allah'a şükürler olsun ki mukadderdir. Bu sözler, baharın muazzamlığına, güzelliğine ve hepimizi büyüleyen ihtişamına mayınlı, kaleşnikoflu, bombalı ve mermili saldırı planlarıdır. İnsanlığı iflas etmiş, vicdanını ve hissiyatını küresel bölücülük lobilerine tutsak bırakmış ne kadar rezil varsa, güneşimizin önüne geçmek için sabırsızlık duymaktadır. Bazı sözde aydınlar da bahar sendromundan

bahsetmişler, sabotajların, terör saldırılarının ve arkası arkasına menfur eylemlerin olabileceğine işaret etmişlerdir. Hasılı, önüne gelen baharla gözümüzü korkutmaya, huzurumuzu kaçırmaya ve endişeye sevk etmeye matuf hareket ve tutum içinde bulunmuştur. Kararlılıkla söylemek isterim ki, bölücünün, BOP'çunun, içimizdeki Kandil ve İmralı şakşakçılarının bir bildiği varsa, Türk milletinin azametli şamarı ve korkusuzca duruşu vardır" dedi.

"BÖLÜCÜ TERÖRÜN MENHUS EYLEMLERİNİ VE HUNHAR SALDIRILARINI ENGELLEMEK ADINA GEREKLİ ÖNLEMLERİ ALMAK LAZIM"

Baharda kanlı dereler, barut kokan çiçekler, kurşun sesleriyle kuşatılmış ovalar, tuzaklarla doldurulmuş dağlar ve şehit anasının feryadını görmek isteyen hainlerin, inşallah milletimizin kahrı karşısında çaresiz kalacaklarını belirten Bahçeli, "Etnik teröre karşı tedbiri elden bırakmamak ve bölücü terörün menhus eylemlerini ve hunhar saldırılarını engellemek adına gerekli önlemleri almak lazımdır. Nihayetinde Türkiye'nin en ciddi sorunlarının başında bölücülük ve terör musibeti gelmektedir. Bilhassa

yeni anayasa hazırlık sürecinde art niyetli mihraklar ellerinden geleni arkalarına koymayacak ve Türk milletinden taviz koparmak için her yolu deneyecektir. Güçlü bir ihtimalidir ki, siyasi iktidarın tolerans ve göz yummasıyla Türk milletini hedefine alan ihanet kumpasları ve bölünme kampanyaları önümüzdeki süreçte etkinlik kazanacak ve yaygınlaşacaktır. Türkiye bir karara zorlanacak, Türk milleti bir seçeneksizlikle imtihan edilecektir. ve bunların denetim, yönetim ve kontrol eş başkanlığının bir ucunda

AKP, diğer ucunda ise yapışık ikizi BDP yerlerini almış olacaktır. Yıkım projesini yeni seferlerle, entrikalarla devam ettirme iddiası bunun bir göstergesi ve belirtisidir. AKP ile BDP'nin aynı çanaktan beslenmeleri, birbirlerini doğrulayan ve tamamlayan farklı sözleri buna dair bir emaredir. İnancım odur ki, beraber ağlayıp, birlikte gülen; bayram günlerinden, yas tutulan dönemlere kadar her şeyi birlikte paylaşan ve yaşayan aziz milletimiz hiçbir şart altında Allah'ın izniyle ayrılıkçı emellere geçit

vermeyecektir" dedi.

"İMAM HATİPLER DÜN HEDEFTİ, BUGÜN DE İSTİSMARIN MERKEZİNDEDİR"

AK Parti'nin eğitim sistemini bütünüyle ele alan kanun teklifinin, tartışmaların ve karşılıklı atışmaların odağı olmayı sürdürdüğüne işaret eden Bahçeli, AK Parti'nin uzlaşmaz, bencil, diyaloga ve işbirliğine kapalı siyasetinin eğitim hayatımızı yeni ve daha büyük sorunların ortasına sürükleyeceğini savundu. Başbakan Erdoğan'ın "Yaptığımız reform, ideolojik değil, pedagojik reformdur" sözlerinin de, bir hüküm ve inandırıcılık tonu içermediğini kaydeden Bahçeli, "Eğitim sistemiyle ilgili görüşlerin 28

Şubatla ilişkilendirilmesi ve imam hatipler özelinde yürütülmesi tabiatıyla AKP istismarının bir başka sonucudur. Parti olarak, 28 Şubat'ın tarafgir ve dikte ettirici yaklaşımını ne kadar çirkin ve kabul edilemez buluyorsak, AKP'nin de siyasi uygulamalarını aynı ölçü ve ayarda değerlendiriyoruz. AKP zihniyeti açıkça kemdanını ve hissiyatını ndi 28 Şubat'ını oluşturmakta ve bunu da insafsızca sürdürmektedir. Başbakan tarafından geçtiğimiz günlerde sarf edilen 'Topla, tankla, Sincan'da yürütülen tanklarla

gelen bir uygulamayı, biz millet iradesiyle düzeltiyoruz' beyanı bu çerçevede son derece manidardır. Başbakan Erdoğan gerçekte bu ibareleriyle yanlışa düşürülmüş ve kılavuzları tarafından bir kez daha yanıltılmıştır. 28 Şubat'ın telafisi; demokrasi standardının yükseltilmesiyle ve çeşitli görüşleri saygı prensibiyle ele alarak hepimizi yakından ilgilendiren bir konuda karar oluşturulmasıyla mümkün olacaktır. Vesayetin panzehiri, darbeci zihnin ilacı toleranstan vazgeçmek değil, dinlemek, konuşmak ve

iletişim kurmaktır. Oysaki Başbakan Erdoğan; demokrasi karşıtı bir siyasi tutumla hareket etmiş ve partisinin 28 Şubat'ın hormonlu bir ürünü olduğunu yeniden tescil etmiştir. Dün demokrasinin kafasında tank geziyordu, bugün AKP'nin balyozu durmaktadır. İmam Hatipler dün hedefti, bugün de istismarın merkezindedir. Biliniz ki 28 Şubat neyse, AKP zihniyetinin yönetimi ve iktidar uygulamaları aynısıdır" dedi.

"İMAM HATİP LİSELERİNİN ORTA KISMINI BİRLİKTE VE GÜÇ BİRLİĞİ YAPARAK AÇALIM"

"Önce şunu söylemeliyim ki, Milliyetçi Hareket Partisi'nin İmam Hatip Liselerinden rahatsız olduğunu söylemek için bir insanının ya beyninde ileri düzeyde hasar ya da Recep Tayyip Erdoğan olması yeterlidir" diyen Bahçeli,

"Bizim rahatsız olduğumuz tek konu, böylesi kıymetli liselerimizden AKP'nin yönetiminde bulunan zevatın çıkmış olmasıdır. İmam hatiplerin varlığı tıpkı diğer liseler ve eğitim kurumları gibi memnuniyet vericidir. Bu okullardan mezun olan kardeşlerimizin ihlas sahibi kişiler olarak,

ülkemize çok hayırlı hizmetler yaptığı bizim açımızdan berraktır. Buradan, Başbakan Erdoğan'a samimi bir çağrıda bulunmak ve kendisine partimizin teklifini duyurmak istiyorum: Sayın Başbakan; muğlak ifadelerle konuşma, muallak duruş sergileme, bin dereden su getirerek niyetini gizleme. Toplama ve çıkarmalarla uğraşma, bizi tariz yollu eleştirdiğin aritmetik işlemlerden asıl sen vazgeç. Samimiysen, içtensen, yüreğin varsa gel her şeyi bir kenara bırakalım ve imam hatip liselerinin orta kısmını birlikte ve

güç birliği yaparak açalım. Biz hazırız ve buna varız. İmam hatipte okumak isteyen çocuklarımızın önünü açalım ve bir hakkı teslim edelim. Kur'an-ı Kerim'i okullarda seçmeli ders yapalım ve çağın manevi hastalığına evlatlarımızın yakalanmaması için önlem alalım" dedi.

"BAŞBAKAN BİZİMLE UĞRAŞMAYI BIRAKSIN DA KENDİ DERDİNE YANSIN"

Başbakan Erdoğan'ın geçen hafta grup toplantısında partimizi CHP'nin vagonu olmakla itham ettiğini, bayatlamış ve modası geçmiş söz oyunlarına yüzü kızarmadan yeniden başvurduğunu savunan Bahçeli, "Esasen hem lafın ciddiyeti, hem de söyleyenin kalitesi fazlasıyla bulanıktır. Geçmişte, kimi zaman AKP'ye koltuk değneği olmakla, kimi zaman da CHP'nin yanında durmakla eleştirildik. Velakin bunda da bir hayır vardır dedik, güldük ve yürüdük geçtik. Ancak unutulmasın ki, Milliyetçi Hareket; büyük Türk

milletinin haricinde herkese eşit uzaklıkta duran bir partidir. Aynı zamanda 43 yılın emeği, çilesi ve vatan mücadelesiyle duvarlarını ören; bir asrı aşan fikri çizgisinin olgunluğuyla iktidara mdanını ve hissiyatını talip bulunan; şehidiyle, gazisiyle, millet hizmetine feda edilmiş ömürlerin üzerinde yükselen milli ve manevi hilaller terkibidir. Aslı astarı olmayan bir şekilde, bizi CHP'nin vagonu olmakla suçlayan Başbakan Erdoğan, acaba BOP'un yol çavuşu, zalimliğin makasçısı, işgalin kondüktörü olduğunu

ne zaman anlayacaktır? Kendi partisinin okyanus ötesinin filikası, haçlıların muhbiri, küresel operasyonların furgonu ve vahşi Batı'nın sureti haktan görünen çakma Redkiti olduğunu ne zaman fark edecektir? Başbakan bizimle uğraşmayı bıraksın da kendi derdine yansın. İki cihanda da vereceği hesap için, bugünden zahmet edip biraz vicdan muhasebesi ve nedamet gösterisi yapsın. Zira yenilen kul haklarının, söndürülen umutların, münafıklık alametlerinin, yalan, dolan ve kibrin Yüce Dinimizde hangi cezalara ve

yaptırımlara bağlandığı da malumlarınızdır. Ümit ederim ki, Başbakan Erdoğan ve yakın çevresi de bunları biliyor ve idrak ediyor olsun" dedi.

SURİYE'DEKİ OLAYLAR

Suriye'deki olaylara değinen Bahçeli, bir yıl içerisinde kanlı saldırılar, çatışmalar ve iç savaş görüntüsünün Suriye'yi perişan ettiğini ve Suriye halkını canından bezdirdiğini ifade etti. Arap Baharı'na hakim olan sokak dilinin, kavga ve kutuplaşma üslubunun, muhalif tezgahlama sürecinin Suriye'yi de kuşattığı ve soluk alamaz hale getirdiğinin ortada olduğunu belirten Bahçeli, "Çıkan ayaklanma ve isyan dalgaları, komşu ülkelerin, yakın coğrafyaların hayat damarlarını tıkamış ve cinnet manzaralarını

vizyona sokmuştur. BOP'un planları bu minvalde saat gibi işlemekte ve mesafe almaktadır. Saddam'ı idam edenler, Bin Ali'yi kaçırtanlar, Hüsnü Mübarek'i idamla yargılayanlar, Kaddafi'yi linç edenler aynı kirli ve küresel planlamanın tarafları ve aktörleridir. Sıkıntı ve sorunun hiç eksik olmadığı yakın coğrafyalar ve eski hakimiyet havzalarımız esasen bitmeyen bir paylaşım ve güç mücadelesinin merkezinde yer almaktadır. Kabil'den Sana'ya, Şam'da Mogadişu'ya, Bağdat'tan Bosna'ya kadar zalimliğin, zorbalığın

ve otoriter idarelerin etkinlik kazanması, aslına bakarsanız buralardaki ekonomik varlıkların Batı'ya çok düşük maliyetlerle aktarılmasını güvenceye almıştır. Çevremize kuş bakışı odaklandığımızda zalim yüzleri, sindirilmiş halkları ve yüzyıllardır doymak bilmeyen emperyalist iştahı açıklıkla görebiliriz. Bu itibarla Arap Baharı, her zaman söylediğimiz gibi, toplumsal ihtiyaçlardan ilhamını almış, bir fikre dayanmış, taleplerinin farkına varmış içsel bir uyanış değildir. Dış tazyikli olduğu için, yönetimler

veya yöneticiler değişse de, hatta rejimler çökse de, değişim dalgası sosyolojik yapıdan feyzini almadığı için aynı düzen, aynı mantık farklı yüzlerle devam edecektir. Sıkılmış yumrukların açılması kalıcı sosyal, siyasal ve ekonomik uzlaşma sağlanamadığı müddetçe, bir şeyi değiştirmeyecektir" dedi.

"SURİYE, KIŞA DÖNEN ARAP BAHARI'NIN SON UĞRAK YERİDİR"

Arap Baharının; Kuzey Afrika ve Ortadoğu'ya, BOP kılavuzluğunda yerleştirilmiş zaman ayarlı bomba olup, arkası arkasına patladığını vurgulayan Bahçeli, şunları söyledi:

"Bunun sürecin sorumlusu ve gece bekçisi de şu feleğin işine bakın ki, Adalet ve Kalkınma Partisidir. Suriye, kışa da mdanını ve hissiyatını önen Arap Baharı'nın son uğrak yeridir. Bu ülke hala çözülememiş, yönetim ile halk arasındaki bağ kırılamamıştır. Arap Liginin cephe alması, izolasyonları, Batı'nın baskıları, Başbakan Erdoğan'ın hamasi nutukları henüz bir netice doğurmamıştır. Ayrıca Dışişleri Bakanlığının, Suriye'de bulunan vatandaşlarımıza bu ülkeden ayrılmaları konusundaki ikazı da, küresel bir

planın ayak sesleri olarak yorumlanmalıdır. Başbakan Erdoğan'ın 'Türkiye, Suriye'deki duruma ilişkin her tür olasılığı masaya yatırdı' sözleri, AKP'nin geri dönüşü olmayan bir yola girme düşüncesi olarak okunabilecektir. Öte yandan sınırlarımıza yönelik mülteci göçü hareketlenmiştir. En son veriler kapsamında diyebiliriz ki, bugüne kadar ülkemize gelen Suriye vatandaşı 29 bin 301 kişi olmuş, ülkelerine geri dönenlerin sayısı da 13 bin 322 düzeyinde kalmıştır. Ancak Suriye'den göç edenlerin sayısı her geçen

gün artış göstermektedir. Biz geçmişte, göçlerden kaynaklanan sorunları bir hayli yaşadık. Bugün PKK kamplarından birisi olan Mahmur, Saddam baskısından kaçarak önce ülkemize sığınan, sonra da tekrar sınır ötesine gidenler tarafından kurulmuştur. Bununla birlikte 1990'lı yılların başında, yine dönemin CIA başkanının ülkemizde, tıpkı bugünkü en üst düzeyde ağırlanması ve arkasından ABD planlarının devreye sokulması bugünle paralellik ihtiva etmektedir. Türk askerinin başına çuval geçirenler, acaba şimdi de

Başbakan ve hükümetinin başına, Suriye'den göç edenleri mazeret yaparak yeni bir çuval mı geçirecektir? Bu kapsamda, AKP hükümeti son derece dikkatli yaklaşmalı, şaibeli ilişkilere taraf olmaktan ve Türkiye'ye ek külfetler yükleyecek irtibatlardan mutlaka kaçınmalıdır. Suriye meselesine aklıselim ve sağduyu içinde bakmalı, tarihi ve akrabalık bağlarını gözetmeli, komşuluk hukukunu çiğnememeli ve aziz milletimizi riske atacak her adımdan uzak durmalıdır. Hala haber alınamayan iki gazetecimizin bulunması için

de her temas ve girişim acilen gerçekleştirilmelidir." - ANKARA

Kaynak: İHA

Advertisement