Aym'nin Balbay Kararı: Makul Bir Denge Gözetilmedi - Son Dakika
Son Dakika Logo

Aym'nin Balbay Kararı: Makul Bir Denge Gözetilmedi

Aym\'nin Balbay Kararı: Makul Bir Denge Gözetilmedi
13.12.2013 11:23

Anayasa Mahkemesi'nin CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay'a ilişkin hak ihlali kararının gerekçesinde, makul olmayan bir şekilde tutuklu kalmanın, yasama faaliyetlerine katılmayı engellediği bertildi.

Anayasa Mahkemesi'nin CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay'a ilişkin hak ihlali kararının gerekçesinde, makul olmayan bir şekilde tutuklu kalmanın, yasama faaliyetlerine katılmayı engellediği bertildi. Gerekçede, "Başvurucunun milletvekili olduktan sonra tutuklu kaldığı süre de gözetildiğinde, seçilme ve milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik bu ağır müdahalenin ölçülü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu söylenemez" denildi.

CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay'ın uzun tutukluluğa ilişkin Bireysel Başvurusu'nu kabul edilebilir bularak ihlal karar veren Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararı Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. Balbay hakkında yürütülen soruşturmanın kapsamında 5 Mart 2009 tarihinde gözaltına alındığı 6 Mart 2009 tarihinde ise tutuklandığının belirtildiği gerekçede, Balbay'ın suç işlediğinden şüphelenilmesi için inandırıcı nedenlerin bulunmadığı halde salt gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklandığı ve tutukluluğun sürdürüldüğü iddiasının yerinde olmadığına dikkat çekildi. Gerekçede, tutuklama ve tutukluluğu devamı kararlarında mahkemelerin bu konudaki hukuki yetki ve görevleri çerçevesinde kararlarını verdiklerinin anlaşıldığına dikkat çekilerek, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklandığından ve tutukluluğunun sürdürüldüğü ididasının açıkça dayanaktan yoksun bulundu. Balbay'ın 1 Temmuz 2008 tarihinde soruşturma kapsamında ilk kez gözaltına alındıktan sonra tutuklama istemiyle nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanmadığının anımsatıldığı gerekçede, "Bu dönemde kaçma, saklanma, delilleri karartma veya yeni bir suç işleme yönünde şüphe oluşturmasına neden olacak bir olay yaşanmamıştır. Milletvekili seçildikten sonraki dönem bakımından da kaçma saklanma delillerin karartma veya yeni bir suç işleme yönündü şüphelerin varlığı iddia edilemez 5 yıl 5 aya yaklaşan tutukluluk süreci soyunca hangi nedenlerle adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı öğrenebilme şansı da olmamıştır. Tutukluluğun devamı kararlarında şartları gerçekleşmeden gerekçesiz olarak verilmiştir" denildi.

-TUTUKLAMA NEDENLERİ GEREKÇELERLE GÖSTERİLMELİ-

Anayasa'nın 19. Maddesiyle kişilerin yargılanmasının makul sürede bitirilmesini ve soruşturma ile kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakkının güvence altına aldığının anımsatıldığı gerekçede, masumiyet karinesi rağmen tutukluluğun devamın ancak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına nazaran daha ağır bir kamu yaranını mevcut olması durumunda haklı görülebileceği kaydedildi. Uzun tutuklulukta makul sürenin de irdelendiği gerekçede, "Tutuklama tedbirine, kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hala devam ettiğinin gerekçeleriyle gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler ilgili ve yeterli görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir" denildi.

- MİLLETVEKİLİ SIFATIYLA TEMSİL YETKİSİ FİİLEN KULLANILABİLMELİ-

6 Mart 2009 tarihinde tutuklanan Balbay hakkında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 5 Ağustos 2013 tarihinde mahkumiyet hükmü kurulduğunun bu nedenle de "makul sürede" dikkate alınması gereken sürenin 4 yıl 5 ay olduğunun belirtildiği gerekçede, Mustafa Balbay hakkındaki soruşturmanın milletvekili seçilmesinden çok önce başlatıldığı, tutuklu olarak yargılanırken 12 Haziran 2011'de yapılan genel seçimde milletvekili seçildiği anımsatıldı.

Seçilme hakkının sadece seçimlerde aday olma hakkını değil aynı zamanda seçildikten sonra milletvekili olarak parlamentoda bulunma hakkını da içerdiğinin belirtildiği gerekçede, "Kişinin seçildikten sonra milletvekili sıfatıyla temsil yetkisini fiilen kullanabilmesi gerekir. Seçilmiş milletvekilinin yasala faaliyetine katılmasına yönelim müdahale sadece onun seçilme hakkına değil aynı zamanda seçmenlerini serbest iradelerini açıklama hakkına da yönelik bir müdahale teşkil edebilir. AİHM, milletvekili seçmen ilişkisinden hareketle ifade özgülüğünün halkın seçilmiş temsilcileri için özellikle önemli olduğunu, zira milletvekilinin seçmeni temsil ettiğini onların taleplerine dikkat çekerek menfaatlerini savunduğunu, dolayısıyla bir muhalif milletvekilinin ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin daha sıkı bir denetimi gerektirdiğini vurgulamıştır" ifadelerine yer verildi.

-YASAMA FAALİYETLERİNE KATILMASINI ENGELLEDİ-

Anayasayla milletvekillerinin işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle tutuklanma, sorgulanma ve yargılanmaya karşı yasama faaliyetlerine aksatmadan katılmalarını emin etmek için dokunulmazlık yoluyla koruma altına alındığının anımsatıldığı gerekçede, dokunulmazlık güvencesinin milletvekillerine tanına bir ayrıcalık olmaktan ziyade seçmenin görüş ve düşüncelerinin siyasal alanda gereği gibi yansıtılmasını sağlamaya dönük koruyucu tedbir olduğu vurgulandı.

Milletvekili dokunulmazlığına getirilen sınırlamalara da dikkat çekilen gerekçede, Başvurucunun seçilme hakkına bir müdahalenin söz konusu olmadığının belirtildiği gerekçede, Balbay milletvekili seçildikten sonra tahliye edilmediği için TBMM'de yemin edemediği ve milletvekilliği görevini fiilen yerine getiremediği vurgulandı. Gerekçede, "Milletvekili görevin yerine getirilmesine engel olan tutukluluk halinin milletvekili olarak siyasi faaliyet ve temsil hakkını engellemesi nedeniyle seçilme hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır'' değerlendirmesi yapıldı. Mustafa Balbay'ın milletvekili seçildikten sonraki tahliye taleplerinin ilgili mahkemeler tarafından reddedildiği belirtilen gerekçede, "Başvurucunun milletvekili seçildikten sonraki tahliye taleplerinin reddine ilişkin kararlarda başvurucunun seçilme ve temsil hakkıyla yargılamanın tutuklu olarak sürdürülmesindeki kamu yararı arasında makul bir dengenin gözetilmediği, dolayısıyla Anayasa'nın 19. maddesinin 7. fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir" denildi.

-AĞIR MÜDAHELE DEMOKRATİK TOPLUM DÜZENİNİ GEREKLERİNE UYGUN DEĞİL-

Başvurucunun makul olmayan bir şekilde tutuklu kalması, yasama faaliyetlerine katılmasını engellediğinin vurgulandığı gerekçede, Balbay'ın milletvekili olduktan sonra tutuklu kaldığı süre de gözetildiğinde, seçilme ve milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik ağır müdahalenin ölçülü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğunun söylenemeyeceği ifade edildi.Gerekçede, Adalet Bakanlığı'nın görüşüne de yer verildi. Bakanlık Anayasa Mahkemesi'ne sunduğu görüşünde şu değerlendirmede bulundu:

"Adalet Bakanlığı görüşünde başvurucunun, "Silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile alma, çalma, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etme, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme ve açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme" suçlarını işlediği iddiasıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan bir dava kapsamında tutuklu olarak yargılandığını ifade etmiştir."

Gerekçede, bakanlığın, davanın 22 ayrı iddianame ile açılan farklı davaların aralarındaki fiili ve hukuki irtibat nedeniyle birleştirilmesi sonucu kapsamlı bir dava olduğunu, bu davada başvurucu ile beraber toplam 275 sanığın yargılandığını ve dava dosyasının yaklaşık 3 bin 500 ek delil klasöründen oluştuğunu; davaya bakan mahkemenin haftanın dört günü duruşma yaptığını, AİHM'in başvurucu ile aynı davada yargılanan bir kişinin başvurusu üzerine verdiği kabul edilemezlik kararında ağır organize suçlara ilişkin olarak çok sayıda sanık hakkında yürütülen ceza davasının karmaşıklığına ve kapsamına nazaran, somut olayda yargılama makamlarına atfedilecek ve yargılama sürecini uzatan bir hareketsiz kalma sürecinin bulunmadığını tespit ettiğini, buna göre başvuru konusu yargılamada süreci uzatan bir durumun bulunmadığını savunduğu kaydedildi.

-TUTUKLULUĞUN DEVAMI GEREKÇESİ YETERLİ DEĞİL-

Tutuklamanın devamına karar verilirken, davanın genel durumu yanında, tahliyesini talep eden kişinin özel durumunun dikkate alınması ve bu anlamda tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesinin bir zorunluluk olduğunun vurgulandığı gerekçede, "Başvurucunun tahliye taleplerini inceleyen mahkemeler, bu talepleri reddederken gerekçelerini yeterince kişiselleştirmemiş, aynı zamanda milletvekili seçilmiş olan başvurucunun kaçacağına ya da delilleri karartacağına dair inandırıcı somut olgular ortaya koyamamıştır" denildi. Mahkemenin, 6352 sayılı Kanun kapsamında tutukluluk halinin yeniden değerlendirilmesi talebi üzerine verdiği kararında yer alan, dava kapsamında yargılanan sanıklardan birkaçının kaçması ya da kaçmaya teşebbüs etmesi, yine bazı sanıkların delilleri karartma girişiminde bulunması şeklindeki gerekçelerinin, diğer sanıkların da bunları yapabileceğine dair karine olarak değerlendirilemeyeceği belirtildi. Gerekçede, "Bu nedenle, aynı davada yargılanan bazı sanıkların durumlarından hareketle genelleme yapılarak diğerlerinin de aynı davranışta bulunabileceğini varsaymak, kişiselleştirmeyi engellediği gibi, özgürlüğün esas, tutukluluğun istisna olduğu yönündeki anlayışla da bağdaşmaz. Bu çerçevede tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda ileri sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez" denildi.

-TUTUKLU KALDIĞI SÜRE MAKUL DEĞİL-

Anayasa Mahkemesi'nin gerekçesinde, milletvekili seçildikten sonra yapmış olduğu tahliye talebi ile ilgili karar ve bu karara itiraz üzerine verilen karar tarihinde başvurucunun yaklaşık 2 yıl 4 ay tutuklu kaldığı ifade edilen gerekçede, şu değerlendirmeye yer verildi:

"Tutuklama yerine öngörülen adli kontrol hükümlerinin 6352 sayılı kanunla yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 5 Temmuz 2012 tarihinden itibaren başvurucu lehine de uygulanma imkanı ortaya çıkmıştır. Buna rağmen, anılan kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılan müdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından, mevcut adli kontrol tedbirlerinin yeterince dikkate alınmadığı sonucuna varılmıştır. Bu sonuç, 6352 sayılı kanunun yürürlüğe girdikten sonraki tahliye talepleri üzerine verilen kararlar bakımından daha belirgindir. Bu durumda, tutukluluğun devamına karar verilirken yargılamanın tutuklu sürdürülmesinden beklenen kamu yararı ile başvurucunun seçilme ve milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkı arasında ölçülü bir denge kurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı sürenin makul olmadığı sonucuna varılmıştır" ifadelerine yer verildi. Aslolanın halkın siyasi iradesinin engellenmemesi ve hakkın özünün etkisiz hale getirilmemesi olduğunun vurgulandığı gerekçede, seçilmiş milletvekillerinin yasama faaliyetlerini yerine getirmelerini engelleyecek ölçüsüz müdahaleler halk iradesiyle oluşan siyasal temsil yetkisini ortadan kaldıracağı, seçmen iradesinin parlamentoya yansımasını önleyeceği kaydedildi. Başvurunun, tutuklanmayı haklı gösterecek somut olay, olgu ve bilgi mevcut olmadığı halde tutuklandığı iddiası yönünden 'açıkça dayanaktan yoksun olması', adil yargılanma hakkı ile ifade hürriyetinin ihlal edildiği iddiaları yönünden 'başvuru yollarının tüketilmemiş olması' nedenleriyle kabul edilemez olduğunun belirtildiği gerekçede, seçilme hakkının ihlal edildiği ile tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiaları yönünden başvurunun kabul edilebilir olduğu belirtildi.

Kaynak: ANKA

Son Dakika Güncel Aym'nin Balbay Kararı: Makul Bir Denge Gözetilmedi - Son Dakika


Advertisement