(İSTANBUL) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İBB davasının ilk gününün ardından Silivri'de yaptığı açıklamada, " AK Parti'nin, MHP'nin milletvekillerine sesleniyorum: Gelin yarın izleyin şu duruşmayı. 'Ben bir sevdiğimi bu hakimin adaletine emanet ederim' derlerse, ben bir daha bu mahkemeye gelmeyeceğim. Gelsinler bir baksınlar şuraya. Dalga mı geçiyorsunuz? Böyle saçmalık olur mu? Kendinize gelin. AK Parti'yi ciddiyete davet ediyorum, ahlaka davet ediyorum. Bu kadar utanmazlığın dibine vurulmaz. Rakip yeneceğim diye bu kadar haksızlık yapılmaz" dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İBB davasının ilk gününün ardından Silivri Cezaevi önünde açıklama yaptı. Özel, şunları kaydetti:
"Bugün aslında nihayet, 'nihayet yargılama başladı' demek isterdik. Ancak öyle bir liyakatsizlik, öyle bir iş bilmezlik, öyle bir 'majestelerinin yargısı' olmaya adanmışlık durumuyla karşı karşıyayız ki hepiniz gördünüz, yargılamayı dahi başlatamadılar. Öyle bir heyetle karşı karşıya kaldık ki bu heyetin bu yargılamayı götüremeyeceği, vereceği karara kimsenin inanmayacağı, kimsenin burada adaletin bırakın sağlanmasını 'mış gibi yapılmasını' bile taşıyamayacak bir heyetle karşı karşıya olduğumuzu büyük bir üzüntüyle takip ettik. Öyle ki bütün Türkiye bu yargılamayı bekliyor. Avukatlar yargılamadaki usulü soruyorlar, gidip 'odama kabul edemem, kimseyle görüşemem' diyor. Oysa ki nasıl bir yargılama yapacağını anlatması lazım. ya bunu yazılı yapması lazım ya da müvekkiller adına Çağlayan Adliyesi'nde başvuranlara, hiç değilse oradaki kalemin nasıl bir yargılama yapacağını söylemesi lazımdı. 'Duruşma günü şifahi yapacağım' dedi."
Duruşma günü gelince önce yoklama yapacak değil mi? Yoklama yapacak. Yoklama yapmadı, yapmayı unuttu. Şimdi akşamüstü kapris yapıyor, 'çok hatırlattığınız yoklamayı yaparım yarın' diye. Bir kere kim bu salonda sormadan, avukatlarını sormadan, yoklama yapmadan kendince yargılamaya geçmeye çalıştı? Tabii ki avukatlar söz aldılar ve birtakım talepler oldu. Bu taleplerle ilgili eli ayağına karıştı. Sonra da şöyle bir durumla karşılaştık hep beraber. Çok basit bir soru var: Önce tutuklu olanların konuşacağı kesin ama en az iddia olandan en çok iddia olana, en az eylem olandan en çok eylem olana mı, tam tersi mi? Bu kararı bile önceden söylememiş. Kaleme gidip sormuşlar, söylememiş. Bugün ortaya bir liste çıkardı. 'İlk Aykut Erdoğdu ile başlayıp en son Ekrem İmamoğlu ve Fatih Keleş ile bitireceğim' dedi. O liste dünden evvelsi günden Yeni Şafak gazetesinin elinde vardı. Avukatlar da dedi ki 'Sen yandaş bir gazeteye verdiğin şeyi savunma yapacak avukatlara nasıl söylemezsin?' ve o Yeni Şafak'ın listesi doğru çıktı deyince paniğe kapıldı, salonu boşaltmaya kalktı.
Sen kimsin, bir yıldır gözü yaşlı aileleri o salondan çıkartacaksın, milletvekillerini o salondan çıkartacaksın? Sonra 13.30'a kadar, 2–2,5 saat bir ara verdi. 'Çıksınlar' dedi. Çıkılmadı, geri geldi. Bu sefer ne yapacağını şaşırmış haldeyken, kontrolü kaybetmiş bir şoförün otobüsünde kim gitmek ister? Haklı olarak avukatlar reddi hakim talebinde bulundular. Niye reddi hakim talebinde bulundular? Çok basit şekilde söyleyelim. Birincisi, 41 tane ağır ceza mahkemesi var Çağlayan Adliyesi'nde. Bir yıldır hepimiz biliyoruz, hepiniz biliyorsunuz. Bütün muhabir arkadaşlara bugün söyleyince kafa sallıyorlar. Yabancı muhabir arkadaşlara da yardımcı olun. 41 mahkemeden Anayasamız gereğince rastgele birine düşecek. ve düştüğü yerdeki hakim görecek, doğal hakim ilkesi gereğince. Dokuz aydır '40'a düşecek' deniyordu. 40'a düştü değil mi? yüzde 2,11 ihtimal denilen mahkemeye düştü. Mahkemenin bir hakimi, iki tane de üyesi vardı. Bu mahkemeye yeni üyeler yolladılar. ve o istedikleri hakimin yanına üç tane daha üye koydular. Bugün ikisi buradaydı, mahkemedeydi, kürsüdeydi. Özel görevlendirilmiş siyasi başsavcı Akın Gürlek'in özel ayarladığı mahkemeye düştü. Oraya da iki tane daha özel hakim kondu, onlardan heyet oluşturuldu. Şimdi ne beklersiniz? Herhalde Türkiye siyasi tarihinin en mühim üç–beş davasından biri değil mi? Demokrat Parti'nin darbeden sonra yargılandığı dava. 12 Mart ya da 12 Eylül'den sonra yargılamaları… İlk üç davadan biri. Ne ister? Tecrübe ister değil mi? Tecrübe ister. Bugün kürsüdeki hakim, 1. sınıfa ayrılmak için 10 yılı geçmiş olması lazım. Neyle geçiyor? Avukatlıkta yaptığı sürenin üçte ikisi sayılarak geçiyor. Bu kadar tecrübesiz bir hakim. Diğer ikisi 2024 Mayıs'ta kura çekmişler. Bu Mayıs'ta ikinci yıllarını kutlayacaklar. Normalde Anadolu'nun mütevazı bir adliyesinde kıdem alıp çalışıp başarı göstermeye çalışıyor olmaları lazımken, Türkiye siyasi tarihinin en mühim davasında kürsüdeler. Bir yıl 10 aylık tecrübeleriyle. Normalde burada ne beklersin? Tecrübeli, kıdemli hakimler, ağır ceza hakimleri. AK Parti gençlik kollarından ayarlayacak ya… Bu dönemde özel mülakatta 'reis deyince aklına ne geliyor?' sorusuna 'Recep Tayyip Erdoğan' diyecek ya, cep telefonunda 'Dombra' çalan bir hakim olacak ya, onu getirmişler buraya.
Reddi hakim talebi var. Kanun böyle, nal gibi yazıyor. Açık. Reddi hakim talep edilince başka hiçbir iş yapılmaz, buna karar verilir diyor. Ki insanlar itiraz etsin, üst mahkemeye gitsin. Sen daha duracaksın mı durmayacaksın mı? Bütün öğleden sonra dört saat reddi hakim talebini oyalıyor, oyalıyor. Başka bir şey soruyor, başka bir şey soruyor.
Reddi hakim talebi Ekrem İmamoğlu adına yapılıyor. Daha önce Ergenekon davasında reddi hakim talebinde yargılanan kişiye, istemesine rağmen avukatlardan sonra söz verildi diye dava bozulmuştu. Ekrem Başkan ve avukatları bunu hatırlatıyor. Hemen Ekrem Başkan'a söz vermesi lazım. 'Birazdan avukatlardan sonra' diyor. Avukatların sözü bitince Ekrem Başkan'a söz vermeden reddi hakim talebini reddedip kaçmaya kalkıyor. Daha ilk günden. Tiyatro desen, önceden yazılmış desen hiç olmazsa düzgün bir şey yazılır, ona sadık oynanır. Savruluyor. Karşısında ömrü ceza yargılamasıyla geçmiş tecrübeli avukatların bilgisi karşısında eziliyor, büzülüyor, kıvranıyor; bir de çirkefliğe başvuruyor.
Hiçbir şey olmasın, karşında suçsuzluğu ya da suçu ispatlanıp yetmez; mahkeme kararı yetmez; istinafta onaylanıp yetmez; Yargıtay'da kesinleşene kadar masum ve İstanbul'un son seçilmiş belediye başkanı var. Sen içeride tutuyorsun diye görev yapamıyor. 15,5 milyon kişinin oy verip seçtiği, 25,5 milyon kişinin 'tutuksuz yargılansın' diye imza verdiği kişiyi kürsüye çağıracak, 'sanık Ekrem' diyor. Aileler itiraz edince üç–beş kez 'Ekrem, sanık Ekrem' diyor. Sonra itirazlar gelince, salonda uğultu yükselince beceriksiz, kabiliyetsiz, kifayetsiz, yeteneksiz bir şekilde titreyerek 'Ekrem Bey, siz…' falan demeye başlıyor. Kardeşim, bir yola çıktıysan ya yaptığının arkasında duracaksın ya hiç onu yapmayacaksın. Bugün kapatırken avukatlar diyor ki 'Şunu şöyle dedin yapmadın, bunu böyle dedin yapmadın.' Böyle diyor. 'Yarın yaparım zaten, yoklamayı da almadım diye kızdınız ya.' ya lafa bak: 'Kızdınız ya, yoklama almadan başlamışım.' Bakın arkadaşlar, ne geldi başına… Karikatür olmaz. Karikatür film olsa saçma diye yapmazlar bunu. Komedi filminin sahnesine koymazlar. Araya bir avukat karışmış. Yoklama almadı ya, kimin ne olduğunu bilmiyor. Söz talep edince vermiş. Hanımefendi anlatıyor; bu davaya müdahil olmak isteyen birisinin avukatıymış. Konuşup konuşup talepte bulundu, bunu da dinledi.
Oysa ki davayı yapacaksın, başlatacaksın. Bunlar başvuracak, müdahil olmak isteyecekler. Müdahillik talebini kabul edersen o avukat konuşmaya başlayabilir. Sokaktan bir cübbe bulan herhangi birisi şakasına gelse, giyse cübbe, içeri girse onu da konuşturacak. Yoklama almadığı için, kayıt almadığı için kimin kim olduğunu bilmediği için. Öyle bir haldeyiz ki bu iş burada nasıl gidecek bilmiyorum. Ama eline yüzüne bulaştırma ihtimali iyi ihtimal. İyi ki böyle bir heyet var. Millet görsün bunların ciddiyetini. Millet görsün bu iftiralara karşı nasıl bir heyet tercih edildiğini. Kendisine verilmiş görevi yapmaya gelmiş bir heyetle karşı karşıyayız. Vallahi billahi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak utandım ya. Utandım. Altı saat izledim. Böyle utandım, utandım. Söyleyecek söz bulamadım ya. Bu kadar mı düştünüz ya? Bu kadar mı düştünüz? Mahkeme başkanı dışında üç hakim var, ikisi kürsüde görev yapıyor. Toplam kıdemleri 11 yıl: iki, iki, yedi.
Ve devasa 4 bin sayfa iddianame olan, 2 bin 400 yıl ceza istenen dünyanın en karmakarışık iddianamesinin içinden çıkacak adam heyecandan mahkemenin kapısını bulamıyor çıkmak için ya. Yanlış yolda dış tarafa gidiyorlar, birbirine tokuşuyorlar. Böyle bir mahkemede cübbeyi giyip de milletin önünde soyunup milletin önünde cübbe giyen ciddiyetsizlerle muhatabız ya. Bu ülkede ne hakimler var, ne yargıçlar var. Ama onu oraya sür, bunu buraya sür. Tayyip Bey'in ekmeğine yağ sürecek birini bul. Bula bula bunları bulmuşlar. Ciddiyetten uzak, paçalarından acemilik akan. Öyle bir durumla karşı karşıyayız ki hakikaten insan şuraya gelen bu kadar avukata, 81 il başkanına, milletvekillerine, yurt dışından izleyenlere, büyükelçilere dönüp sormak istiyor: Ne yaptınız siz bugün? Ne yaptınız ya? Ne yaptınız? Beceriksizler. Ne yaptınız siz ya?
Bir yıldır tutuklu bu insanlar. Nihayet hakim karşısına çıkmış, sözünü söyleyecek. 'Sanık Ekrem, sana söz vermeyeceğim' diyor. '1,5 ay sonra söz vereceğim' diyor. Her bir avukatın talebi karşısında bocalıyor, şaşırıyor, ne yapacağını bilmiyor. Biz hakikaten 'buraya yargılanmaya değil, yargılamaya geliyoruz' derken bu iddianamedeki delillerin yetersizliğini söylüyoruz. İşte gizli tanık vardı mesela. Ekrem Başkan tutuklanırken gizli tanık saymış dökmüş. 'Ben gördüm' diyor, 'ben duydum' diyor. Çınar'ın ifadeleriyle Ekrem Başkan tutuklanmış. Gizli tanık Çınar sonradan kendisine verilen sözler tutulmayınca vazgeçmiş. Biraz da oynatmış. Gizli tanık Çınar'ın dedikleri olmasa Ekrem Başkan'ı tutuklayacak bir şeyleri yok. Bir gerçek tanık yok, bir ispat yok, bir şey yok. Gizli tanık İlke bulmuşlar. Çınar'ın söylediklerini kopyala-yapıştır, yazım hatasına kadar İlke'nin ifadesine koymuşlar. ya bir tiyatro tekstini oynarken tiyatrocu hastalanır, yerine başkası oynar o teksti. Filmde bir senaryoyu bir kere bir oyuncu oynar, öbür sefer çekersin başka oyuncu oynar, olur. Bir taktiğe göre futbol maçında bir oyuncu sakatlanırsa o taktiği uygulayacak başka bir oyuncu gelir. Yahu yargılamada oyuncu değişikliği olur mu? Yargılamada tanık değişikliği olur mu? Çınar sakatlandı, yerine İlke'yi sokuyoruz. Onun duyduklarını bu duymuş şimdi. Nerede? Aynı söylediği yerde. Hani kendinden başkası yoktu? İlke de varmış. İlke Çınar'ı bilmez, Çınar İlke'yi bilmez. Şimdi Çınar çıkar da 'İlke diye biri yoktu' derse o gizli tanığa mı inanacaksın, bu gizli tanığa mı? Şimdi çıkmış, 'Çınar ifadelerinin hepsini savcılar yazdı, ben imzaladım' diyor. Ne yapacağız? Yargılamada oyuncu değişikliği varsa yargılama kurgu demektir. Tiyatro demektir, tekst demektir. Hazırlanmış senaryoyu oynatıyorsunuz demektir.
Ama bizim annelerimizin gözyaşı gerçek. Çünkü Tayyip Erdoğan'ın iktidarını sürdürmesi üzerine kurgulanmış bir şeyden bahsetmiyoruz. Annelerin, eşlerin gözyaşlarından bahsediyoruz. Evlatların anne hasretinden bahsediyoruz. 26 yaşında rahatsız çocukların 40 kişilik koğuşta gün saymasından, annelerin ızdırap çekmesinden bahsediyoruz. Şaka mı yapıyorsunuz ya? Oyun mu oynuyorsunuz? Dalga mı geçiyorsunuz? İktidar oyunu başka bir şeydir, o siyasette oynanır. Gelin oynayalım. Gelin orada her şeyi yapalım. Ama burası onun yeri değil. Mahkemeyi buna alet edemezsiniz. Artık bugün buradan 'namusum var, vicdanım var, ahlakım var' diyen AK Parti'nin, MHP'nin milletvekillerine sesleniyorum: Gelin yarın izleyin şu duruşmayı. 'Ben bir sevdiğimi bu hakimin adaletine emanet ederim' derlerse, ben bir daha bu mahkemeye gelmeyeceğim. Gelsinler bir baksınlar şuraya. Adam böyle dünyanın en büyük tırını kullanacak ama bisiklet sürmeyi bilmiyor. Dünyanın en büyük uçağını indirecek ama daha uçurtma uçurtmamış adam.
Dalga mı geçiyorsunuz? Böyle saçmalık olur mu? Kendinize gelin. AK Parti'yi ciddiyete davet ediyorum, ahlaka davet ediyorum. Bu kadar utanmazlığın dibine vurulmaz. Rakip yeneceğim diye bu kadar haksızlık yapılmaz. Bu vakitten sonra nasıl yapacaklar? Geldik, biz dünden beri diyoruz. Geldik, sessizce izleyeceğiz. Oturduk, izledik. Milletvekili ve aileler dışında, birkaç sığabildiği kadarıyla il başkanımız dışında kimse yok içeride. Belediye başkanları var mı? Yok. Milleti, on binlerce kişiyi bambaşka bir yerde tutuyoruz. Hadi yap yargılamayı. Yoklama yapmaktan aciz. Soruyor ya, 'Bu mahkeme başladı mı?' sorusuna cevap verin der mi ya? 30 tane avukat aynı soruyu sordu. Bu vakitten sonra vicdanı olan herkes dönsün bir şu tarafa baksın. Dönsün bir şu tarafa baksın. Hadi 1 yıl boyunca bekleyin, 'mahkeme gelecek' diye bekleyin. Ne diyeceğim şimdi ben bu eşlere, annelere, çocuklara? E geldi mahkeme. Akıl almaz, akıl almaz bir tutumla, bir vurdumduymazlıkla karşı karşıyayız. Şu kadar komiktir: Bugün kürsüye Tayyip Bey yanına da Binali Yıldırım'ı ve öbür tarafına da Abdullah Güler'i alıp 'biz yöneteceğiz' deseydi ancak bu kadar felaket olabilirdi durum. Belki geçmiş tecrübelerinden 'mış gibi' yaparlardı. Böyle haksızlığa, adaletsizliğe, oldu bittiye kotlanmış ve yönlendirilmiş bir yargıyı Allah düşmanıma göstermesin. Biz düşmanına adalet talep eden insanlarız."
Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özel, Ekrem İmamoğlu ile mahkeme başkanı arasında yaşanan tartışmayı tasvip edip etmediği hakkındaki soruya şu yanıtı verdi:
"Yüzde 100 tasvip ediyoruz. Çünkü bir suç örgütü liderliği ile suçlanan, 2 bin 400 yılla yargılanan birisi var. ve usul hakkında söz istiyor. Usul, esastan önce gelir. Bunu biliyor musunuz? Usul, esastan önce gelir mi gelmez mi? Usul esastan önce geldiğine göre usule göre söz vermeyip bir kişiyi, 16 milyonluk bir kentin seçilmiş belediye başkanını, Cumhurbaşkanı adayını talimatla bir yıldır içeride tutacaksınız. Tek hakkı var. Usul hakkında söz istiyor. Usul, esastan önce gelir. Yoklama yapmayı bile beceremeyen birisi, söz vermiyor. Siz bunu tasvip ediyor musunuz? Siz bir yakınınıza bunun yapılmasını ister misiniz? Sizin kardeşinize, eşinize, dostunuza, en sevdiğinize bu muamele yapılsa, bir sene boyunca haksız yere içeride tutulsa, birinci hakkı usul hakkında konuşmakken söz verilmese siz buna susabilir misiniz?"
"Bugün yaşanan süreç itibarıyla yargılamanın sonucuna dair beklentinizde bir değişiklik oldu mu?" sorusunu da yanıtlayan Özel, şu ifadeleri kullandı:"
"Tam da bugün yaşananlar bizi haklı çıkarıyor. Ben içerideki bu hali millet görsün istiyorum. Ben arkadaşlarıma güveniyorum. Biz avukatlarımıza güveniyoruz. Biz iftiraları çürüteceğimize inanıyoruz. Bunu milletten kaçırmıyoruz. Birileri iddianame çıkmadan önce 'O çıkacak, bu çıkacak' diye hep bu yandaş kanallarda söyleyip de bütün yaz, bütün kış boyunca üstünde tepinen birileri, bir gördüler ki iddianamede kendine söylenenler yok. Her birinize soruyorum arkadaşlar. İddianamede bin 200 cep telefonu var mı? 560 milyar lira yolsuzluk var mı? Parke altından çıkan euro var mı? Çantanın içinden para mı çıkmış jammer mı çıkmış? Size soruyorum arkadaşlar. Ekrem İmamoğlu'nun lüks arabaları var mı? Onlar MHP'li milletvekilinin mi çıkmış? Bütün yazı bunla geçirenler şimdi iddianamede olmayınca 'Aman yayınlamayın.' Biz haklıyız, bizim haklılığımız yayınlansın istemiyorlar, ondan kaçıyorlar. Gerçekten kendine güvenen çıkar bu mahkemeyi yayınlar. Bu mahkeme yayınlandığı takdirde Türkiye'de zaten yargıya güven yüzde 18'e düşmüş, yüzde eksi 2'ye düşer. Sıfırın altına düşer. Milletin vicdanını donar, kanı donar. Bu içerdeki hali millete göstermeye cesareti var mı Tayyip Erdoğan'ın? Ne konuşuyorlar?"
Son Dakika › Güncel › İbb Davası... Özgür Özel: 'Majestelerinin Yargısı Olmaya Adanmışlık Durumuyla Karşı Karşıyayız' - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.
Sizin düşünceleriniz neler ?