Mustafa Destici: "Türk'e kefen biçmeye kalkanın sonunun korkunç olacağını herkesin bilmesini isterim"

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık'ın açıklamalarına tepki göstererek "Bilindik tehdit diliyle 'Süreç başarısız olursa büyük bir savaşa hazırız' hadsizliğinde bulunmuştur. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Biz Türkler savaştan hiçbir zaman kaçmadık, kaçmayız. Türk'e kefen biçmeye kalkanın sonunun korkunç olacağını da herkesin bilmesini isterim" dedi.
(ANKARA) - BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık'ın açıklamalarına tepki göstererek "Bilindik tehdit diliyle 'Süreç başarısız olursa büyük bir savaşa hazırız' hadsizliğinde bulunmuştur. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Biz Türkler savaştan hiçbir zaman kaçmadık, kaçmayız. Türk'e kefen biçmeye kalkanın sonunun korkunç olacağını da herkesin bilmesini isterim" dedi.
Büyük Birlik Partisi (BB) Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin genel merkezinde düzenlediği olağan haftalık basın toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulun'da yaptığı konuşmaya değinen Destisici "Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ülkemizi ve milletimizi temsilen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmayı bir kez daha takdirle karşıladığımızı ifade ediyor, bu cesur konuşmasından dolayı şahsını ben de Büyük Birlik Partisi camiası ve şahsım adına tebrik ediyorum" dedi. Destici, şunları söyledi:
"CUMHURBAŞKANIMIZA BM'DE YAPTIĞI KONUŞMA İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUZ"
"Orada özellikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınmasına yönelik çağrısını bir kez daha yinelemesi yine Filistin devletinin şu ana kadar tanımamış olan ülkeler tarafından tanınmasına yönelik çağrısı. Yine İsrail'in saldırganlığına ve soykırım işlediğine dair net sözleri ve bu konuda dünya devletlerini ve diğer kuruluşları daha aktif bir şekilde rol almaya davet etmesi yine dünyanın diğer bölgelerinde devam eden adaletsizlikleri dile getirmesi, savaşların durması noktasında ileri attığı tezler, sözleri ve tabii ki en önemlisi Birleşmiş Milletler'in bu yapısıyla yani işte 'veto' hakkı olan beş ülke var. Hani dünya beşten büyüktür demişti ya. Birleşmiş Milletler'in bu yapısıyla Birleşmiş Milletler'in, karar alıcı bir noktada olmadığını ve sadece durum değerlendirmesi yapan bir örgüt niteliği taşıdığını ifade etmesi gerçekten takdire şayan. Bir kere daha Sayın Cumhurbaşkanımıza Birleşmiş Milletler'deki konuşması için teşekkür ediyorum. Heyetine teşekkür ediyor ve Türkiye Cumhuriyeti devletini, orada şanına yakışır bir şekilde temsil ettikleri için de şükranlarımızı sunuyor ve bunları bir kez daha yüksek bir sesle ifade ediyoruz."
"BİR ÇOCUĞUN ELİNE SİLAG GEÇTİĞİNDE ARTIK SADECE GÜVENLİK SORUNUNDAN BAHSEDEMEYİZ"
Manisa Turgutlu'daki okul saldırısına değinen Destici, şöyle konuştu:
"Bir çocuğun eline silah geçtiğinde artık biz sadece bir güvenlik sorunundan bahsedemeyiz. Kahramanmaraş'taki olayın ardından bugün Manisa'da da 15 yaşındaki bir çocuğun silahlı saldırıda bulunması hepimizi daha derin düşüncelere sevk etmesi gerekir. Daha kapsamlı düşünmemizi sağlaması gerekir. Elbette güvenlik tedbirleri önemlidir. Ancak İçişleri Bakanımızın da ifade ettiği gibi her okulun her öğrencinin başına bir polis dikmek de mümkün değildir. Meseleyi yalnızca okul kapısındaki güvenlik tedbirlerine indirgemek asıl sorunu gözden geçirmemize sebep olur. Çünkü çocuklarımızı korumak olay olduktan sonra müdahale etmekten önce olayın işaretlerini önceden fark ederek tedbir almaktır. Burada ailelerin sorumluluğu büyüktür. Çocuğun davranışlarındaki değişiklik, şiddet eğilimi, akranlarıyla yaşadığı sorunlar, dışlanma, tehdit, öfke ve zorbalık gibi işaretler asla görmezden gelinmemelidir. Ebeveynlerin bu konularda daha fazla bilinçlendirilmesi ve gerektiğinde sorumluluk almalarını sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi gerekir. Aynı şekilde akran zorbalığı artık basit bir çocuklar arasındaki anlaşmazlık olarak asla görülmemelidir. Okul yönetimleri, öğretmenler, rehberlik servisleri, aileler ve ilgili kurumlar arasında sürekli ve koordineli bir iletişim kurulmalıdır."
"BAZI OLAYLARIN ÖNCESİNDE MUTLAKA BİR İŞARET FİŞEĞİ VARDIR"
Silaha erişimin kolay olduğunu kaydeden Destici, "Silaha erişimin önlenmesi, okul güvenliğinin güçlendirilmesi ve kolluk tedbirleri elbette ki vazgeçilmez olmalıdır. Fakat bunların yanında aile, okul, rehberlik birimleri, yerel yönetimler ve güvenlik birimleri arasında daha güçlü koordinasyonlar sağlanmalıdır. Çünkü bazı olayların öncesinde mutlaka bir işaret fişeği vardır. Mesela o işareti olay yaşanmadan önce görebilmek ve çocuğa zamanında ulaşmaktır. Mesele budur. Çocuklarımızı yalnızca okul kapısında değil, evde, okulda, çevresinde ve dijital dünyada bir bütün olarak korumak zorundayız. Bugün yaşananları sadece konuşmak değil yarın yaşanabilecekleri önlemek için ders çıkarmak zorundayız. Ama maalesef bizde şöyle oluyor. Olay yaşanıyor. O gün ve ondan sonraki günlerde konuşuluyor. Televizyonlarda bunlar tartışılıyor. Ama 3-5 gün geçtikten sonra unutuluyor. Konu sanki adli bir adli vakaymış gibi devam ediyor. Türkiye'nin gündeminden çıkıyor. Ve tekrar yeni benzer bir hadise yaşanınca tekrar konuşulmaya başlıyor" diye konuştu.
"ALPEREN OCAKLARINDA VAKİT GEÇİRMİŞ OLSALARDI AKRAN ZORBALIĞIYLA KARŞI KARŞIYA KALMAZLARDI"
Destici, ailelere ve çocuklara çağrıda bulunarak "Muhsin Yazıcıoğlu döneminde kurduğu ve hala bugün dimdik ayak olan Alperen Ocaklarımız var. Mesela gençlerimiz vakitlerinin bir kısmını Alperen Ocaklarımızda geçirmiş olsalar ne akran zorbalığıyla karşı karşıya kalırlar. Yani ne bu zorbalığı gerçekleştirirler ne zorbalıkla muhatap olurlar. Bunun yanı sıra da boş vakitlerinde dediğim gibi ne sanal bahisle ne sanal kumarla ya da başka gayri ahlaki dediğimiz zararlı davranışlarla da yüz yüze gelmezler. Alperen Ocakları'nda kültürlerini, milli kültürlerini öğrenirler, inançlarını öğrenirler, derslerine çalışırlar, takviye alırlar ve dolayısıyla da hem ailelerine hem toplumumuza Hayırlı bir evlat ve bir genç olarak yani 21. yüzyıl alpereni olarak yetişirler. Onun için ben bu vesile ile bütün gençlerimizi de Alperen Ocaklarımıza davet ediyorum" dedi.
"FON VURGUNUN DA KİMİN İHMALİ VARSA TESPİT EDİLMELİDİR"
Borsada yaşanan "fon vurgunları"nı da değerlendiren Destici, şu ifadeleri kullandı:
"Bunlar gerçekten insan hafsalasının almayacağı rakamlar konuşuluyor. Yani bizim telaffuz etmekte zorlandığımız rakamlar konuşuluyor. Ve bu soygun kim tarafından, kimler tarafından yapılmış diye bakıyorsunuz. Devletin efendim, üniversitelerinde profesör titri almış adamlar var. Önemli noktalarında görev yapmış hocalar var. Profesörler var. Güya bunlar yıllarca televizyon ekranlarından, sosyal medyadan, basından millete akıl verdiler. Yatırımcıyı yönlendirdiler. Nasıl para kazanacağını anlattılar. Dövizin nereye sıçrayacağını, altının nereye varacağını, borsanın akıbetini hep bunlar anlattılar. Ama bir sabah uyandık, gördük ki bunlar malı götürmüşler tabiri caizse. Milyarlarca dolardan bahsediliyor. Bu soruşturmanın başlamış olması, bu operasyonun gerçekleştirilmesi gerçekten önemlidir ve kıymetlidir. ve hiçbir inkıtaya uğramadan sonuna kadar da gitmelidir. Bizim BBP olarak çağrımız açıktır: Meseleye herhangi bir kişi veya kurumu peşinen suçlayarak değil küçük yatırımcının hakkının ve Türkiye'nin sermaye piyasalarının güvenilirliğinin korunması açısından biz meseleye yaklaşıyoruz. Kim Kim yaptıysa mutlaka eksiksiz bir şekilde ortaya çıkarılmalıdır. Kimin ihmali varsa yine eksiksiz olarak tespit edilmelidir."
"TÜRK'E KEFEN BİÇMEYE KALKANIN SONU KORKUNÇ OLACAĞINI HERKES BİLMELİ"
PKK yöneticilerinden Cemil Bayık'ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalara tepki veren Destici, şöyle devam etti:
"Kandil'de bulunan terör örgütü KCK yöneticilerinden Cemil Bayık'ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamaları terörsüz Türkiye olarak ifade edilen sürecin yalnızca siyasi açıklamalar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymuştur. Terör örgütünün kanlı eş başkanlarından, elebaşlarından Bayık yaptığı açıklamalarda terörist başı Öcalan'ın özgür bırakılmasını silah bırakmanın şartlarından birisi olarak ortaya koymuş. KCK'nın İmralı'yla doğrudan temas kurması gerektiğini savunmuş ve bilindik tehdit dili kullanarak 'Süreç başarısız olursa büyük bir savaşa hazırız' hadsizliğinde bulunmuştur. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Biz Türkler savaştan hiçbir zaman kaçmadık, kaçmayız. Türk'e kefen biçmeye kalkanın sonunun korkunç olacağını da herkesin bilmesini isterim. Zaten Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içerisinde terörü, teröristi yok etmiştir. Bakın, geçmişte geberen teröristleri bildirmemişler ailelerine, yıllar sonra şimdi bildiriyorlar. Niye bir ümitsizlik, korku, panik olmasın diye, moral bozukluğu olmasın diye şimdi bildiriyorlar. O hainler de başta DEM'liler olmak üzere şimdi sözde taziye çadırları kuruyorlar. Teröristler için kuruyorlar. ya pervasızlığa bakar mısınız?
"BİZ SÖZ DEĞİL FİİL İSTİYORUZ"
Kandil'deki terörist başı açıklamalarında TBMM'de kabul edilen yasal düzenlemelerin terör örgütünün taleplerini karşılamadığını belirtmiştir. Şu taleplerini açıkça dile getirseler de biz de ne istediklerini görsek, gerçek niyetlerini bir görsek. Ama bunu da söylemiyorlar, karından konuşuyorlar, eksik söylüyorlar, tamamını dile getirmiyorlar.
Burada üzerinde durulması gereken temel mesele tek başına bir örgüt yöneticisinin ne söylediği değildir. Asıl mesele bu açıklamaların sahaki fiili durumla birlikte nasıl okunması gerektiğidir. Çünkü bir örgütün silah bıraktık silahlı kapasitesini gerçekten ortadan kaldırması aynı şey değildir. Biz söz değil fiil istiyoruz. Ancak güvenlik açısından belirleyici olan silahların nerede olduğu, mühimmatların nerede olduğu, finans kaynaklarının devam edip etmediği, insan kaynağının nasıl hareket ettiği, emir komuta zincirinin işleyip işlemediği ve örgütün gerektiğinde yeniden silahlı kapasite üretip üretemeyeceğidir. Nitekim 2026 yılı içinde yayınlanan bazı değerlendirmelerde de örgütün bazı alanlarda tasfiye adımları atmasına rağmen hala Kandil, Gara, Mahmur, Sincar ve Asos gibi bölgelerde silah bırakma ve kontrol alanlarını terk etme konusunda bir adım atmadıkları görülmüştür. Orada problemler, daha doğrusu terör varlığı devam etmektedir."
Sizin düşünceleriniz neler ?