'Terörü El Ele Vererek Çözeceğiz'

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, televizyonlarda yayımlanan "Ulusa Sesleniş" konuşmasını yaptı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, televizyonlarda yayımlanan "Ulusa Sesleniş" konuşmasını yaptı. Konuşmasında güncel konulara değinen Erdoğan, doğu illerinde uygulanan Olağanüstü Hal durumunun teröre elverişli bir ortam yarattığını savunurken, "Biz terörün sonunu getirecek olanın daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, daha hakça bir paylaşım, daha dengeli, daha yaygın bir kalkınma olduğuna inanıyoruz. Bu meseleyi el ele, gönül gönüle vererek hep birlikte çözeceğiz" diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, televizyonlarda yayımlanan "Ulusa Sesleniş" konuşmasını yaptı. Başbakan Erdoğan konuşmasına, güzel haberlerle başlamak istediğini ancak, hafta içinde Hakkari, Elazığ, Diyarbakır ve İstanbul'dan gelen acı haberlerin herkesin yüreğini kanattdığını belirtti. Terör sorununun yaşandığı bölgede yıllardır uygulanan yanlış politikaların teröre elverişli bir ortam sağladığını savundu. Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, ilgili bakanlar ve kuvvet komutanlarıyla Şemdinli'deki Tekeli Taburu'na gittiğini, çatışmada yaralanan askerleri ziyaret ettiğini belirtti. Saldırının yaşandığı bölgeyi yerinde gördüğünü ifade eden Erdoğan şöyle konuştu:
"Bütün güvenlik güçlerimiz, bölgede en zor şartlar altında büyük bir millet sevgisi, büyük bir vatan aşkıyla teröre karşı mücadelesini sürdürüyor. Atılması gereken her adım atılıyor, alınması gereken her tedbir alınıyor, bundan hiçbir vatandaşımızın şüphesi olmasın. Hükümetimiz, ilk günden itibaren, ordumuzun, güvenlik güçlerimizin her ihtiyacını karşılamış, savunma ve güvenlik için talep edilen her isteği eksiksiz yerine getirmiştir. Ancak bildiğiniz gibi terörle mücadele kendi içinde büyük zorlukları olan karmaşık ve çok boyutlu bir mesele... Askeri tedbirlerle terörün belli ölçüde önünü alsanız bile, terörün zeminini ortadan kaldırmadığınız sürece bu acı olayların yaşanmasına bütünüyle engel olamıyorsunuz. Türkiye yıllardır terörist güçlere karşı güvenlik güçleriyle gerekli her türlü mücadeleyi fedakarca yürütüyor. Bunun sadece hükümetin ya da güvenlik güçlerinin değil, bir bütün olarak Türkiye'nin meselesi olduğunu iyi bilmemiz lazım. Bu ülkenin siyasetçisi de iş adamı da yatırımcısı da aydını da medyası da bu meseleyi kendi meselesi olarak görmek, o bilinçle, o hassasiyetle meseleye yaklaşmak zorundadır. Bu mesele öfkeyle, şiddetle, sloganla, hamasetle çözülebilecek bir mesele değildir; aklıselimle, şefkatle, anlayışla, kararlı ve samimi gayretle çözülebilecek bir meseledir. Yıllarca bölgede olağanüstü hal uygulandı, yasaklarla, kısıtlamalarla, tecritle ne terör geriledi, ne kayıplar azaldı. Aksine bölgede hem gerilim arttı, hem yoksulluk arttı, hem adaletsizlik arttı, hem de şartlar teröre çok daha elverişli hale geldi."
"BU SORUNU EL ELE VEREREK ÇÖZECEĞİZ"
Şiddet ve öfkenin terörü bir yöntem olarak kullanan güçlerin ekmeğine yağ süreceğini dile getiren Başbakan, terörün, ancak bu gerilim ikliminde kendine zemin ve
taraftar bulabildiğini söyledi. Erdoğan, "Biz terörün sonunu getirecek olanın daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, daha hakça bir paylaşım, daha dengeli, daha yaygın bir kalkınma olduğuna inanıyoruz. Bu kanlı oyunların hedefi, milletimizin birliği ve beraberliğidir, bu topraklarda asırlardır var olan kardeşlik hukukudur, barış iklimidir. Bu meseleyi el ele, gönül gönüle vererek hep birlikte çözeceğiz" diye konuştu.
MAVİ MARMARA GEMİSİNE SALDIRI
Geçtiğimiz ay, Filistin’e insani yardım götüren gemiye İsrail askerlerince yapılan saldırıyı hatırlatan Erdoğan, İsrail’e karşı en başından beri gerekli en sert tepkiyi ortaya koyduklarını belirtti. Başbakan Erdoğan şöyle konuştu:
"Bu hadise sadece Türkiye için değil, sadece o gemilerde vatandaşı bulunan ülkeler için değil, bütün bir insanlık için tarihe geçecek bir zorbalık örneğidir. Nitekim dünyanın dört bir yanında yapılan gösterilerle bu saldırı telin edilmiştir. Sizler de yakından takip ettiniz, bu menfur saldırının ardından hem devlet, hem millet olarak tepkimizi en sert şekilde ortaya koyduk. Devletimizin bütün imkanlarını seferber ederek, bütün yardım gönüllülerinin en kısa zamanda geri dönüşlerini temin ettik. Sadece Türk vatandaşı olanları değil, hangi ülkeden olursa olsun, bizimle gelmek isteyen bütün yardım gönüllülerini bir gün içinde, Türk Hava Yollarının tahsis ettiği üç büyük uçakla Tel Aviv'den İstanbul'a getirdik. Nakledilebilecek durumda olan yaralılarımızı da aynı gün, Genelkurmayımızın ve Sağlık Bakanlığımızın ambulans uçaklarıyla Ankara'ya aldırdık. O gün itibariyle nakledilmeleri, bizim kendi doktorlarımız tarafından tıbben sakıncalı görülen yaralılarımızın da başlarına Türk refakatçiler bıraktık, üç gün sonra onları da aynı şekilde Ankara'ya getirdik. Hükümet olarak ilk günkü hassasiyetimizle konuyu takip etmeye devam ediyoruz. Bu hadise vesilesiyle bir defa daha anlaşılmıştır ki dünya barışı ve insanlığın esenliği için bütün toplumlar seslerini yükseltmeli, iradelerini ortaya koymalıdırlar. Nitekim yoğun diplomatik çabalarımız sonucunda İsrail, başta BM, AB, İKÖ ve NATO olmak üzere bütün önemli uluslararası teşkilatlar tarafından kınandı. Daha da önemlisi, İsrail güdümündeki bazı uluslararası medya kuruluşları, bütün örtme, perdeleme, saptırma ve geçiştirme çabalarına rağmen, barışsever dünya halklarının bu zorbalık karşısında seslerini yükseltmesine bu defa engel olamadılar. Güçlü olanın her şartta haklı sayıldığı, hukuksuzluğun hak kabul edildiği, zorbalığın devlet politikası haline getirilebildiği bir dünya karanlıklara esir olmuş bir dünyadır. Tarihi boyunca adil olmaya, adaletin sancağını en yüksekte tutmaya ahdetmiş bir milletin temsilcilerinin bu karanlık gidişata seyirci kalması beklenemez."
TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI
Konuşmasında Türkiye’nin dış politikasına değinen Erdoğan, Türkiye’nin hiçbir kültürün karşısında olmadığını ancak, belli meselelere saplanıp kalmış dış politika anlayışını sürdürülmemesi gerektiğini söyledi. Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün izlenen dış politikanın istikameti budur; bizim belli bir bölgeye, belli meselelere saplanıp kalmış bir dış politika anlayışımız yok. Biz her bölgeye, her ülkeye, her soruna, barış ve dostluk zemininde, aynı sıcak ve akılcı yaklaşım içindeyiz. Avrupa Birliği üyeliği için samimi çaba gösteren de Kıbrıs'ta çözüme evet diyen de Afganistan'da NATO görevi sürdüren de İspanya ile Medeniyetler İttifakı projesini yürüten de aynı Türkiye. Dünya barışının korunması için Brezilya ile dev enerji projeleri için Rusya ve İtalya ile tarihte yaşanmış bir savaşı dostluk vesilesine dönüştürmek için Yeni Zelanda ve Avustralya ile beraber gayret gösteriyoruz. Elbette Gazze halkının ambargodan kurtulması, Irak'ta yerleşik düzenin kurulması, Balkanlarda, Kafkasya;da barışın kalıcı hale gelmesi de bizi
ilgilendiriyor. Çünkü biz dünyaya sağırlaşarak, kendi içimize kapanarak ülkemizin menfaatlerini koruyamayacağımızı biliyoruz. Kırk yıl, elli yıl önceki dış politika anlayışıyla bilgi çağının dünyasında varlığımızı sürdüremeyeceğimizin farkındayız. Bugünün dünyasında her ülkenin çok boyutlu, çok yönlü bir diplomasi seyri izlemesi artık kaçınılmaz hale gelmiştir, Türkiye'nin hedefi de bu aktif ve gerçekçi seyir çizgisini yakalamaktır."
G-20 ZİRVESİ VE KÜRESEL KRİZ
Kanada'nın Toronto şehrinde katıldığı G 20 zirvesinde Türkiye’nin son yıllarda geçirdiği büyük değişimin takdirle karşılandığını dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:
"Krizin etkilerinin en aza indirilmesi, uzun vadeli büyüme hedeflerinin korunması, güven ve öngörülebilirliğin güçlendirilmesi gibi konulardaki tecrübelerimizi de yine bu zirve esnasında yabancı liderlerle paylaşma fırsatı bulduk. Hükümet olarak küresel krizle mücadelede baştan beri üstünde durduğumuz önemli bir husus var. Türkiye olarak en baştan beri, daha katılımcı bir uluslararası ticaret sisteminin inşa edilmesinden yanayız. Yine ülkeler arasındaki gelişmişlik farklarının azaltılmasını ve düşük gelirli ülkelerin dünya ekonomisine daha fazla entegre edilmesini çok önemli görüyoruz. Gerek G 20 toplantılarında, gerekse diğer platformlarda, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sorunlarına ilişkin görüşlerimizi kuvvetli bir şekilde dile getiriyoruz. İnşallah, 2011 yılı Haziran ayında ülkemizde Birleşmiş Milletler 4. En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı'nı gerçekleştirerek bu meseleyi daha güçlü şekilde vurgulama fırsatı bulacağız. Milletim adına gururla ifade edeyim ki; az gelişmiş ülkelerin sorunlarının dünya kamuoyunun gündemine taşınmasına yönelik bu çabalarımız, bütün dünyada büyük bir takdirle karşılanıyor, izleniyor."
G-20 ZİRVESİ'NDE OBAMA İLE YAPILAN GÖRÜŞME
Zirve öncesinde, ABD Başkanı Barack Obama ve heyetiyle görüştüklerini dile getiren Recep Tayyip Erdoğan, bu görüşmede başta iki ülke ilişkileri olmak üzere, bölgesel ve küresel pek çok konuda kapsamlı değerlendirmelerde bulunduklarını anlattı. Görüşmede, terörle mücadele, İran’ın nükleer programı, İsrail’in Gazze’ye giden gemiye saldırması gibi olayların konuştuklarını söyleyen Erdoğan, "Türkiye olarak bütün bu konulardaki hassasiyetlerimizi en açık şekliyle ifade ettik. Zira gayet samimi bir havada cereyan eden, bütün düşündüklerimizi çok açık, net ortaya koyabildiğimiz bir görüşme oldu" diye konuştu.
TÜRKİYE’NİN EKONOMİK HEDEFLERİ
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin rekabet gücünü artırarak uzak olmayan bir gelecekte dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeyi hedeflediklerini belirtti. Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bakınız 2002 ile 2008 yılları arasında, 2008 sabit fiyatları ile AR-GE harcamalarında ülke olarak üç kata yakın bir artış sağlamış durumdayız. Bu artış hızında Türkiye bugün Çin'den sonra dünyada ikinci ülke konumunda. Dünyada araştırmacı sayısını en hızlı artıran ikinci ülke de yine Türkiye. Özel sektörün AR-GE'ye ayırdığı finans kaynağı 2007 yılında tarihimizde ilk kez kamu kaynaklarından ayrılan miktarı aştı. Özel sektörde çalışan araştırmacı sayısı 2002 yılına göre 2008 yılında 4,5 kat arttı. Özel sektöre 2000-2004 yıları arasındaki beş yıllık dönemde verilen toplam destek sabit fiyatlarla 360 milyon
lira iken, 2005-2009 yılları arasındaki beş yıllık dönemde 4 kat artışla bu rakam 1 milyar 300 milyon liraya yükseldi. 2005-2010arasında DPT'nin Üniversiteler, TÜBİTAK ve diğer kamu kurumlarına tahsis ettiği Teknolojik Araştırma Sektörü yatırım ödeneği 6,5 milyar liraya ulaştı. Aynı yıllar için TÜBİTAK aracılığı ile akademik projelere verilen destek 50 milyon liradan 13 katlık bir artışla 680 milyon liraya çıktı. Evet, üniversitelere verilen proje desteği, 50 milyondan 680 milyona çıktı. 2008 ve 2009 yıllarında AR-GE Teşvik
Yasası'ndan yararlanan 600 mükellefimize 2 milyar liraya yakın AR-GE vergi indirimi sağlandı. Bu tablo ülkemiz adına bir gurur tablosudur, bir umut tablosudur."
ANKARA- DHA