Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) İBB Davası'nın 58'inci gününde Ekrem İmamoğlu, usta oyuncu Kadir İnanır'ın vefatı için "Başımız sağ olun. Kadir Abi'ye çok üzüldük. Fatsa'nın, Ordu'nun, Türkiye'nin başı sağ olsun. İsmini yaşatacağız. Hepinizi çok öpüyorum" dedi. Dosyada 405 taraf bulunduğunu ve yargılamanın ne zaman biteceğinin belirsiz olduğunu belirterek, mevcut durumda tutukluluğun fiili cezalandırmaya dönüştüğünü söyledi. İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün'ün avukatı Selin Gönül de savunmasında "Bu insanlar artık yargılanmıyor, cezalandırılıyor... Karşınızda her gün aynı yerde oturan anne babalar var. Sanık sandalyesinde yalnızca tutuklular yok; aileleri de fiilen bu sürecin içinde cezalandırılıyor" dedi.
CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 59'u tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası'nın duruşması, 58'inci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nin 1 No'lu Duruşma Salonu'nda devam ediyor.
Bugün duruşma, tutuklu İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün'ün avukatlarının savunmasıyla başladı.
Gürkan Akgün'ün avukatı Selin Gönül, savunmasına soruşturma sürecinin hukuka aykırı şekilde başlatıldığını belirterek başladı.
Gönül, dosyanın temelini oluşturan ihale eylemlerinin daha önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2022/77742 sayılı soruşturma dosyasında yer aldığını söyledi. Aynı fiillerin yeni bir soruşturma dosyasına taşındığını belirten Gönül, bunun açık biçimde mükerrer soruşturma yasağını ihlal ettiğini savundu.
"Ortada aynı olay, aynı deliller, aynı başsavcılık ama iki ayrı soruşturma numarası var. Müvekkilim bir eylemden yalnızca bir kez yargılanabilir" dedi."
Savunmasının merkezine "aynı fiilden ötürü iki kez yargılanmama" ilkesini koyan Gönül, mahkemeden bu konuda ara karar kurulmasını talep etti.
Gönül, "CMK açık. Aynı fiilden dolayı ikinci kez yargılama yapılamaz. Bu durum bir muhakeme şartıdır. Mahkemeniz bu eylemler yönünden karar veremez" ifadelerini kullandı.
Dosyanın mevcut haliyle devam etmesinin her geçen gün hukuka aykırılığı büyüttüğünü söyledi.
Gönül, soruşturmanın kişi odaklı yürütüldüğünü ileri sürerek, önce Gürkan Akgün'ün hedef alındığını, sonra buna uygun delil arandığını savundu.
"Müvekkili gözaltına alıp tutuklamak için bir sebebe ihtiyaç vardı. O sebep de mevcut soruşturma dosyasından çekilip alındı" diyen Gönül, soruşturmanın suç şüphesiyle değil, kişi üzerinden başlatıldığını öne sürdü."
Gönül, emniyet ve savcılık ifadelerinde Gürkan Akgün'e somut suç isnadı yöneltilmediğini söyledi.
Emniyette yalnızca "Bildiklerinizi açıklayın" formatında ihale soruları sorulduğunu belirten Gönül, bu yöntemin ceza muhakemesi bakımından kabul edilemez olduğunu söyledi.
Savcılık sorgusunun ise birkaç dakika sürdüğünü kaydeden Gönül, "Savcı, emniyet ifadesini okuduğunu ve soracak soru bulamadığını söyledi. 5 dakikaya sığan bir sorgu, 15 aylık tutukluluğa nasıl gerekçe olabilir?" diye konuştu.
Gönül, ilk tutuklama kararındaki gerekçenin yalnızca Gürkan Akgün'ün görev unvanına dayandığını savundu.
Kararda, "Kültür A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı olarak sorumluluğunun bulunduğuna dair yapılan tespit" ifadesine yer verildiğini hatırlatan Gönül, bu gerekçenin hukuken yetersiz olduğunu belirtti.
"Müvekkilim neden tutuklu? 455 günü aşkın süredir neden özgürlüğünden mahrum? Bu sorunun cevabı hala yok" dedi."
Savunmanın en dikkat çeken bölümlerinden biri, Gönül'ün tutukluluğun siyasi saikle uygulandığı yönündeki sözleri oldu.
"Amaç suistimali ve yetki saptırması söz konusu" diyen Gönül, şöyle devam etti:"
"Gürkan Akgün o gün o makamda oturmasaydı bugün tutuklu olmayacaktı. Müvekkilimi değil, oturduğu koltuğu tutukladılar."
Gönül, soruşturmanın dayandığı tevdi raporlarının daha önce Danıştay denetiminden geçtiğini ve hukuken yetersiz bulunduğunu söyledi.
Danıştay 1. Dairesi'nin bu raporları "soyut, subjektif ve varsayıma dayalı" bulduğunu belirten Gönül, aynı raporların yeniden soruşturmanın merkezine konulmasını eleştirdi.
"Danıştay'ın hukuken yetersiz bulduğu raporlar yeni dosyada tekrar ana delil haline getirildi" dedi."
İddianamenin delil sistematiğini de eleştiren Gönül, dosyada somut suç isnadı kuran delil bulunmadığını savundu.
3806 sayfalık iddianamenin büyük bölümünün ifade kesitlerinden oluştuğunu belirten Gönül, "Delil diye önümüze konulan şey çoğu zaman evrak envanteri" dedi.
HTS kayıtları, MASAK incelemeleri ve bilirkişi raporlarının Gürkan Akgün aleyhine somut bir veri üretmediğini söyledi.
Gönül, tutuklama gerekçesinde yer almasına rağmen MASAK raporunun dosyada bulunmadığını söyledi.
"Müvekkilin mal varlığı ortada. Maaşı dışında gelir yok. MASAK raporu aleyhe bir bulgu üretmediği için dosyada görünmez hale geldi" ifadelerini kullandı."
Savunmada bilirkişi raporlarının güvenilirliği de sorgulandı.
Gönül, 668 klasörün birkaç ay içinde incelenerek rapor hazırlanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savundu.
Bilirkişi heyetinin tarafsızlığı konusunda ciddi kuşkular bulunduğunu ifade ederek, raporu hazırlayan isimlerden birinin kısa süre sonra Sayıştay üyeliğine seçildiğine dikkat çekti.
Gönül, tutukluluğun artık koruma tedbiri olmaktan çıktığını savundu.
Dosyada 405 taraf bulunduğunu ve yargılamanın ne zaman biteceğinin belirsiz olduğunu belirterek, mevcut durumda tutukluluğun fiili cezalandırmaya dönüştüğünü söyledi.
"Bu insanlar artık yargılanmıyor, cezalandırılıyor" dedi."
Savunmasının sonunda duygusal bir konuşma yapan Gönül, tutukluluğun yalnızca sanıkları değil aileleri de etkilediğini söyledi.
Mahkeme salonunda her gün çocuklarını, eşlerini, anne ve babalarını bekleyen ailelerin yaşadığı yıkıma dikkat çeken Gönül, şöyle konuştu:
"Karşınızda her gün aynı yerde oturan anne babalar var. Sanık sandalyesinde yalnızca tutuklular yok; aileleri de fiilen bu sürecin içinde cezalandırılıyor."
Gönül, savunmasını Gürkan Akgün ve avukat Mehmet Pehlivan'ın tahliyesini talep ederek tamamladı.
"Bu tarihi yargılamada artık tutukluluk haline son verilmesini istiyoruz. Hala adalete ve sizlere karşı inancım var. Bu inanca karşılık verin" dedi."
Savunmasına ceza yargılamasının temel ilkelerini hatırlatarak başlayan avukat Erhan Yılmaz ise dosyanın büyüklüğünün tek başına suçun ispatı anlamına gelmeyeceğini söyledi.
"Dosya kalın olabilir, klasörler dolu olabilir, çok sayıda ihale ve belge bulunabilir. Ama ceza yargılamasında evrak çokluğu ispat anlamına gelmez" diyen Yılmaz, her sanık yönünden somut fiilin, failin, tarihin, kastın ve delilin ayrı ayrı ortaya konulması gerektiğini vurguladı."
Yılmaz, Gürkan Akgün'e yöneltilen suçlamaların kişisel fiillere değil, görev unvanına dayandırıldığını söyledi.
"Müvekkil hakkında yapılan şey fiilden faile ulaşmak değildir; makamdan hareketle fiil varsaymaktır" diyen Yılmaz, ceza hukukunun makamı değil fiili, unvanı değil kişisel davranışı yargıladığını vurguladı."
Savunmasının merkezine dosyanın üç temel delil ayağını yerleştiren Yılmaz, bunların Sedat Kapıdağ'ın şikayet dilekçesi, tevdi raporları ve bilirkişi raporu olduğunu belirtti.
Bu üç veri setinin hiçbirinin tek başına ya da birlikte kuvvetli suç şüphesi oluşturmadığını savunan Yılmaz, dosyanın hukuki temelinin baştan sorunlu olduğunu söyledi.
Yılmaz, soruşturmayı başlatan şikayet dilekçesinin somut suç isnadı içermediğini savundu.
Şikayet metninde rüşvet, örgüt, irtikap ve ihaleye fesat gibi ağır suçlamaların yer aldığını ancak bunların hiçbirinde fiil, tarih, fail ve menfaat ilişkisinin net kurulmadığını söyledi.
"Şikayetin genişliği ile ispat kuvveti aynı şey değildir" dedi."
Yılmaz, tevdi raporlarının ön inceleme sınırını aştığını ve doğrudan cezai sonuç üretmeye çalıştığını belirtti.
Raporlarda ekonomik veya idari değerlendirmelerin doğrudan ceza hukuku sonucuna bağlandığını söyleyen Yılmaz, bunun hukuken kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Yılmaz'ın savunmasında en dikkat çeken bölümlerden biri Danıştay kararlarına ilişkin değerlendirmeler oldu.
Danıştay 1. Dairesi'nin, eylem 61 ve 62 kapsamındaki ihalelerde soruşturma iznini kaldırdığını hatırlatan Yılmaz, Danıştay'ın ihalelerde somut suç şüphesi görmediğini belirtti.
"Aynı maddi olay üzerinden bu kez suç vasfı değiştirilerek yeniden soruşturma yürütülüyor" dedi."
Yılmaz, önceki dosyada bulunan ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu dışlayan teknik raporların yeni soruşturmada yok sayıldığını söyledi.
Türk Ticaret Kanunu'na göre sorumluluğun otomatik olarak tüm yönetim kurulu üyelerine yüklenemeyeceğini belirten Yılmaz, buna rağmen soruşturmanın tam tersine ilerlediğini savundu.
"Bu bir bilgisizlik değil, lehe delillerin bilinçli şekilde dışlanmasıdır" dedi."
Savunmada bilirkişi raporu da sert şekilde eleştirildi.
Yılmaz, bilirkişi heyetinin Hazine ve Maliye Bakanlığı personelinden oluşturulduğunu, oysa Maliye Bakanlığı'nın dosyada suçtan zarar gören kurum olarak yer aldığını söyledi.
Bu nedenle bilirkişi raporunun CMK 64'e açık aykırılık taşıdığını belirten Yılmaz, raporun hukuken geçerli kabul edilemeyeceğini savundu.
Yılmaz, bilirkişilerin bağımsız liste sisteminden değil, doğrudan kurum içi hiyerarşiyle belirlendiğini anlattı.
"Suçtan zarar gören kurumun personeli aynı dosyada bilirkişi olamaz" diyen Yılmaz, bunun tarafsızlık ve görünür adalet ilkesini zedelediğini söyledi."
Savunmanın önemli bir bölümü ihale hukukuna ayrıldı.
Yılmaz, dosyada 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu rejimlerinin birbirine karıştırıldığını söyledi.
Bu karışıklığın suç isnatlarının temelini sakatladığını savundu.
Savunmada özellikle "alt ihale" kavramına dikkat çekildi.
Yılmaz, belediyenin yaptığı ana ihale ile daha sonra iştirak şirketleri veya üçüncü kişiler arasında kurulan ticari ilişkilerin aynı hukuki zincirin parçası gibi sunulduğunu söyledi.
"Alt ihale diye hukukta olmayan bir kavram üzerinden ceza isnadı üretiliyor" dedi."
Yılmaz, Gürkan Akgün'ün birçok eylemde yalnızca encümen üyesi, ihale yetkilisi veya ita amiri sıfatıyla bulunduğunu vurguladı.
Bir imzanın tek başına suçun delili sayılamayacağını belirten Yılmaz, somut icrai hareket olmadan cezai sorumluluk kurulamayacağını söyledi.
Yılmaz, dosyada en çarpıcı örneklerden birinin eylem 72 olduğunu belirtti.
Bu eylemde Gürkan Akgün'ün imzası, onayı veya teknik dahli bulunmadığını ifade eden Yılmaz, buna rağmen müvekkilinin sanık olarak gösterildiğini söyledi.
"Fiil yok, imza yok, bağlantı yok ama isnat var" dedi."
Yılmaz, ihaleye fesat karıştırma suçunun kanunda sınırlı ve seçimlik hareketlerle düzenlendiğini vurguladı.
Müvekkilinin kimseyi tehdit ettiğine, gizli bilgi sızdırdığına, teklifleri manipüle ettiğine veya firmalar arasında anlaşma kurduğuna dair tek bir somut delil olmadığını söyledi.
"Şartname ağırdı diye fesat suçu oluşmaz" dedi."
Yılmaz, kamu zararı hesaplarının da varsayımsal senaryolar üzerinden kurulduğunu savundu.
"Şöyle yapılsaydı daha fazla gelir olurdu" yaklaşımının ceza hukuku açısından yeterli olmadığını belirten Yılmaz, bunun olsa olsa yerindelik tartışması yaratacağını söyledi."
Yılmaz, rüşvet suçlamalarının da kişiselleştirilmiş delilden yoksun olduğunu savundu.
Müvekkilinin banka hareketlerinde, mal varlığında ya da üçüncü kişiler üzerinden para transferlerinde açıklanamayan bir artış bulunmadığını söyledi.
"İsnat var ama ispat yok" dedi."
Savunmasının sonunda dosyanın genel yapısını değerlendiren Yılmaz, mahkemeye çağrıda bulundu.
"İdari takdir ile cezai kastı, ticari sonuç ile kamu zararını, kurumsal pozisyon ile kişisel fiili birbirine karıştırmayın" diyen Yılmaz, dosyada şüphenin ispat yerine konulduğunu söyledi."
Yılmaz, Gürkan Akgün hakkında somut, kişiselleştirilmiş ve kuvvetli suç şüphesi bulunmadığını belirterek tahliye talebinde bulundu.
"Bir hukuk devletinde insanlar büyük anlatılarla değil, somut fiillerle yargılanır" dedi."
Duruşmaya bir saat ara verildi. İmamoğlu salondan ayrılırken, usta oyuncu Kadir İnanır'ın vefatı için "Başımız sağ olun. Kadir Abi'ye çok üzüldük. Fatsa'nın, Ordu'nun, Türkiye'nin başı sağ olsun. İsmini yaşatacağız. Hepinizi çok öpüyorum" dedi.
Son Dakika › Güncel › İbb Davası'nda 58'inci Gün… İmamoğlu'ndan Kadir İnanır İçin: 'Türkiye'nin Başı Sağ Olsun. İsmini Yaşatacağız' - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.
Sizin düşünceleriniz neler ?