
28 Şubat Soruşturması Genişleyerek Devam Edecek Mi? Tahmininiz Nedir?
28 Şubat sürecine ilişkin soruşturma esasında geç kalmış bir soruşturma. Türkiye'de bugüne kadar bütün siyasiler, toplumun tüm kesimleri, sivil toplum örgütleri, herkesin ve her kesimin bu sürecin soruşturulmasına ilişkin talepleri oldu. Çünkü olağanüstü geçici bir ara dönem yaşandı. Bu dönemde pek çok keyfilikler, pek çok hukuksuzluklar hayata geçirildi. Bunlardan zarar gören hem Türkiye oldu, pek çok alanda, pek çok yönüyle, hem de bireysel olarak pek çok insan bu dönemde zarar gördü. Ancak Türkiye'de bu tür konularda soruşturma yapacak bir iklim maalesef uzunca bir zaman olmadı. O dönemleri hatırlarsanız, alkış tutan bir yargı yapısı da vardı o dönem içerisinde. Ancak 12 Eylül 2010'da yapılan halk oylaması ile anayasanın değiştirilmiş olması, %58 kabul oyu ve geçici madde 15'in kaldırılmış olması Arkasında 12 Eylül ile başlayan süreç, Türkiye'deki demokratik yapıyı demokratik iklimi daha da güçlendirmiş, hukuka güveni ve hukukun üstünlüğünü daha da pekiştirmiştir. Ondan sonra 12 Eylül ile ilgili bir iddianame tanzim edildi. Bir süreç de devam ediyor. Arkasından 28 Şubat ile ilgili bir süreç başladı o süreç de devam ediyor. Bana göre her iki sürecin talimatını da 12 Eylül 2010'da yapılan halk oylaması ile vatandaşımız bizzat sandıkta vermiştir. Dolayısıyla vatandaşın ortaya koyduğu irade çerçevesinde ortaya çıkan yeni bir hukuk yapısı bu noktadaki demokratik cesareti de çoğalttı, hukuki açıdan da insanları teyit etti.
Süreç başladı ve devam ediyor Bu sürecin nereye kadar gideceği, nerede duracağına ilişkin siyasi olarak bizim kestirmede, tahminde bulunmamız fevkalade yanlış olur. Süreci yargı yönetiyor ve yargı devam ettiriyor. Ama herkesin istediği bir şey var o da şu: Bu sürecin soruşturulması. Bütün karanlık noktalarının aydınlatılması, fail ya da failleri kimler ise bunların tespit edilmesi, yasalarımızın öngördüğü suç tanımına uyan herhangi bir suçu işledikleri sabit olursa da cezalandırılması konusunda herkesin bir talebi var. O yüzden bu sürece şuraya kadar girsin şurada dursun, şurada şöyle olsun böyle olsun temenniler yerine, bu sürecin gerçeği ortaya çıkaracak, maddi gerçek ne ise onu ortaya çıkaracak, adalet yerini buldu, hak yerini buldu anlayışı ve hukuk çerçevesinde işlemesinde büyük bir fayda var. Ben basına yansıyanlara baktığımda, bu sürecin nasıl işlediğini kestirme imkânı tam yok. Ama daha ziyade yansıyanlardan anladığım, süreci kurgulayan, planlayan ve bu sürecin içerisinde aktif rol oynayanlarla, aktif çalışanlarla ilgili bir süreç olduğu gibi bir izlenim çıkıyor ortaya. Bu ne kadar genişler ne kadar duru onu bilme imkânımız yok.
Bu Süreç Genelkurmay Başkanlarının Ve Başka Üst Düzey Sivil Görevlilerinin Bu Soruşturma Sürecinde Gözaltına Alınması Olasılığını Görüyor Musunuz?
Yargı temennilerle ilerlemez, temennilere göre hareket etmez. Kamuoyunun vicdanına göre de hareket etmez. Eğer öyle olursa, kamuoyuna veya birilerinin temennisine göre hareket edecek olursa, orada adaletten, hukukun üstünlüğünden bahsetme imkânı olmaz. Yargı hukuka göre hareket etmek zorundadır. Yazılı hukuka uymak zorundadır. Şu anda devam eden soruşturma çerçevesinde Cumhuriyet Savcıları'nın elinde ne tür belgeler var bilgiler var, deliller var bunu bilmiyoruz. Bu soruşturma nereye gidecek nerede duracak bunu da bilmiyoruz. Bununla ilgili herkes soruşturma başladığı içim Bu sürece dair mağduriyetleri olanlar mağduriyetlerini anlatmaya, bugüne kadar şikâyet etme cesareti dahi gösteremeyenler Şimdi yeni ortamda haklarını aramaya, şikâyet etmeye ve olayları ortaya koymaya başladılar.
Bu yeni delillerin, yeni bulguların dosyaya girmesi anlamında fevkalade önem arz ediyor. Ama bu sürecin nereye gideceğine ilişkin bir tahmin ya da temennide bulunmayı ben bir siyasetçi olarak uygun görmem. Ama maddi gerçeğin ortaya çıkması için ne lazımsa yapılması ve adaletin yerini bulması, hak edilen bir ceza varsa onun karşılığını görmesi hukukun da gereğidir, yargının da vazifesi zaten bunu yapmaktır. Ama bu nereye gider nerede duru işin doğrusu onu bilemiyorum. Ben bu noktada temennilerde bulunulmasını da doğru görmüyorum. Çünkü yargı temennilere göre hareket etmez. Ortada bir suç varsa Bu suçun işlendiğine dair bilgi, bulgu, delil varsa… Bir suç varsa bunda müştereklik varsa, iştirak hali varsa o zaman da onun gereğini yapmak yasalar çerçevesinde yargıya verilmiş bir görevdir. O görevini yapacaktır. O yüzden bizim yargının işleyişine müdahalemiz yanlış olur. Yargı hukukun sınırları içerisinde kalarak, anaysa ve yasaların kendine verdiği yetkileri doğru kullandığı sürece kamuoyu bu sürecin her zaman yanında olur ve destekler. Biz bu noktalarda temenni ve tahminlerle yargıya yol ve yön tayin etmemiz doğru değil.
Çevik Bir İfadesinde Mgk Kararlarını Uyguladıklarını Söylemiş. Sizce Mgk Kararları Yargılanabilir Mi?
Milli Güvenlik Kurulu anayasal bir kuruldur. Varlığına dönük anayasa hukukçuları başka kişiler tarafından eleştiriler var ama sonuçta bizim hukukumuzda olan ve kaynağını anayasadan alan bir kuruldur ve bu kurulun kararlarının bağlayıcılığı yoktur. MGK, tavsiye niteliğinde kararlar alır. Eğer bu kararları hükümet müzakere eder, Bakanlar Kurulu kararına bağlar veya bir yönetmeliğe, bir tüzüğe bir yasaya dönüştürürse ancak toplum açısından bağlayıcılık kazanır. O yüzden MGK kararlarının yürütmede görev yapanları bağlayıcı olabilmesi için yürütme tarafından ona bir bağlayıcılık vasfı kazandırılması lazım. Baktığınız zaman 28 Şubat sürecinde MGK kararlarının Bakanlar Kurulu'nda, bir Bakanlar Kurulu Kararı'na dönüştürüldüğüne ilişkin herhangi bir şey yok. Böyle bir Bakanlar Kurulu Kararı yok. Olsaydı zaten kamuoyu bunu ortaya koyar ve tartışırdı. Kaldı ki Bakanlar Kurulu Kararı olsa bile, bizim anayasamız çok açık. Konusu suç olan bir şey, idare veya herhangi bir idari organ, MGK veya herhangi bir kişi, konusu suç olan bir şeyin yapılması talimatını verdiği takdirde bunun muhatabı olan kişi, eğer yapılması istenen şey suç ise, onu yapması, yaptığı işi suç olmaktan çıkarmaz. Yapanı da bir suçun faili olma vasfından kurtarmaz. Kanunsuz emir olduğu zaman yazılı talepte bulunursunuz, yazılı emir geldiği zaman da yaparsınız. Ama bu konusu suç olmayan emirler içindir. Eğer bir emir suç niteliğini taşıyorsa o zaman yazılı emir vermiş olsa dahi onu işlemek Suç işlemiş olma vasfından onu kurtarmaz. Çünkü konusu suç olan bir şey hiçbir şartla kim tarafından talimatlandırılırsa talimatlandırılsın yerine getirilmez, getirilemez.
Çok açık bizim anayasamızda da var, ceza hukukun da kabul ettiği bir ilkedir. Kaldı ki MGK karaları tavsiye niteliğindedir. Kimse için emir niteliği taşımaz. Ancak Bakanlar Kurulu Kararı'na dönüşürse o zaman yürütmenin emrinde çalışan herkes için bağlayıcı bir vasıf alır. Ama böyle bir bağlayıcı vasıf alma durumu da yok. Yürütme çünkü bunu bakanlar kurulu kararına dönüştürmemiş. Kaldı ki konusu suç olan bir husus için de, Bakanlar Kurulu Kararına dönüştürmüş olsa dahi, yürütmeyi o işten kurtarmaz o işin ortağı haline getirir.
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller'in En Azından Görüş Ve Bilgilerine Başvurulması Doğru Olur Mu?
Bunun yargı sürecini yöneten cumhuriyet savcıları, iddianame tanzim edilip mahkemece kabul edilirse mahkeme buna karar verecektir. Onların ne karar vereceğini bilmiyorum. Ben bir siyasetçi ve bir vatandaş olarak Sayın Tansu Çiller ve Sayın Süleyman Demirel'in bu kadar önemli bir dönem, Türk kamuoyu tarafından yakından bilinen takip edilen ve sorgulanan bir dönemle ilgili bu dönemin içerisinde 1. derecede görevlerde bulunan ve bu sürecin her anına vakıf olan kişilerin konuşmaması bana göre fevkalade bir eksiklik olur. Onların konuşması lazım. Basına konuşabilirler, televizyona konuşabilirler, herhangi bir toplantıda konuşabilirler, anılarında bunları yazabilirler. Mutlaka 28 Şubat'ın karanlığında olan bitenleri Birinci ağızdan Türkiye kamuoyuna ve Türk milletine anlatmaları onlar için bana göre bir görevdir. Türkiye'nin önündeki yılları sağlıklı yürümesi ve demokrasimizin kökleşmesi, bir daha böylesi karanlık dönemlerin yaşanmaması açısından o dönemde yaşanan olayların bunu en yakın yaşayan ve kamuoyunun bilmediği pek çok perde arkasını çok açık bilenler tarafından Türkiye kamuoyu ile paylaşılmasında büyük bir gereklilik vardır. Bana göre ihtiyari bir durum da değil.
Bir vatandaş olarak, bu ülkede siyaset yapmış, milletten yetki almış yetki kullanmış birisi olarak kişi olarak, onların üzerinde bu anlamada tarihi bir sorumluluk vardır. Aksi takdirde kamuoyu yargılayacaktır. Bir yandan mahkeme devam ediyor ama öte yandan Türkiye kamuoyu konuşulmayan ve açıklanmayan olaylar ile ilgili suçlayacaktır, belki başka bir noktaya gidecektir. Bunların olmaması için de Sayın Demirel'in de Sayın Çiller'in de bu süreçte olup bitenlere dair söyleyecekleri mutlaka vardır, olduğuna da inanıyorum. Bunları Türkiye kamuoyu ile paylaşmaları onların takdirinden ziyade Türk milletine Türkiye cumhuriyetine ve bizim geleceğimize karşı boyunlarının borcudur diye düşünüyorum. Umarın bu borcu yerine getirirler.
27 Nisan İle İlgili Bir Soruşturma Da Geç Mi Kalıyor?
28 Şubat, 27 Nisan ve 12 Eylül bunlarla ilgili TBMM'de yoğun tartışmalar oldu. CHP, MHP, BDP anayasa halk oylaması yapılırken Orada AK Parti sizi kandırıyor 12 Eylül darbesini yapanlar yargılanamazlar, mümkün değildir, bakın göreceksiniz yargılanmayacaklar diye hem mecliste ifade ettiler, hem de halk oylaması sürecinde meydan meydan bunu anlattılar. Ama Şimdi onlar yargılanıyorlar. 28 Şubat ve 27 Nisan ile ilgili de Yargılamalar yapılamaz yapılması mümkün değil bakın işte bunlar engelliyor diye pek çok ifadelerde bulundular. Hatta sayın başbakanımız 28 Şubat'ta yargılandığı, mahkûm edildiği, belediye başbakanlığından alındığı, hapishaneye girdiği, siyasi yasak konulduğu halde Ak partiyi 28 Şubat'ın bir ürünü olarak niteleyecek kadar, O zaman AK Parti yok AK Parti düşüncesi yok, iftirada bulundular. Bütün bunlarla ilgili olarak biz hep şunu söyledik: 28 Şubat ile ilgili cumhuriyet savcıları soruşturma başlatmak istedi de buna Türk milleti hayır mı dedi.
Veya Ak Parti hayır mı dedi. 27 Nisan ile, ilgili soruşturma başlattılar da biz olmaz hayır mı dedik. Bunlarla ilgili soruşturma başlatma yetki ve görevi tamamen yargıya aittir, siyasetin elinde olan bir tasarruf değildir. Biz siyasi olarak Hem 28 Şubat sürecinde hem de 27 Nisan sürecinde konulması gereken demokratik tavrı ortaya koyduk. Milletin emanetine ve milletin iradesine sahip çıktık. CHP 27 Nisan'ı ayakta alkışlayan bir partidir, 28 Şubat'ı ayakta alkışlayan bir partidir. O zamanki hükümete de dışarıdan 28 Şubatın gereklerinden birisi olan Kesintisiz eğitimi hayata geçirmek kaydıyla destek vermiş bir partidir. Tüm kamuoyu 28 Şubat'ta da, 27 Nisan'da da CHP yönetiminin ve önde gelenlerinin söylediklerini daha dün gibi hatırlıyorlar.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun 28 Şubat Sürecinin Bir Cadı Avına Döndüğünü Söylemiş Ve İntikam İle Adalet Alınmaz Demiş. Bu Konudaki Değerlendirmeniz Nedir?
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu süreç ilk başladığında da benzer açıklamalar yaptı. Bir intikamla itham etti cumhuriyet savcılarını, bu işi yürütenleri. Böyle bir değerlendirme yaptı. O zaman da ben şunu söylemiştim, bir kez daha yinelemek isterim. 28 Şubat sürecinin basına yansıyan kısmına baktığımızda, Bu devam eden soruşturmanın çok iyi diye heyecanla karşılayan, Coşkuyla alkışlayanlarla ilgili bir soruşturma olmadığı çok açık. İnsanlar gönülden ona destek verebilir, heyecan duyabilir bunlarla ilgili bir soruşturma olmadığı çok açık. O yüzden Sayın Kılıçdaroğlu'nun bu kadar telaş göstermesine gerek yok. Eğer ortada bir suç varsa yasalara aykırı bir hadise varsa bunun soruşturulması yasaların gereğidir. Bugüne kadar CHP'nin sayın genel başkanı da dâhil tüm yöneticiler ve meclisteki milletvekilleri de dâhil 28 Şubat süreci neden soruşturulmuyor diye onlarca konuşması var.
27 Nisan neden soruşturulmuyor diye onlarca konuşması var. Bu soruşturma başlayınca, bu soruşturma intikam duygusuyla yapılıyor, soruşturma başlayınca bu cadı avına dönüşecek diye açıklamalar yapılıyor. Biz hangisine inanacağız. O zaman doğru bir siyaset yapmak ve dürüst davranmak lazım. Maalesef burada CHP dürüst davranmıyor. Eğer bir suç isnadı varsa bu suç isnadını soruşturan savcılar onlarla ilgili bilgiler bulgular deliller varsa bundan CHP rahatsız olacak bundan AK Parti rahatsız olacak veya bundan medya ya da kamuoyu rahatsız olacak diye bir hareketin içine girdiğinde adalet yerini bulmaz. Hukuk neyi gerektiriyorsa onun yapılması lazım. Sayın Kılıçdaroğlu'na düşen de, bize düşen de, başkalarına düşen de hukukun gereği neyse onun yapılması adaletin yerini bulması için Atılması gereken adımlar ne ise bunun tereddütsüz atılması. Türkiye'nin bir daha 28 Şubatları yaşamaması için hukukun da bunun gereğini yapması, biz de muhalefet olarak bu işin arkasındayız demesi lazım. Ama bakıyorum Sayın Kemal Kılıçdaroğlu böyle bir cümleyi işin başında korken, biz şöyleyiz böyleyiz derken öte yandan da sürecin işlememesi ve sürecin sübjektif bir noktaya taşınması için elinden geleni yapıyor.
O yüzden ben diyorum ki bıraksınlar yargı işlesin. Bir yandan biz darbelere muhtıralara karşıyız, biz demokrasinin yanındayız, Türkiye'ye demokrasiyi getiren bir partiyiz diyip, öte yansan Bir muhtıra oldu, kesin olan CHP'nin de kabul ettiği bir muhtıranın Soruşturma yapılmasına karşı çıkmak, 12 Eylül ile ilgili halk oylamasına karşı çıkmak fevkalade yanlıştır. Bir yandan da diyor ki gelin 12 Eylül'ün anayasalarını temizleyelim. Şimdi bu duruşla nasıl yapacaksınız. Anayasayı değiştirmek istiyoruz, meydan meydan geziyorsunuz olmaz. Yargılama başlıyor, Yargı bir süreç başlatıyor bu süreci kötülemek için elden gelen gayreti ortaya koyuyor. Sayın Kılıçtaroğlu siz darbecileri seviyor musunuz. sevmiyor musunuz? Onlardan yana mısınız değil misiniz? Bunu açık açık konuşun. Hem yanındayım hem değilim, her karşısındayım hem değilim demek olmaz.
Bir paragrafın içerisinde birbiriyle çelişen yaklaşımları ortaya koyma maharetini gösteriyorlar. Ben demin de söyledim yargı sürecine ilişkin temennilerde ve yol göstermelerde bulunmak bizim işimiz değil. Yargının gereği olarak, hukukun gereği olarak bir soruşturma yapılıyorsa, eğer adalet yerini bulacaksa Hukuk neyi emrediyorsa onların eksiksiz yapılması, adaletin doğru tecellisine yardımcı olur. Bu kadarını yaptın yeter demek adaletin Tam tecellisini arzu etmiyorum demekle eş anlamlıdır. bir soruşturmanın gereklerinin yapılmasını kanunun emrettiği görevlerin ifa edilmesini İntikam olarak ve ya cadı avı olarak nitelendirmek de bana göre bu görevleri yapanlara çok büyük haksızlık.
Eşli Olarak Verilen 23 Nisan Resepsiyonu'nda Chp Ve Bdp Yer Almadı. Tabloda Bir Şeyler Eksik Mi Kaldı?
Hem CHP'nin hem de BDP'nin kendi tutumlarını gözden geçirmesi lazım. Resepsiyonla ilgili. İki partimizin de demokrasiyi içselleştirdikleri konusunda benim tereddütlerim var. Kendi arzu ettikleri gibi bir demokrasi düşünüyorlar. Hâlbuki demokrasi ne senin ne benim ne öbürünün arzu ettiği gibi bir şey değil. Herkesin kendini ifade edebileceği özgür ve hür bir ortamı sağlayan Bunun için gerekli hukuki güvenliği temsil eden bir sistem bunun içinde Ben de olacağım, sen de olacaksın, öteki de olacak, beriki de olacak. Başı örtülü bazı hanımefendiler gelecek diye orada bulunmamak fevkalade saygısız bir tavır. Yok efendim biz onun için yapmıyoruz, başka bir şey için yapıyoruz demenin hiç anlamı yok. Onun için sayın Kılıçtaroğlu, meclis başkanı eşli davetiye gönderince benim kanaatim, geçmiş yıllarda da ta sayın Baykal döneminde başladı. Başı örtülü hanımefendiler de gelirse biz orada ne yaparız endişesi ile buna bir çözüm olarak, alternatif 23 Nisanlar ortaya koydular. Bunu devam ettiriyorlar. Kılıçtaroğlu genel başkan olunca ona söyledik, Gel sen bu geleneği bırak, meclisin açıldığı o tarihi günü beraber kutlayalım. Bu toplumun içinde başı açık başı örtülü tüm insanlar hepsi birdir, hepsi bizim insanımızdır. Onlar arasında ayrımcılık yapmayalım. Maalesef bu anlayış devam ediyor. Bu bana göre CHP'nin bu noktadaki anlayışının değişmediğinin, Kılıçtaroğlu konuşsa bile icraatta değişmediğinin bir yaklaşımıdır. BDP'de ha keza öyle. Parlamento milletin çatısıdır. Hepimizin altında bulunmaktan şeref duyduğumuz bir yerdir. Onların da gelmesi doğru olandır.
Görüşün varsa parlamentoda çıkar söylersin, ona bir mani yok. Bu bir bayramdır. Bayramda bir araya gelmeyenler, normal zamanlarda meselelerini daha kolay çözemezler. Onun için gelmeleri lazımdı. Hem Genel Kurmay Başkanlarımızın, Kuvvet komutanlarımızın gelmiş olması, bu resepsiyonda başı açık başörtülü hanımefendilerin bulunmuş olması, davetiyenin eşli olması, olması gerekenlerdi. Normal olan şeydi. Doğru olan bir fotoğraftı, doğru olan bir uygulama idi. Ben o yüzden meclis başkanımıza Türkiye'deki bu yanlış uygulamaya son verip, milleti kucaklayan bir adım attığı için Teşekkür ediyorum doğru bir fotoğrafı Türkiye'ye çektirdiler, bu fotoğrafın önümüzdeki yıllarda CHP ve BDP'nin katılımı ile eksik kalan karelerin de tamamlanacağına inanıyorum.
Son Dakika › Güncel › Bekir Bozbağ Soruları Yanıtladı - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.