İyi Parti Grup Toplantısı... Dervişoğlu: "Ortağınız Övüyor, Çiçek Yolluyor, Siz İmralı'dan İktidar Devşirmeye Teşne Oluyorsunuz" - Son Dakika
Son Dakika Logo

İyi Parti Grup Toplantısı... Dervişoğlu: "Ortağınız Övüyor, Çiçek Yolluyor, Siz İmralı'dan İktidar Devşirmeye Teşne Oluyorsunuz"

04.03.2026 13:53

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a seslenerek, "Sayın Erdoğan, siz iltifatları çok seviyorsunuz. Beyaz Saray’da övüyorlar, senet imzalayıp dönüyorsunuz. Avrupalılar övüyor, Türkiye’yi hendeğe çeviriyorsunuz. Ortağınız övüyor, çiçek yolluyor, siz İmralı’dan iktidar devşirmeye teşne oluyorsunuz. Övülünce hep yanlış işler yapıyorsunuz. Ben bugün size doğru işler yaptırmak için bu kürsüye geldim. Bakınız, Gazi Meclisimiz, 106 yaşında. Size 106 gül gönderiyorum.  Bu parlamentoyu eski gücüne kavuşturun ve parlamenter sisteme dönüşün önünü açın. Cumhuriyetimiz 103 yaşında. Size 103 gül gönderiyorum. Cumhuriyetin ilke ve değerlerine geri dönün. Kurumlarına ve hukukuna sahip çıkın. Devlet nizamına hasar veren işleri bırakın artık. Size 99 gül daha gönderiyorum. Bu mübarek ramazan ayında, Allah’ın isimlerinin hürmetine, Türk milletinin tarihiyle, kodlarıyla, tanımlarıyla oynamayın" ifadesini kullandı.

(TBMM) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a seslenerek, "Sayın Erdoğan, siz iltifatları çok seviyorsunuz. Beyaz Saray'da övüyorlar, senet imzalayıp dönüyorsunuz. Avrupalılar övüyor, Türkiye'yi hendeğe çeviriyorsunuz. Ortağınız övüyor, çiçek yolluyor, siz İmralı'dan iktidar devşirmeye teşne oluyorsunuz. Övülünce hep yanlış işler yapıyorsunuz. Ben bugün size doğru işler yaptırmak için bu kürsüye geldim. Bakınız, Gazi Meclisimiz, 106 yaşında. Size 106 gül gönderiyorum.  Bu parlamentoyu eski gücüne kavuşturun ve parlamenter sisteme dönüşün önünü açın. Cumhuriyetimiz 103 yaşında. Size 103 gül gönderiyorum. Cumhuriyetin ilke ve değerlerine geri dönün. Kurumlarına ve hukukuna sahip çıkın. Devlet nizamına hasar veren işleri bırakın artık. Size 99 gül daha gönderiyorum. Bu mübarek ramazan ayında, Allah'ın isimlerinin hürmetine, Türk milletinin tarihiyle, kodlarıyla, tanımlarıyla oynamayın" ifadesini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:

"İran kaynaklı bir sarsıntının tetikleyeceği göç baskısı yaratır"

"Türkiye, Suriye'den gelen göçün ekonomik ve sosyal yükünü hala taşımaktadır. Suriye 25 milyon civarında bir ülkeydi. İran ise 90 milyondan fazladır. İran kaynaklı bir sarsıntının tetikleyeceği göç baskısı, Türkiye açısından çok daha ağır sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. Üstelik son yıllarda İran sınır hattında mayınlı arazilerin temizlenmesiyle, sınır güvenliğinin fiziki yapısında değişimler yaşandı. Fiili ama bilinçli açık kapı politikası buna dahildir. Yani göç dalgası bir ihtimal değil, müstakbel bir felakettir. Türkiye yeni bir düzensiz, plansız ve hazırlıksız göç dalgasını kaldıramaz. Zaten neye hazırlıklılar ki? Bugüne kadar neye hazırlanmışlar ki? Deprem olur, hazırlık yok. Eski ortakları FETÖ darbe yapmaya kalkar, hazırlıksızlar. Madende göçük olur, hazırlıksızlar, orman yanar, hazırlıksızlar. Neden biliyor musunuz? Çünkü bunlar risk analizi yaparken, risklere değil, fırsatlara bakıyorlar. Baktıkları fırsat da, kendi iktidarlarının devam fırsatı. Bu iktidarın devamı için, ne kadar rant elde edebiliriz fırsatı. Bir kere, Allah için bir kere de Türk Milletinin menfaatini düşünün, bir kere de feda ettiğiniz şey, kendi çıkarınız olsun, şahsi faydanız olsun."

"Hatalarda ve tedbirsizlikte ısrar etmenin anlamı yoktur"

Şimdi gelelim ekonomi eksenine. İran'daki savaş, öncelikle güvenlik, jeopolitik ve insani bir meseledir. Ama etkileri ekonomi üzerinden de çok hızlı gelir. Üç temel başlıktan konuşmak mümkündür. Birincisi, finansal piyasalardır. Artan belirsizlik güvenli liman arayışını tetikler. Türk lirası üzerinde değer kaybı baskısı oluşabilir. Savaş uzadıkça enflasyonist beklentiler artar; beklenen faiz indirimi ertelenebilir. Daha önemlisi; risk arttıkça borçlanma maliyetimiz yükselir. Dış borcun çevrilmesi, yalnız hazinenin meselesi değildir; reel sektörün, bankacılık sisteminin, yatırımın, üretimin meselesidir. Vadesine bir yıl veya daha az kalmış dış borç yükünün büyüklüğü, yüz milyarlarca dolarla ölçülüyor. Risk priminde küçük görünen bir artışın bile maliyeti, milyar dolar seviyesinde hissedilir. Döviz kurundaki her sıçrama, evdeki tencereye, pazardaki etikete, sanayicinin maliyetine, işçinin ücretine yani hayatın kendisine yansır. Kriz anlarında 'ödeme–tahsilat' düğümü ortaya çıkar. Bu süreçte, bankacılık sistemindeki tıkanıklıklarını aşacak güvenli ve şeffaf ödeme mekanizmaları derhal kurulmalıdır. Rusya-Ukrayna savaşında bunu gördük. Hatalarda ve tedbirsizlikte ısrar etmenin anlamı yoktur.

"Hürmüz Boğazı'nın kilitlenmesi hayati bir risktir"

İkinci etki enerjidir. Türkiye'nin enerji ithalatı 62 milyar doların üzerindedir. Dış ticaret açığının büyük kısmı enerji ithalatından kaynaklanmaktadır. Petrol fiyatlarındaki her yüzde 10'luk artış, cari açığı yıllık bazda yaklaşık 2,6 milyar dolar yukarı çekebilmektedir. İran, doğal gazda Türkiye'nin tedarik zincirinde önemli bir yer tutmaktadır. Bir kesinti senaryosu; sanayi ve elektrik piyasasında gerilim yaratır. Depolama kapasitesinin belli bir ölçüde tampon oluşturabileceği doğrudur. Ancak kesinti riskini hafife alınmamalı, üretim ve istihdam bile bile tehlikeye atılmamalıdır. Dünya petrol ticaretinin dörtte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kilitlenmesi, işte bu yüzden hayati bir risktir. Petrolün 90 dolar seviyelerinde kalıcılaşması halinde, yıllık cari açıkta çok ciddi bir artış görülebilir. Bu artış; akaryakıt fiyatlarını, dolayısıyla enflasyonu tetikler. Tam da bunun için bir öneride bulunduk, yani şikayetle yetinmedik. Nasıl yapılacağını söyledik, hesabını kitabını da yaptık:  Dedik ki, 'Petrol fiyatı artışını, hemen akaryakıta yansıtmayın. ÖTV'den bir miktar fedakarlık edin ve pompadaki fiyatı tutun. Vatandaşa ilave yük binmesin, enflasyon beklentisi daha da bozulmasın'. Maliyetini de söyledik. Peki hükümet ne yaptı? Gözünü bile kırpmadan, mazota zam yapmaya kalktı. Daha savaş kapıyı çalmadan, bunlar milletin rızkından çalmaya niyetlendi. Zammı tepkiden çekinip son anda durdurdular ama biliyoruz ki bahane arıyorlar.

"Gümrük Birliği'nin güncellenmesi dosyası yeniden açılmalıdır"

'Türkiye, zengin ülkelerin arasına girmiş' diyorlar. Kişi başına gelirimiz, 18 bin dolarmış. Kendileri için çerez parası da, ben bu ülkede, 18 bin doları hayatında görmemiş on milyonlarca vatandaş biliyorum. Aynı gün, grup başkanları çıkıp, emekli ikramiyesi açıklıyor. Geçen senenin aynısı olacakmış, 100 dolar bile değil… Maliye bakanları zengin ülkeler arasına girdik diye müjde veriyor, bu muhteremler emekli ikramiyesine zam yapmaya ekonomi müsait değil diyorlar. Böylesine bir yüzsüz, böylesine milletten kopuklar. İşte aramızdaki fark budur. Onların derdi kendileri, bizim derdimiz ise Türk milletidir. İran'da yaşananların ekonomimize etkisinin üçüncüsü, ticaret ve tedarik zinciridir… İran ile ticaret hacmimiz dengeli bir büyüklüktedir. Ama lojistik ve bölgesel ticaret açısından önemi rakamlardan yüksektir. Hürmüz Boğazı kilitlenirse sigorta primleri ve navlun maliyetleri artar. Çin'den Avrupa Birliği'ne uzanan konteyner taşımacılığı darbe alır. Bu, Türkiye'nin üretim zincirlerini dolaylı yoldan etkiler. Tam da bu nedenle, 'Gümrük Birliği'nin güncellenmesi' dosyası yeniden açılmalıdır. Yani Türkiye bu krizi, doğru bir akılla, sanayi ve ticaret konumunu güçlendirecek hamlelere çevrilmelidir. Ama bunun için günü kurtaran hamle değil, strateji gerekir. Yani Avrupa Birliği ile sadece göçmen pazarlığı yapmak zorunda değilsiniz. Türkiye'nin çıkarları için bir müzakerenin içinde olmanız mümkündür.

"İktidarı değiştirmenin zamanı gelmiştir"

Bu çerçevede; Türkiye'yi Azerbaycan'a ve Türk dünyasının kalbine bağlayan stratejik hatlar en kısa zamanda devreye alınmalıdır. Zengezur bunların başındadır. Bu, dış ticaretimizi tek rotanın prangalarından kurtarır ve masada elimizi güçlendirir. Taşımacılığı dar koridorlara hapsetmemek, kesintisiz raylı projelerle darboğazları aşmak stratejik zorunluluktur. Van–Kapıköy demir yolu hattının kapasitesi arttırılmalıdır. Orta Koridoru temenni olmaktan çıkarıp Bakü–Tiflis–Kars hattını tam kapasite çalıştıran bir lojistik devrime dönüştürmek zorundayız. Böylece Hazar geçişlerini hızlandırmazsak, limanlarımızı bütünleştirmezsek, ihracatçımızın geleceğini başka ülkelerin insafına terk etmiş oluruz. Sınırlarımızı çok kanallı ekonomik güç merkezlerine çevirmeli, tek bir güzergaha mahkum olma riskini ortadan kaldırmalıyız. Örneğin, Irak üzerinden Basra'yı Türkiye'ye bağlayan alternatif projeler, zamanında tamamlanmış olsaydı; Hürmüz kilitlendiğinde Basra'ya inen yükler, Türkiye üzerinden Avrupa'ya akabilirdi. Demek ki mesele, konuşmak değil; bitirmek meselesidir. İktidarı değiştirmenin zamanı gelmiştir.

"Ekonomik program Londra bankerleri için mi yoksa Türk Milleti için mi"

Şimdi bu dış şoku, içerideki kırılganlıklarımızla birlikte düşünün. Bakınız, daha dün enflasyon verileri açıklandı. İki aylık enflasyon yüzde 8, yıllık enflasyon ise yüzde 31,5. Bu, yıllık hedefin yarısını iki ayda yedik demek. Yıllık hedeften iki kat sapıldı demek. Vatandaşın 12 aylık maaşının 1 ayı şimdiden gitti demektir. Rasyonel dedikleri programın cebimizdeki 100 lirayı 35 lira yapmış olması demektir.  Soruyorum, Türk Milleti de soruyor: O sözde program çalışıyor diyecek misiniz? Cevabınız evetse, o program kimin için çalışıyor? Londra bankerleri için mi yoksa Türk Milleti için mi? Ben cevabı biliyorum, Türk Milleti için olmadığı kesin! Sadece bir ayda 516 bin vatandaşımız işinden, aşından, ekmeğinden oldu. Bu bir istatistik değil, yarım milyon ailenin sofrasına çöken kara buluttur. Üstelik geniş tanımlı işsizlik dediğinizde, gerçek işsizlik oranı yüzde 30'lara dayanıyorsa, her üç kişiden biri işsizliğin gölgesindeyse, dışarıdaki bir savaşın yarattığı ekonomik dalga, içerideki bu kırılganlığı büyütür. İnsanlar çalışmaktan değil, iş bulamamaktan yorulmuştur. Güven kırılmışsa, dış şoklar sadece ekonomiyi değil, toplumun psikolojisini de sarsar. İşte bu yüzden, jeopolitik riskleri konuşurken onun ekonomiyle olan bağını koparamazsınız. Dışarıda savaş var deyip içerideki sefalet düzenini saklayamazsınız. Tam tersine, dışarıdaki savaş, içerideki kötü yönetimin bedelini daha görünür hale getirir.

"İran'daki savaş, 'Devlet aklı' iddiasıyla konuşanların jeopolitik körlüğünü de bir kez daha göstermiştir"

Konuyla ilgili son bir söz daha İran'daki savaş, 'Devlet aklı' iddiasıyla konuşanların jeopolitik körlüğünü de bir kez daha göstermiştir. Çok değil altı ay önce, Türkiye'nin Rusya ve Çin'le yakınlaşması gerektiğini söyleyenler, İran'ın yalnızlığı karşısında acaba bir ders alacaklar mıdır'Müttefiklerini yüzeysel açıklamalarla geçiştiren ve yalnız bırakanların, Türkiye için stratejik seçenek diye pazarlanması ne kadar gerçekçidir? Türk dış politikasını, birbirinin kaynaklarını ve çaresizliklerini sömürmek üzerine kuranlar, bizim için güvenli bir rota olabilir mi? İYİ Parti olarak bizim rotamız net, pusulamız bellidir. Uluslararası hukukun yanında duracağız. Savaşların büyümesini önleyecek, diplomasiye ağırlık vereceğiz. İran halkının iradesine saygı duyacağız, kukla senaryolarına karşı duracağız.

"Türkiye'nin, İranlaştırılmasına heves edenler vardır"

Türkiye'nin ulusal bütünlüğünü, vatandaşlık bilincini ve cumhuriyetin temel niteliklerini güçlendireceğiz. Laikliği; inançlara ve yaşam tarzlarına hürriyetin güvencesi olarak koruyacağız. Liyakati, devletin sigortası olarak tesis edeceğiz. Ekonomide kırılganlıkları azaltacak, dış şoklara karşı dayanıklılığı artıracağız. Çünkü şunu biliyoruz: Bir ülke dışarıdan gelen fırtınalara, ancak içeride sağlam bir çatıyla ayakta durabilir. O çatı; hukuktur, kurumdur, cumhuriyettir, haysiyettir. İç cephe kılıfına sokulan hanedancılık, cuntacılık ve tiranlık değildir. Aziz milletime  sesleniyorum: Türkiye, bir sonraki İran değildir. Ama Türkiye'nin, İranlaştırılmasına heves edenler vardır. Iraklaşmasına, Lübnanlaşmasına, Latin Amerikalılaşmasına heves edenler vardır.

"Küçülmeye rıza göstermeyi, stratejik zenginlik gibi sunanlara da karnımız toktur"

Biz, tüm bu hevesleri kursaklarda bırakacağız. Bizim mücadelemiz; demokrasi, hürriyet ve istiklal mücadelesidir. Mücadelemiz milletimizin hür ve onurlu yaşaması içindir. Herkes iyi bilmelidir ki; biz bu toprakların misafiri ve dışardan geleni değiliz. Binlerce yıldır bu kadim coğrafyanın sahibiyiz. Kimsenin toprağında gözümüz yok amma velakin, küçülmeye rıza göstermeyi, stratejik zenginlik gibi sunanlara da karnımız toktur. Satır aralarına gizlenen mesajları görüyor, biliyor ve kaydediyoruz. Beni anlayan anlamıştır diye de ümit ediyorum.

"İç cephe, toplumsal huzur sağlanarak güçlenir"

Buradan Sayın Cumhurbaşkanı'na çağrıda bulunuyorum:  Ağzı olanın konuştuğu bir dönemdeyiz. İran operasyonu başlayınca, sırada Türkiye var diye sevinen alçakları dikkatle izliyoruz. Dile gelen başa gelir mi bilmem. Bölgemizdeki gelişmeler bizi iç cepheyi güçlendirmeye mecbur  bırakıyor diyorsunuz. Ancak iç cephe sadece slogan atarak güçlendirilemez. İç cephe, toplumsal huzur sağlanarak güçlenir. Devletin milletle, iktidarın muhalefetle omuz omuza vermesiyle güçlenir. Yasaklar ve yolsuzluklarla boğulan bir millet, bir arada duramaz. Anti demokratik adımlara son verin. Milletimizi ayrıştırmayın. Hukuku ayaklar altına alan operasyonlarınıza son verin. Devlete olan güveni daha fazla sarsmayın. Dış tehdide karşı en büyük güç, milletin birliğidir. Bunu sağlayabilmek için de, kişisel siyasi hesapları çöpe atarak, birliği ve beraberliği perçinlemek lazımdır. Bölgemizde olağanüstü olaylar yaşanıyor. TBMM konuyla ilgili yeteri kadar bilgilendirilmiyor. Böylesine kritik bir süreçte, Meclis'te grubu bulunan siyasi partileri bilgilendirmek ve onlarla ayrı ayrı veya topluca bir zirve yapmak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ne zaman aklınıza gelecek? Merak ediyorum. Şayet aklına gelmez ise ben buradan gerekli çağrıyı yapıyorum. Zaman kaybetmeden doğru adımlar atılmasına bizzat öncülük etmesini istiyorum.

"Övülünce hep yanlış işler yapıyorsunuz"

Bakın Sayın Erdoğan, siz iltifatları çok seviyorsunuz. Beyaz Saray'da övüyorlar, senet imzalayıp dönüyorsunuz. Avrupalılar övüyor, Türkiye'yi hendeğe çeviriyorsunuz. Ortağınız övüyor, çiçek yolluyor, siz İmralı'dan iktidar devşirmeye teşne oluyorsunuz. Övülünce hep yanlış işler yapıyorsunuz. Ben bugün size doğru işler yaptırmak için bu kürsüye geldim. Bakınız, Gazi Meclisimiz, 106 yaşında. Size 106 gül gönderiyorum.  Bu parlamentoyu eski gücüne kavuşturun ve parlamenter sisteme dönüşün önünü açın. Cumhuriyetimiz 103 yaşında. Size 103 gül gönderiyorum. Cumhuriyetin ilke ve değerlerine geri dönün. Kurumlarına ve hukukuna sahip çıkın. Devlet nizamına hasar veren işleri bırakın artık. Size 99 gül daha gönderiyorum. Bu mübarek ramazan ayında, Allah'ın isimlerinin hürmetine, Türk milletinin tarihiyle, kodlarıyla, tanımlarıyla oynamayın. Oynatanlara müsaade etmeyin.

Türkiye'yi ve Türk Milleti'ni başkalarıyla karıştıranlara bir kere daha hatırlatmak isterim. Devlet geleneklerimiz ve anti-emperyalist ilk istiklal zaferinin kahramanı milletimizle, biz başka milletlere asla benzemeyiz. Vatanımıza ve bayrağımıza göz dikilirse, 86 milyonluk bir ordu ile karşı karşıya kalırsınız. İşbirlikçilerinize hiç güvenmeyin. Türk milleti onları, bir kaşık suda boğmasını çok iyi bilir. Türk Milleti'nin istiklal damarı, içimize iliştirdiğiniz tüm sızıntıları koparıp atar. Ve tarih hiçbir kuşkuya yer yoktur ki bunun örnekleriyle doludur. Ergenekon'dan çıktığı günden beri, Anadolu kapılarında ay ve yıldız şehit kanıyla buluşup bayrak olduğundan beri, Ulubatlı Hasan sancağı surlara diktiğinden beri, sarışın mavi gözlü Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk, 'Ya istiklal ya ölüm' dediğinden beri fıtrat aynıdır. Ne diyor vatan şairi Namık Kemal; 'Ecdadımızın heybeti ma'rüf-i cihandır. Fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır.'"

(SON)

Kaynak: ANKA

Son Dakika Güncel İyi Parti Grup Toplantısı... Dervişoğlu: 'Ortağınız Övüyor, Çiçek Yolluyor, Siz İmralı'dan İktidar Devşirmeye Teşne Oluyorsunuz' - Son Dakika


Advertisement