Ermeni Meselesinin Dünü, Bugünü ve Nedenleri - Son Dakika
Son Dakika Logo

Ermeni Meselesinin Dünü, Bugünü ve Nedenleri

Ermeni Meselesinin Dünü, Bugünü ve Nedenleri
18.04.2013 15:50

Malatya İmam-Hatip Lisesinde "Ermeni Meselesinin Dünü, Bugünü ve Nedenleri" konulu bir konferans verildi.

Malatya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Araştırmacısı Vahap Begeç tarafından verilen konferansı lise öğrencileri, öğretmenler ve Müdür Yardımcısı Abdulkadir Gül ilgiyle izledi.

Begeç konferansta şunları söyledi:

"M.Ö 3000. Yılının sonlarından itibaren Anadolu topraklarında yerleşmeye başlamış olduklarını, çivi yazılı metinlerden öğreniriz Türklerin…

Tarih sahnesindeki yerlerini almaya başladıklarından itibaren; İnsanlığın yaratılışlarında var olan güzel haslet ve erdemlerine şahit olmaktayız. Mert duruş sergileyip, cesur olmaları, zayıf ve güçsüzde olsalar her daim haklıdan haklı olandan yana tavır ve gayretleri, güzel erdemlerine örnektir. Ta günümüze kadar tarihinin hiçbir döneminde esaret altında kalmamış, hep egemen ve hür yaşamış; devletler, imparatorluklar kurmuşlardır.

Özellikle Müslüman olmakla şereflenip, İslam dinini seçtiklerinde, yaratılışlarında var olan güzellik dolu erdemleri, İslam ahlakı, fazilet anlayışıyla birleşince tarih sahnesindeki oynayacakları esas rollerin ışıkları görülmüş, dünya hükümranlığına gidecek kapılar, Allah tarafından sonuna kadar açılmıştır. Müslüman Türk Milletine….

Ermenilerde yeryüzündeki milletler topluluğundan biridir. M.Ö 8. Yüzyılda vuku bulan TRAK göçleri neticesinde Anadolu ya gelmişler, iki asır göçebe hayatı yaşadıktan sonra Urartu devletinin yıkılmasından sonra onların topraklarına yerleşmişlerdir. Özellikle Pers (İran) imparatorluğu, egemenliği altında kalmış olmalarından, Ermenilerde Perslilere (İran) ait çok büyük etkiler görülmüş, günümüzde hala İran-Ermeni ilişkilerinde bu etkilerin devam ettiğine, pers (İran) mevcudiyetinin, Ermeniler üzerinde ne denli hükümran olduğuna şahit olmaktayız.

Pers imparatorluğunun yıkılması sonrasında sırasıyla Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans ve Araplar ile Türklerin hâkimiyetleri altında yaşadıkları görülür. 1991 yalında bağımsızlıklarını kazandıkları ana kadar tarihlerinin hiçbir dönemlerinde bağımsız ve hür olamamışlar, hep başka milletlerin boyunduruğu ve egemenliği altında yaşamışlardır.

Pers imparatorluğunun yıkılıp dağılması sonrası Roma imp, hâkimiyetine girmişler, M. S.301 yılında toptan Hıristiyanlığı seçmişlerdir. Tarihleri boyunca hep problemler yaşayan Ermeniler Hıristiyan olunca, Hıristiyanlarla farklı bir mezhep seçmeleri egemenlikleri altında yaşadıkları Bizanslılar tarafından hüsnü kabul görmemiş, onlardan büyük zulümlere uğramışlardır. Zulüm ve haksızlıklara uğramaları Ermenileri, egemenlikleri altında, dinlerinin gereklerini yaşama adına yeni arayışlara girmişlerdir.

Ermenilerin Müslümanlarla tanışmaları böylesine sıkıntı yaşadıkları bir döneme rastlar. O dönem İslam dininin zuhuru, peygamberin (S.A.V) de bu güzellikleri sunumu Asrı Saadet döneminin varlığını hissettirdiği dönemdir. Ermeniler bir yandan hakimiyeti altında yaşadıkları; diğer yanda ise adalet ve ahlaki yapının doruğa ulaştığı Asrı Saadet döneminin sunduğu güzellikler ikilemi altında kalmışlar, Müslümanların kendileriyle temasları sonucunda da Hz. Ömer döneminde, kendilerine dini hürriyet bahş edilmiş, onlarda Müslümanların egemenliği altında girip onlarla birlikte yaşama kararı almışlardı. Bu karar hiçbir baskı ile olmamış, bilakis tamamen Ermenilerin kendilerinin aldığı bir kararla olmuştur.

II Justinyen (668,698) Bizans imparatoru olunca Müslümanların hakimiyetini kabul eden Ermenileri tekrar kendisine bağlama isteği kabul edilmemiş, Müslümanların idaresinden memnun olduklarını her defasında söylemişler, Müslümanların egemenliği altında kalmışlardır.

Türk sultanları Tuğrul Bey ve sultan Alparslan'ın Anadolu'yu Fethi Ermeniler için yeni bir dönem oluşturmuş, o dönemlerde dünya hâkimiyetinde söz sahibi olan Bizanslıların Ermenilere yaptıkları baskı ve zulümler tahakkümler azalmış onlara rahat bir nefes aldırmış oldu.

Artık Türk hâkimiyetine girmişlerdi ve Türklerin egemenliği altında yaşıyorlardı. Ermeniler Türklerin hâkimiyetinden öylesine memnunlardı ki Selçuklu hükümdarları Melik şah, Tuğrul Bey, Sultan Alparslan'ın vefatları onları çok etkilemiş yaslar tutup ağlamışlardı. Her dönemde egemenlikleri altında yaşadıkları devletleri kendileri belirleyen Ermeniler, Türklerin egemenliğini de yine kendileri tercih edip istemişlerdi.

Ermeni tarihçisi Asoghik Ermeniler Bizans a olan düşmanlıkları ve onlardan gördükleri zulümle Türklerin Anadolu'ya gelmelerine sevinmiş, hatta Türklere yardım etmişlerdir – der.

Urfa'nın Türkler tarafından fethi de Ermenilerce bayram havası içinde kutlanmıştır, der Urfalı ermeni tarihçi Mateos.

Malazgirt savaşında da Bizans ı değil Türkleri destekleyen Ermeniler Türklere karşı savaşmamış; savaşı terk etmişlerdir. (Urfalı Mateos- Vekayiname)

Selçuklu dönemi sonrası Türklerin hâkimiyeti ve egemenlikleri bitmeyip, Osmanlı döneminde de devam etmiştir. Osmanlı imp. Döneminde de Ermeni- Türk münasebetleri farklılık göstermez. Osmanlılar da Selçuklu dönemindeki gibi Ermenilere İslam anlayışının hoşgörüsü çerçevesinde muamelede bulunmuşlardır. Din, dil, ırk farklılığı taassubuna düşülmemiş, özellikle onların dinlerinin yaşamaları konusunda azami derecede titizlik gösterilmiştir. Başbakanlık Osmanlı arşivleri (B. O. A) bilgi ve belge kaynakları bu konudaki binlerce örneği bize sunmaktadır. Onlara kiliseler yapmaları, kiliselerini tamir etmeleri, dış dünyadan gelen tepkilere karşı Ermenilerin hassasiyetle korunması bu belgelerde açıkça anlaşıp görülebilir.

Zaman zaman Osmanlı İmparatorluğu İdaresi altında yaşayan Müslim- Gayrimüslim tebaanın problemleri olmuyor değildi. Osmanlı tarihi boyunca aralarında problem bulunup ta mahkemelere düşenler, mahkemelerde hiçbir şekilde hakkaniyetle, güçlüden yana değil, haklının ortaya çıkması esasına dayalı yargılamaların yapılması özellikle Gayrimüslim tebaayı oldukça mutlu ve memnun ediyordu.

İstanbul'un fethi sonrasında Fatih Sultan Mehmet Ermenilerin yıkılan kiliselerini, Gayrimüslimlere ait Havra, Sinegog gibi İbadet yerlerini tamir edip yenilerini yaptırması, onların Müslüman Türk halkından ayırmadığına, onlara adaletle davrandığına dair örneklerle doludur. (B.O.A) Devletin idare ve üst kademelerinde önemli mevkilerde gayri Müslim tebaadan dolayısı ile Ermenilerden yararlanılmıştır. Osmanlı tarihi boyunca 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyük elçi, 11 Başkonsolos, yüzlerce öğretim üyesi, 41 yüksek rütbeli memur Türklerin 1900lü yıllara kadar beraberce çalışmaları onlardan memnuniyetlerinin göstergesidir.

Ermenilerinde gere Selçuklu gerek Osmanlı İmp. İdaresi ve egemenliği altında her yer ve zamanda Türklerden memnun olduklarını beyan edip gösterdikleri sadakat onların MİLLETİ SADIKA- Sadık Millet diye anılmalarına vesile olmuştur. Peki, ne oldu da her şey en az bin yıl süre ile bu kadar iyi gitmişken, hiçbir problem ve sıkıntı görünürde yok iken beraber olunan dönemde kendilerine adeta bir ananın şefkati ile yaklaşıp koruyan Türkler ile Ermeniler arasında problemler çıkmış, adeta araya kara kedi girmiştir? Onlar neden isyan etmişler, neden iyilikler görüp kötülükler gördükleri milletlere karşı kendilerini koruyan, kendilerine hamilik edip siper olan Müslüman Türklere cephe alıp onlara karşı katliamlara başlamışlardı? Nedeni ne idi? Nerden kaynaklanıyordu bu kinleri ve garezleri?

3 kıtada 24 milyon km2 toprağımız üzerinde yaşayan her milletten insan topluluğu imparatorluğun duraklama dönemi ile başlayan toprak kayıplarının ardından Sultan Abdülhamit döneminde 4 milyon km2 toprağımızla hem maddi hem manevi büyük sıkıntılara düşürmüş, dünya hükümranı dev imparatorluk adeta yalnızları oynuyordu. Eskiden beri Osmanlı İmp. Üzerindeki kötü emellerini her fırsatta değerlendirmek isteyen Fransa-İngiltere- Rusya başta olmak üzere imparatorluğa son bir darbe vurup parçalayıp bölmek, üzerinde bulunduğu mümbit ovalar, bereketli maden yataklarına sahip olmak üzere başta yedi düvel adeta leş kargaları gibi başına üşüştükleri imparatorluğa kendileri dıştan, içtende değişik millet unsurlarını ayaklandırıp, isyan ettirdiler, katliamlara başladılar.

Planın aşamalarından biri olan ve küçük bir sebeple 1. Cihan Harbi çıkarılıp Osmanlı İmparatorluğuda bu savaşın içine çekildi. İmparatorluk savaşı kaybetti ve toprakları üzerine onlarca devlet kurulup bağımsız oldular. İmparatorluk küçük bahanelerle kendisine savaş açan yedi düvelle savaşması yetmezmiş gibi Kars, Van, Erzurum, Maraş, Trabzon da ki Ermenileri savaş sonrası kendilerine toprak verilip, hürriyetinize kavuşacaksınız denilerek silahlandırdığı Rusların kışkırtmalarıyla topraklarımız üzerinde yıllarca beraber yaşadıkları ve kendilerine hamilik eden insanlara katliam başlattılar. İmparatorluk idarecileri cepheyi daraltmak için Ermenileri TEHCİR'e karar verdiler. Tehcir, bulunulan bölgeden bir diğerine sürgün anlamı taşır. Ermeniler özellikle Urfa yöresine göçleri esnasında yolları üzerinde bulunan Kürt kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı köyleri yakıp yıktılar.

Çoluk, çocuk, kadın demeden katliamlar yaptılar. Ermenilerin katliamları sonucu katledilip öldürülen Türklerin sayısı 517.955 (B.O.A. Sorularla Ermeni Meselesi) Ermenilerin Tehcir ve isyanlarında katledilip öldürülen Türkler toplu olarak katledilmiş, topluca çukur ve hendeklere gömülmüşlerdir. Tehcir edilme esnasındaki istikamet üzerinde yapılan kazılarda hala toplu mezarlara ulaşılması katliamın boyutunu gözler önüne sermektedir. Tehcir ve isyan sırasında memaliki şahanenin 1330 (1914) yılı nüfus istatistiğinde toplam ermeni nüfusu 1.294.951 olarak görülmektedir. Bu esnada Ermenilerde savaştıkları yerlerde kayıplar vermişlerdir. Kayıplarının 1.500.000 olduğunu söylerler.(Ansiklopedia Britannica 1968 baskı) birçok kaynak o dönem Ermeni Nüfusunun (1.300.000) olduğundan bahseder. Lozan Konferansına katılan Ermeni heyeti başkanı Bogos NUBAR o esnada Türkiye deki Ermeni nüfusunun 280.000 olduğunu, 700 bin Ermeni'nin de göç ettiğini söyler. Böylelikle ermeni kayıplarıda kendi ağızlarından ortaya çıkmış olur ki o da 300.000 kadardır. Zaten bu bilgiler B.O.A. de de bu şekilde tespit edilmiş ve belgelerle sabittir. Ermeni kayıplarının bir kısmı da o dönem ortalığı kasıp kavuran taun ve kolera hastalığından dolayı meydana gelmiştir. Demek ki Ermenilerin 1.500.000 bin kaybımız var sözünün delillerle yalan olduğu ispatlanmıştır ve bu rakam oldukça abartılıdır. Bu durumdaki Ermenilerin kötü niyetli oldukları anlaşılıyor, onların esas maksat ve gayelerinin bir zamanlar üzerinde yaşadıkları doğu bölgesi topraklarını kendi topraklarına katmak ve bunun için dünya devletlerinin baskılarıyla Türkiye nin bu duruma ikna olmasını sağlamaktır ve niyetleri tamamen buna yöneliktir.

- Gerek tehcir esnasındaki Ermeni kayıpları ve gerek katliama uğrayıp ölen Türklerin araştırılıp kayıp sayılarının gerçeğinin ortaya çıkması için zaman zaman Türkiye Cumhuriyeti Devletinin arşivlerimiz açalım önerisi Ermenilerce kabul görmemektedir. Dünyanın en büyük arşivlerinden olan B.O.A. bu konu ile alakalı binlerce bilgi ve belge ihtiva etmektedir.

- Ermeniler 1991 yılında bağımsızlıklarını kazandıklarında onları ilk tanıyan ülkelerden biri olmuştur Türkiye

- 1993 yılda Amerikan buğday yardımının Ermenistan'a ulaşması için H-50 hava koridorunu açarak Ermenistan'a gıda yardımına engel olmamış, elektrik sıkıntısından dolayı elektrik yardımı sağlamıştır. Türkiye onlara

-T.C. Devletinin bu kadar iyi niyetli barışçıl ve hoş görülü yaklaşımlarına 1973-1994 yılları arasında Asala terör örgütü vasıtasıyla saldırılarda bulunmuş, 42 Dış işleri mensubumuzu öldürüp katletmişlerdir.

Anlaşılıyor ki T.C. Devletinin tarihinin geçmiş dönemlerinden beri her zaman iyi niyetli yaklaşımları ve onların hep olumsuz olarak konuya bakmaları katliamlara maruz kaldık sözlerini tamamen yalanlamaktadır. Uydurmadır, safsatadır, iftiradır."

Kaynak: Bültenler

Son Dakika Güncel Ermeni Meselesinin Dünü, Bugünü ve Nedenleri - Son Dakika


Advertisement