Dem Partili Cengiz Çandar'dan "Süreç" Değerlendirmesi: "Süreç Yürüyor da Uygun Adım Yürümüyor, Biraz Duraksamalı. Koşar Adım Yürümüyor" - Son Dakika
Son Dakika Logo

Dem Partili Cengiz Çandar'dan "Süreç" Değerlendirmesi: "Süreç Yürüyor da Uygun Adım Yürümüyor, Biraz Duraksamalı. Koşar Adım Yürümüyor"

16.04.2026 09:36  Güncelleme: 10:13

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar, süreçle ilgili, “Yürüyor da uygun adım yürümüyor. Şöyle yürüyor: İki adım atıp şöyle bir nefes alıyorsunuz, bir sağa sola bakıyorsunuz, bir adım daha atıyorsunuz, öyle yürüyor koşmuyor. Şu andaki Türkiye siyasi ikliminin dengeleri demek ki böyle icap ediyor” değerlendirmesinde bulundu. “Sen hukuki adımı atmazsan, kanun taslağı üzerinde çalışmaya başlayıp bunu hissettirmezsen, silahı bırakmış adam hangi statüyle gelecek ve ne yapacak gelip, nereye gelecek” diyen Çandar, “PKK’nin silahları çok önemli bir mesele değil. Konu, o silahları kullanacak PKK'lilerin silahları kullanmayacak durumda bulunmaları ve onun hukuki düzenlemesinin yapılması” ifadelerini kullandı.

HABER: Emine DALFİDAN

(TBMM) - DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar, süreçle ilgili, "Yürüyor da uygun adım yürümüyor. Şöyle yürüyor: İki adım atıp şöyle bir nefes alıyorsunuz, bir sağa sola bakıyorsunuz, bir adım daha atıyorsunuz, öyle yürüyor koşmuyor. Şu andaki Türkiye siyasi ikliminin dengeleri demek ki böyle icap ediyor" değerlendirmesinde bulundu. "Sen hukuki adımı atmazsan, kanun taslağı üzerinde çalışmaya başlayıp bunu hissettirmezsen, silahı bırakmış adam hangi statüyle gelecek ve ne yapacak gelip, nereye gelecek" diyen Çandar, " PKK'nin silahları çok önemli bir mesele değil. Konu, o silahları kullanacak PKK'lilerin silahları kullanmayacak durumda bulunmaları ve onun hukuki düzenlemesinin yapılması" ifadelerini kullandı.

DEM Partili Cengiz Çandar, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışmalarını tamamlayarak ortak rapor yayınlamasının ardından yasal düzenleme beklentileri ile yürütülen tartışmalara ilişkin ANKA Haber Ajansı'na değerlendirmelerde bulundu.

AK Partililerin yasal düzenlemelere başlanması için "kritik eşik" olarak tanımlanan silahların bırakıldığının teyit ve tespiti şartına ilişkin açıklamaları konusunda Çandar, şunları söyledi:

"Buradaki bence, bence diye büyük harflerle yazarak söyleyeyim, sorulması gereken soru bu mu olmalı; mağaralar yeterince boşaltıldı mı? 11 Temmuz'da o silah yakma eylemi yapıldığında 30 kişi, 30 tane silah yaktı. Herhalde PKK 30 kişiden oluşmuş bir örgüt değil, 30 adet de silahı yoktu. Peki neydi o? O bir deklarasyondu. O 'Biz bundan böyle Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi sona erdireceğiz. Silah kullanmayacağız' demekti. 'Ama senin daha silahın var…' Var tabii yani zaten 30 tane değil silah, daha bir sürü başka silahı var, 30 kişi de değil… O bir irade beyanıydı. 'Bitirdik bu işi' diyorlar. Arkasından ne gelecekti? Arkasından kendisini feshetmiş, silahlı mücadeleyi sona erdirdiğini ilan etmiş olan örgütün mensuplarının, liderlerinin, İmralı'da yatan liderlerinin söylediği gibi bundan böyle asla silahlı mücadeleyi düşünmeden, başvurmadan değil şiddet kavramını bile düşünmeden demokratik kanallardan siyasi amaçlarını yerine getirmesi. O nasıl olacak? Onun da hukuki düzenlemesinin yapılması lazım."

Üç tane öbek var. Biri dağdakiler, iki Avrupa'da sürgündekiler, üç hapishanedekiler. Bunların dışarı çıkıp bundan böyle; daha önce bunlar neydi, işte PKK'liydi ya da PKK'li olduğu iddia ediliyordu, şimdi PKK yok, silah da yok. Ama PKK'den dolayı hapiste olanlar var, sürgünde olanlar var, dağda olanlar var. Bunlar ne yapacak? Bunlar işte gelecek demokratik kanallardan amaçlarını sürdürecekler. Artık silah şiddet yok, bitti. Tırnak içinde 'Terörsüz Türkiye'. Öcalan'ın tabiriyle de 'Barış ve Demokratik Toplum.' İki tarafın da, önemli nüansları da var tabii ama kastettiği üç aşağı beş yukarı aynı şey. Peki ne yapmak gerekiyor bunun için? Hukuki düzenlemelerin yapılması gerekiyor. İşte o amaçla Meclis'te komisyon kuruluyor, rapor yazılıyor. Rapordan sonra zevahiri kurtarmak için 'teyit lazım' deniyor. Teyidi verecek olan Milli İstihbarat Teşkilatı ile güvenlik birimleri. Deseler ki 'tamam bundan böyle silahlı mücadele söz konusu değildir.' Kalkıp şunu mu talep edeceksin, 'envanterini göster, seri numaralarını ver silahların.' Kim diyecek bunu?

"Onlara bavul toplatacak hukuki düzenleme ortada yokken ne yapacaklar"

Ama sen hukuki adımı atmazsan, kanun taslağı üzerinde çalışmaya başlayıp bunu hissettirmezsen, silahı bırakmış adam hangi statüyle gelecek ve ne yapacak, gelip nereye gelecek? 'Bu af değildir ve cezasızlık değildir.' Peki nedir? Af da değil, cezasızlık da değil ama bir şey. Orada şu kadar adam var. Silahları yaktıktan sonra gittiler, oturuyorlar orada. ve denmiş ki 'Sen silahları bırakıp örgütünü lağvedersen bir hukuki düzenlemeyle gelebileceksin buraya. Ailene, okuluna, iş yerin varsa iş yerine, istersen bir seçim kazanırsan belediyelere, parlamentoya oraya buraya…'  Onların da tamam deyip bavul toplamaları lazım. Onlara bavul toplatacak hukuki düzenleme ortada yokken ne yapacaklar, orada oturuyorlar. 'Mağaralar boşalmıyor.' Mağaralar dolu olsa ne olacak, şu anda PKK'nin silahlı mücadele diye bir faaliyeti, bir amacı var mı? Zaten Türkiye sınırları içinde silahlı gücü yok. Tabii şu çok zor birşey değil, üç kişi bir araya gelir, bomba koyar, bu her zaman olabilir. Silahları terketseler de bütün silahları gittin sen 'şu mağarada şu kadar, bu mağarayı aldık şurada şu kadar havan, bu kadar mermi…' Bunların hukuki statüsü netleşmeden mücadeleye devam etmek istiyorlarsa iki gün içinde daha modern silahlarla hemen donanırlar. Orada İran duruyor, burada İsrail duruyor. İkisinden birinden alırlar. Hiç sorun değil. Orta Doğu'dan bahsediyoruz. Orta Doğu'da silahlı mücadele eden bir grubun, yeniden silahlanmak istiyorsa herhangi bir devlete karşı, o devletin mutlaka bir hasmı vardır, rakibi var bu bölgede; anında silahlandırırlar. Bunu kart olarak kullanmak için. Dolayısıyla PKK'nin silahları çok önemli bir mesele değil. O silahları kullanacak PKK'lilerin silahları kullanmayacak durumda bulunmaları ve onun hukuki düzenlemesinin yapılması. Konu bu."

"Bundan sonra nereye, hangi hızla gideceğimiz yine büyük ölçüde Cumhurbaşkanı'na bağlı"

Cengiz Çandar, "Peki neden yapılmıyor, ortada bir güvensizlik mi var? Şu andaki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusuna "Var" yanıtını vererek, şöyle devam etti:

"Tıkanma da demeyeyim ama aksama hali var. Şimdiye kadar MHP kartlarını çıtayı bir hayli yükseğe çıkaracak şekilde oynadı. Esas AK Parti MHP kadar açık davranmadı çünkü Cumhurbaşkanı'nın onayı ve iradesi olmasa hiçbir şey yürümezdi zaten. Çünkü Başkanlık sistemi bu, çoğunluk partisinin genel başkanı. Milli İstihbarat Teşkilatı çok önemli bir rol oynuyor bu süreçte, onun başındaki insan doğrudan Cumhurbaşkanı'na bilgi veriyor. Cumhurbaşkanı 'peki' derse yürüyor, yol alıyor. Böyle bir yapı var. Dolayısıyla geldiğimiz nokta Cumhurbaşkanı olmaksızın olmazdı. Fakat bundan sonra nereye, hangi hızla gideceğimiz yine büyük ölçüde Cumhurbaşkanı'na bağlı. Bahçeli'ye bırakırsanız çok daha ileride bir noktada olmamız gerekiyordu."

Bizim taraf DEM Parti tarafı, Türkiye'deki Kürt temsilini ifade ettiği için, yani bugün PKK legale gelse herhalde yeniden örgütlenilse DEM Parti'nin seçmenine hitap edecek, DEM Parti teşkilatlarına gidecek kaydolacak ya da yeniden parti kurulacaksa DEM Parti ile birlikte yapacak filan…

Biz sürecin muhatap unsuruyuz DEM Parti olarak. Baş aktörü tabii Cumhurbaşkanı. Yardımcı aktörü MHP, iktidar ortağı olduğu için Cumhur İttifakı'nın MHP. Muhatap aktörü de biziz. Yardımcı aktör ile muhatap aktörde bir sıkıntı yok. Onlar 'Tamam, olsun' diyorlar. O zaman niye daha ileride değilsek, şu anda bulunduğumuz noktadan daha ileride değilsek o zaman Cumhurbaşkanı'nın takvimi, birtakım siyasi öncelikleri ile ilgili ve belki kuşkuları da olabilir; 'Bu iş nereye gider, nasıl gider, tam karşılığını aldık mı, gördük mü' diye. Belli sorular var. Bu anlaşılabilir bir şeydir. Zor bir sorundur, çok zor bir bölgede yayılan bir sorun. Onun için herkesin damak tadına uygun bir şekilde istenilen süratle gitmeyebilir ama yok değil, var süreç; duruyor. Ama işte biraz duraksamalı. Yani yürüyor da uygun adım yürümüyor. Şöyle yürüyor: İki adım atıp şöyle bir nefes alıyorsunuz, bir sağa sola bakıyorsunuz, bir adım daha atıyorsunuz, öyle yürüyor koşmuyor yani. Koşar adım yürümüyor. Gerçeklik bu. Şu andaki Türkiye siyasi ikliminin dengeleri demek ki böyle icap ediyor."

"Azami iki-üç ay içinde, geçiş yasasının bir şekle şemale bürünüp çıkabilir hale gelmesi gerekir"

Sürecin ne zaman ve nasıl sonuca ulaşacağı sorusu üzerine Çandar, şunları söyledi:

"Bir tarihi fırsat var. Bu tarihi fırsatın da kaçırılmaması icap ediyor. Tarih her zaman çok cömert olmuyor. Kaçırdığınız fırsatları sonra arıyorsunuz. Dolayısıyla bu, bir ay, azami iki-üç ay içinde, Meclis komisyonu da zaten onun için kurulmuştu, geçiş yasasının bir şekle şemale bürünüp çıkabilir hale gelmesi gerekir. İki-üç ay içinde gelmesi gerekli, gereklilik bu. Gelir mi bilmiyorum ama inşallah gelir. Gelmesi için uğraşılıyor zaten; bu, zorunluluk hatta. Ama bu yasanın içeriği ne olacak, uygulanabilir bir yasa olacak mı, olmayacak mı bunları göreceğiz."

"Aşırı derecede ihtiyatlı iyimserim, arzumun ötesinde umudum da var olabileceğine dair"

Ben bu konuyla ilgili kendi tecrübelerimden de yola çıkarak şunu söyleyeyim: Dün İstanbul yabancı heyetle konuşurken 'iyimser misin' diye sordular, başına iki sıfat ekleyip öyle iyimser olduğumu söyledim: 'Aşırı ihtiyaçlı derecede iyimserim.' Yani gözü kapalı 'tamam bu iş oldu bitti' demiyorum. Olma ihtimalini olmama ihtimalinden daha fazla görüyorum ve istiyorum. Olabilirliğine umut bağlamış durumdayım. Arzumun ötesinde umudum da var olabileceğine dair. Fakat bir sürü nedenden dolayı gözü kapalı 'tamam oldu' diye dans etme halinde değilim 'bitti bu iş' diye. Bitmedi daha gidecek yolumuz var. Bölgede her şey tersine hızla dönüşebiliyor. İhtiyatlı da çıkmak gerekli. Ama şunu da ekledim. 'Aşırı derecede ihtiyatlı iyimserim' dedim. Ama belli ölçülerde kötümserim demiyorum, bu kavramı kullanmıyorum."

"Kürt hareketi oldum olası Öcalan'ı zaten başmüzakereci olarak tanımlıyor"

Abdullah Öcalan'ın statüsü ile başmüzakereci tartışmalarının hatırlatılması üzerine Çandar, Oslo görüşmelerini anlatarak, "Kürt hareketi oldum olası Öcalan'ı zaten başmüzakereci olarak tanımlıyor, yeni bir şey değil. Başmüzakereci kavramının kökü 2006-2007'ye kadar gider, fiilen başlaması 2009'u buldu. 2010'da Oslo'da görüşme yapıldı... Ta o zaman da başmüzakereci lafı vardı, bundan 15-16 sene önce. O, Kürt hareketinin Öcalan'a yüklediği bir rol ve beklenti aynı zamanda. Bir de işlevsel bir tarafı var. O ve ona benzer bir sıfat altında bulunması, Öcalan'ın giderek daha fazla, daha net bir ol oynamasına yolları açar. O da çözümü kolaylaştırır diye düşünülüyor" ifadelerini kullandı.

"Selahattin Demirtaş gibi Kürtler nezdinde çok sevilen, Türkler nezdinde de sevilebilen başkası yok

"

Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ'ın haksız ve adaletsiz olarak hapiste tutulduklarını ifade eden Cengiz Çandar, şöyle konuştu:

"Onlar DEM Parti'nin öncülü olan partinin eş başkanlarıydı ve onların döneminde bu hareket legalde görmediği oy oranını gördü. Selahattin Demirtaş Kürt sokağında olağanüstü bir popülariteye sahip, net etkiye sahip ve de en ilginci Türk kamuoyunda da sempati sahibi bir Türk siyasi şahsiyeti. Onun gibi başka bir Kürt siyasi şahsiyeti yok. Yani Kürtler nezdinde çok sevilen, Türkler nezdinde de sevilebilen başkası yok."

Dolayısıyla bu süreci siz gerçekten başarıya ulaştırmak ve bu çözüme doğru götürmek istiyorsanız zaten bu süreçten yana olduğunu ifade etmiş birisi, haksız ve hukuksuz şekilde hapiste yatıyor. Hukuksuz diyorum çünkü Demirtaş için birşey yapılması gerekmiyor, Anayasa'nın 90. maddesinin 5. fıkrasının uygulanması gerekiyor sadece.

Demirtaş'ın şu anda içeride bulunuyor olması, Anayasa ihlali.  Yeniden kanun çıkartmak, kararname çıkartmak hiçbir şey gerekmiyor. Kendi yaptığınız Anayasa'yı ki o değişiklik 90/5 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda 2004 yılında AK Parti'nin Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı sırasında yaptığı değişiklik. Bizzat bu iktidarın yaptığı değişiklik. Kendi değişikliğini uyguluyor olsa, uygulasa Selahattin Demirtaş bugün dışarda olacak ve nereden baksanız son derece önemli bir aktör. Çok da olumlu rol oynayacak her bakımdan.

"Selahattin Demirtaş'ın dışarı çıkması, toplumsal rızanın, güven duygusunun sürecin arkasında seferber olmasını simgeliyor"

Yani bu sürecin en eksik kesimlerinden biri şimdiye kadar geldiği halinde, toplumsal rıza. Selahattin Demirtaş'ın dışarı çıkması, toplumsal rızanın, güven duygusunun sürecin arkasında seferber olmasını simgeliyor. Yarın bir haber çıksın Selahattin Demirtaş filanca gün serbest bırakılıyor, Edirne'den çıkıyor diye; Kürt sokağında bu sürece zaten destek var, 'bu iş olacaktır güveni', destek kadar yüzde 80'lere çıkar. Çünkü güven yüzde 30'larda 40'larda dolaşıyor. Yani Kürtlere sorduğunuz zaman süreci destekliyor musunuz diye, evet diyorlar. Ne oranda? Bakıyorsunuz yüzde 80. 'Bu iş olur mu, güveniyor musun' diye sorduğunuz zaman yüzde 30-40. Daha bile aşağıda belki."

Kaynak: ANKA

Son Dakika Güncel Dem Partili Cengiz Çandar'dan 'Süreç' Değerlendirmesi: 'Süreç Yürüyor da Uygun Adım Yürümüyor, Biraz Duraksamalı. Koşar Adım Yürümüyor' - Son Dakika

Sizin düşünceleriniz neler ?

    SonDakika.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve sondakika.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.

Advertisement