İzmir'deki Suriyeliler'in yaşam savaşı
İzmir'in Torbalı ilçesi Subaşı Mahallesi'nde, kurdukları çadırlarda yaşayan Suriyeliler, zor şartlarda hayatta tutunuyor. Başta gıda olmak üzere acil ihtiyaçlarının çoğunu karşılayamayan Suriyeliler, gönüllülerin yardımları ile hayatını sürdürüyor. Sağlıksız ortamda büyüyen çocukların birçoğu okula gitmiyor. Genç yaştaki Suriyeliler de çalışma hayatına giremedikleri için, zamanlarının büyük bölümünü çadırlarda geçiriyor. Torbalı ilçesinde birçok farklı noktada kurdukları çadırlarda yaşamaya çalışan Suriyeliler, çok zor şartlarda hayata tutunuyor. Yaklaşık 6 metrekarelik çadırlarda, kalabalık gruplar halinde yaşayan Suriyeliler, yaz aylarında mevsimlik tarım işçisi olarak çalışıyor. Kışın iş bulamayan Suriyeliler, gönüllü vatandaşların kendilerine yaptığı yardımlarla hayata tutunuyor. Çadırlarda kalan çocukların ayaklarında ayakkabı ve çorap olmaması dikkat çekerken, yine temel ihtiyaçlarının birçoğunu karşılayamayan Suriyeli sığınmacıların, pazar yerlerinde atılan sebzeleri toplayarak yemek yaptıkları da görülüyor. Torbalı'nın Subaşı Mahallesi'nde yaşayan Suriyeliler, tarım arazilerinin yanı başına kurdukları çamurun içindeki çadırları için de arsa sahiplerine para ödüyor. Çadırda yaşayanlardan 3 çocuk babası olan Ramazan Ali (47), çok zor şartlarda yaşadıklarını, kaldıkları çadırların sağlıksız olduğunu, ihtiyaçlarının birçocuğunu karşılayamadıklarını belirtti.
TARIM ALANLARINDA ÇALIŞIYORLAR
Yalnızca Subaşı Mahallesi'nde 18 çadırda yaklaşık 100 kişinin olduğunu söyleyen Ramazan Ali, yazın tarım alanlarında çalıştıklarında günlük 30 TL ile 50 TL arasında yevmiye aldıklarını, kışın ise kimsenin çalışmadığını ve gelen yardımlar ile hayatlarını sürdürdüklerini anlattı. Az da olsa Türkçe konuşabilen Aziz Katvan (22) ise 5 yıl önce Türkiye'ye geldiğini, uzun bir süredir de Torbalı'da yaşadığını söyledi. Evli olan ve ilk çocuğunu da İzmir'de dünyaya getiren Aziz Katvan, acil ihtiyaçlarının bulunduğunu, yardım beklediklerini ifade etti.
'ÖNCELİĞİMİZ KADINLAR VE ÇOCUKLAR'
Mülteci Çocuklara Destek Girişimi üyelerinden olan ve 3 yıldır Suriyelilere gıda, eşya, bebek bezi, mama, bebek beşiği gibi yardımlarda bulunduklarını aktaran tiyatro eğitmeni Heval Çamlıbel Bayman (45), daha sonra gönüllü birçok kişinin de kendilerine destek verdiğini söyledi. Evli ve 3 çocuğu bulunan Heval Çamlıbel Bayman, "Biz aile olarak yapıyoruz bu çalışmaları. 3 yıldır çocuklar için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Önceliğimiz çocuklar ve kadınlar. Gücümüz yettiği kadar onlara ulaşarak hayatlarını kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Önce kendi imkanlarımız ile başladık. Sonra çok kalabalık olduklarını gördük. İzmir'in ilçelerinde Torbalı'da, Foça'da ciddi sayıda Suriyeliler var. Çok zor durumdalar gerçekten. Büyük bir bölümü çadırlarda yaşıyor" dedi.
'GÖÇ BAKANLIĞI KURULMALI'
Herkesin önceliğinin çocuklar olması gerektiğine dikkat çeken Bayman, Göç Bakanlığı'na ihtiyaç olduğunu, çünkü 4 milyon Suriyeli'nin çok ciddi bir nüfus haline glediğini vurguladı. Bu 4 milyonun 1.5 milyonunun çocuk olduğunu ifade eden Bayman, "Çocuklarla ilgili her şey, siyaset üstü konu. Günlük siyaset ile değerlendirilmemesi gerekiyor. Çocuklar hepimizin önceliği olmalı. 1.5 milyon çocuğun 500 bini hiç okula gitmiyor. Acil dışında hastanelerden hizmet alamıyorlar. Herhangi bir eğitim alamıyorlar. Çok ciddi sıkıntılar var ve bu çocuklar bizim çocuklarımızla aynı ülkede yaşayacak. Burada doğdular, burada büyüyorlar. Çok ciddi bir yoksulluk çekiyorlar. Göç Bakanlığı'nın bu konunun ciddiyetine uygun olduğunu ve bu konuda çok ciddi çabalar içerisinde olması gerektiğini düşünüyoruz" diye konuştu.
'ŞİDDET GÖREN ÇOK SAYIDA KADIN VAR'
Türkiye'de çok sayıda şiddet gören mülteci kadın olduğunu, ayrıca yine çok sayıda çocuk gelin olduğunu ileri süren Heval Çamlıbel Bayman, şunları söyledi:
"Çocuk yaşta kızların evlendirildiğine, hamile olduklarına tanık oluyoruz. Bu insanların yasal bir tanımları yok ve başvurabilecekleri merciler sınırları. Ciddi bir dil sorunu var ve sağlık problemleri var. Nereye başvuracakları belli değil, kendilerini nasıl ifade edeceklerini bilmiyorlar. Savaş gördüğümüz gibi bir şey değil. Onlar çok zor durumdalar."
Mülteci Çocuklara Destek Girişimi olarak, ellerinden geldiği kadar yardım yaptıklarını, bütün bu çabaları da çok ciddi bir gönüllü ekip ile birlikte gerçekleştirdiklerini vurgulayan Bayman, kendilerine Türkiye'nin birçok yerinden gönüllülerin bebek bezi, süt, ıslak mendil gibi malzemeler gönderdiklerini, aldıkları bu yardımları zor durumdaki Suriyelilere ulaştırdıklarını belirtti.
Görüntü Dökümü
-------------------
-Torbalı'daki Suriyelilerin çadırlarından görüntü
-Çadırların içinden görüntü
-Çocuklardan ve kadınlardan görüntü
-Mülteci Çocuklara Destek Girişimi üyesi Heval Çamlıbel Bayman ile röp.
-Genel ve detay görüntü
Haber-Kamera: Umut KARAKOYUN/ İZMİR,
===================
Görme engelli Ali Rıza öğretmen, Braille alfabesini öğretiyor
İZMİR'de yaşayan doğuştan görme engelli Ali Rıza Yavuz (34), Halk Eğitim Müdürlüğü bünyesinde açılan kursta, vatandaşlara ve özel eğitim öğretmenlerine, görme engelli bireylerin okuma yazması için kullanılan Braille alfabesini öğretiyor. Sadece alfabeyi öğretmediklerini, engellilerin hayatta karşılaştıkları sıkıntılar ve çözüm önerileri üzerinden de kursiyerlerle görüş alışverişinde bulunduklarını belirten Yavuz, toplumda farkındalık yaratmak istediklerini söyledi.
İzmir'de Milli Eğitim Müdürlüğü'nde şef olarak görev yapan evli ve bir çocuk babası, doğuştan görme engelli Ali Rıza Yavuz, aynı zamanda Karabağlar Halk Eğitim Müdürlüğü bünyesinde açılan Braille alfabesi kursunda usta öğretici. Kursta, biri hariç görme engeli bulunmayan 14 kişiye, görme engelli bireylerin okuma yazması için kullanılan Braille alfabesini öğreten Yavuz, katılanlara engelli vatandaşların günlük hayatta karşılaştıkları zorluklar hakkında da bilgi veriyor. Yavuz, "Bu tür çalışmalar, engellilerin toplum içerisinde fark edilmesi, toplumdaki yeri, engellilerin sıkıntılarının çözülmesi için farkındalık yaratılması açısından çok önemli. Sadece alfabe olarak bakmıyoruz. Engellilerin yaşam tarzları, hayatta karşılaştıkları sıkıntılar ve çözüm önerileri üzerinden de arkadaşlarımızla görüş alışverişinde bulunuyoruz. Toplumsal farkındalık yaratmak, engellileri toplum içerisinde daha fazla dahil etmek için çabalıyoruz" dedi.
'HALK ENGELLİLERE KARŞI BİLİNÇSİZ'
Kursiyerlerden bazılarının özel eğitim öğretmeni olduğunu, bu kişilerin çalıştıkları okullarda görme engelli bireylerin olması halinde, onlara okuma yazma öğretmek için kursa geldiklerini aktaran Ali Rıza Yavuz, "Herkesin hayatının bir aşamasında görme engelli bireylerle karşılaşma ihtimalleri var. Onlara faydalı olmaları açısından da bu kursun alınmasında yarar görüyorum" diye konuştu. Günlük hayatında bir takım sorunlarla karşılaştığını da ifade eden Yavuz, "Bütün engelli arkadaşlarımız gibi ben de normal hayatımda sorun yaşadım. Önemli olan bu sorunları asgari düzeye indirmek. En büyük sıkıntı halkın, engellilere karşı bilinçsizliği. Bu konuda eğitimlerin yetersiz olması ciddi sorun" dedi. Engellilerin farkına varılmasını isteyen Yavuz, kendisinin de engelli bireylerin hayat kalitesini arttırmak için çalıştığını belirtti.
'KÖR OLMADAN ÖĞRENMEK İSTEDİM'
Kursiyerlerden Emine Kösem (63) ise emekli öğretmen. Eşinden ayrı olan, 2 kız annesi Kösem, annesi ile yaşıyor. Uzun yıllar sağlıklı şekilde yaşadığını, 2008 yılında görme yetisini yitirmeye başladığını söyleyen Kösem, "İlk kez 2008 yılında gözlerimde sorun olduğunu fark ettim. Doktorlar, göz sinirlerim yıprandığını söyledi. Daha sonra görme engelim yıllar içerisinde arttı. Şimdi yüzde 90'a ulaştı. Şu anda çok bulanık olsa da çevreyi görüyorum. İlerledikçe hiçbir şey göremez duruma geleceğim. Okumayı seviyorum. Bu nedenle gözlerim tam olarak görme yetisini kaybetmeden bu kursa gelerek, alfabeyi öğrenmek istedim. Bu alfabeyi, kör olmadan öğrenmek istedim" dedi.
'MERCEK YARDIMI İLE GÖRÜYORUM'
Mercek yardımı ile uzağı görmeye çalıştığını belirten Emine Kösem, derslerde de tahtada yazılan alfabeyi yine aynı mercek yardımı ile görüyor. Hayatının gittikçe zorlaştığını söyleyen Kösem, "Daha önce kendi başıma yaptığım birçok şeyi şimdi birilerinin yardımı ile yapıyorum. Yürümeyi çok severdim, günde 15 kilometre yürürdüm, şimdi caddelerde, sokaklarda rahat rahat yürüyemiyorum. 85 yaşında bir annem var, o da az görüyor ve bana o yardımcı oluyor. Annem benim gören gözüm, ben de onun yürüyen bedeni oluyorum. Sabit durduğumda otobüslerin gelişini görmek için mercek kullanıyorum. Çevreyi bununla seyrediyorum" dedi. Kursiyerlerden Nisanur Tündükozan (19) da, "Daha önce işaret dili eğitimi aldım. Görme engelli ve işitme engelli bireylere yardım etmek için bu kursa başladım^" diye konuştu.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
------------
-Kurstan görüntü
Ali Rıza Yavuz ve kursiyerlerden görüntün
Ali Rıza Yavuz, görme yetisini kaybeden Emine Kösem ve kursiyerlerden Nisanur Tündükozan ile röp.
-Genel ve detay görüntü
Haber-kamera: Umut KARAKOYUN/ İZMİR,
===============
Tilki ve kediyi bir arada besliyor
Erzurum'un Oltu İlçesi Özdere Mahallesi'nde yaşayan Abdurrahman Ayyıldız, iki yıldan beri kapısına gelen bir tilki ile evindeki kedisini birlikte besliyor. Tilki ve kedinin aynı anda yemek yediğini görenler önce şaşırıyor, daha sonra belgeseli andıran bu görüntüyü izlemeye çalışıyorlar.
Oltu'nun Özdere Mahallesi'nde yaşayan Abdurrahman Ayyıldız, iki yıl önce soğuk kış günlerinde evinin önünde dolaşan tilki yavrusu gördü. Ayyıldız, aç olduğunu tahmin ettiği tilki yavrusunun karnını doyurdu. Aynı zamarlarda sokak kedisi ve köpeğe de sahip çıkan Ayyıldız, iki yıldan beri özellikle kış aylarında tilki, kedi ve köpeği misafir ediyor. Evinin önünde hayvanları doyuran Ayyıldız'ın kedi ve tilkiyi aynı anda beslemesi vatandaşları şaşırtıyor.
İki yıl önce kış mevsiminde tilkinin evinin önüne geldiğini anlatan "Bu kedi, tilki ile köpek soğuk kış günlerinde karınlarını doyurmak için her gün adeta kapımızın eşiğini aşındırıyor. Bizde bu duruma seyirci kalmadık, evimizde ailemizle yediğimiz gıdalara ve yiyeceklere bu davetsiz misafirlerimizi de ortak ettik. Hiç kedi ile tilki aynı anda birlikte yemek yiyebilir mi, işte size iyi bir örnek, kedi ile tilkinin kafa kafaya yemek yemesini sağladım. Tilki bile adeta evimizin bir parçası oldu. Ayyıldız ailesi olarak bu hayvanları zorlu kış günlerinde beslemekten büyük bir zevk alıyoruz" diye konuştu.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:
----------
-Köyden görüntü
-Tilki ile kedi birlikte yemek veriyor
-Abdurahman Ayyıldız röp
Süre: 2,28DK/270 MB)
Haber-Kamera: Murat AYDIN/ OLTU (ERZURUM),
===================
Çıldır Gölü'nde renkli günler
Doğu Anadolu Bölgesinin Van'dan sonra ikinci büyük gölü olan Çıldır gölünün yüzeyi, dondurucu soğuklar nedeniyle geçtiğimiz Aralık ayında dondu. Kış aylarında yüzeyi yaklaşık 4 ay boyunca buz kütlesiyle kaplı olan göl, son yıllarda yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı oldu. Çıldır ilçesinde 124 kilometre kare alana sahip Çıldır Gölü, her yıl olduğu gibi bu kış ta yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı oldu. Geçtiğimiz yıl Aralık ayında yüzeyi donan ve sıfırın altında 30 dereceye varan soğuklar sebebiyle yaklaşık 50 santimetre kalınlığında buz tabakası kaplayan Çıldır Gölü'ne gelenler sahipleri tarafından özenle süslenen atlı kızaklarla gezinti yapıyor, türküler eşliğinde halay çekiyor. Buz kütlesi üzerinde yürüyüş keyfi yapan turistler, günün sonunda, göl kenarında ki restoranlarda meşhur sarı sazan balığı lezzetini tadıyor.
Doyasıya bir kış keyfi yaşamak üzere Çıldır gölünü tercih ettiklerini söyleyen turistler, yapılan aktivitelerin heyecan verici olduğunu dile belirterek, harkesi gölü gezmeye davet ediyorlar.
Görüntü Dökümü:
--------
-Buzla kaplı gölden genel detay görüntüler
-Atlı kızaklarla gezinti yapanlar
-Atlı kızak sahiplerinin türküleri
-Göl üzerinde halay çekilmesi
-Röportaj
236 MB - Süre: 03.17)
Haber-Kamera: Dinçer AKTEMUR-Suat İNCEDERE/ARDAHAN,
==================
Fabrikanın önü traktör müzesi oldu
Tokat'ın Artova ilçesinde un fabrikası sahibi Ahmet (53) ve Ali Bıçakçı (42) kardeşler; 39 yıl önce vefat eden babalarının kullandığı 7 farklı traktörü 10 yıl süren çalışmanın ardından bulup satın aldı. İki kardeş zamanla bunlara 40 farklı model daha ekleyerek fabrikalarının önünü traktör müzesine çevirdi.
Artova'da un fabrikası işleten Ahmet ve Ali Bıçakçı kardeşlerin babaları İhsan Bıçakçı 1980 yılında vefat etti. İki kardeş çiftçilikle uğraşan babalarının yıllar içerisinde kullandığı ve daha sonra sattığı 7 traktörü geri alıp bunları, koleksiyon haline getirmeye karar verdi. İki kardeş 10 yıl boyunca şehir şehir dolaşıp traktörleri bulmayı başardı. Babalarının traktörlerini ararken karşılaştıkları eski model diğer traktörleri de satın alan Bıçakçı kardeşler koleksiyonlarını daha da büyüttü. Babalarının kullandıklarının haricinde 40 traktör daha satın alan Bıçakçı kardeşler, bunlardan 19'unu yeniden çalışır hale getirip un fabrikasının bahçesine traktörler, değirmen motorları, su motorlarından oluşan bir tarım müzesi açtı.
'O DÖNEMDE 7 AYRI MARKADA TRAKTÖRÜ VARMIŞ'
Tokat'a ilk traktörü babalarının getirdiğini söyleyen Ahmet Bıçakçı, "Rahmetli babamızın ilçemize büyük bir çiftliği vardı. Tokat'a ilk demir tekerlekli traktörü getiren şahıslardan birisidir. O dönemde 7 ayrı markada traktörü varmış. Biz de iş yerimizin önünü babamızın anısına bu 7 traktörü sergilemek amacıyla aramaya koyulduk. Tabi ki kolay olmadı. Bunları araştırırken diğer başka markalar da gördük. Traktör sayımız çoğaldı. Restorasyona başladık. Sonra bir tarım müzesi projesi şeklinde çıktı. Çok sayıda traktörümüz, değirmen motorlarımız, eski su motorları, traktör ekipmanlarımız var. Güzel bir müze yapacak şekilde" dedi.
'EN GÜZEL MÜZEYİ TÜRKİYE'DE YAPALIM'
Traktörlerini hiç bir zaman sosyal medya üzerinde paylaşmadıklarını söyleyen Ahmet Bıçakçı, "Özellikle Almanlar, Hollandalılar, Belçikalılar olmak üzere kendi vatandaşlarımız ile birlikte çok sayıda gelenler var. Çok ilgi çekiyor. Şu anda bunları istiyorlar ama bizim gönlümüz dışarıya gitmesinden yana değil. Bizim amacımız ilçemizde bir tarım müzesi idi. Sağlık nedenleriyle biz bu işi sonlandırmayı düşünüyoruz. Biz ülke olarak zamanında bunlar için çok büyük bedeller ödedik. Biz yarın yurt dışına gittiğimiz zaman onlara bir de müze bedeli ödemeyelim. Biz en güzel müzeyi Türkiye'ye yapalım. Onlar gelsin bizde görsün" diye konuştu.
'SAHİP ÇIKILMASINI İSTİYORUZ'
Ellerindeki traktörlerin artık üretilmediğini anlatan Bıçakçı, "Bu traktörlerin nesli tükenmiş. Artık üretenler tarih olmuş. Kullananlar tarih olmuş. Yani bunlar bulamayacağınız, dünyada eşlerine çok az rastlanan, böyle topluca bulanamayacak eserler. Şu anda toplam 47 traktörümüz var. 19 tanesi tamamen ilk günkü şekilde restorasyonu tamamlandı. Aralarında çok ilginç markalar var. 1950 yılında Almanya'da üretilen bir Lanz Bulldog marka traktörümüz var. Bu traktör diğerlerine hiç benzemez. Kartel yoktur. Yağ değişme yoktur. Supap yoktur. Isıtılarak, yani hürmüz ile ısıtılarak çalışır. Gaz yağı, benzin, mazot depoları ayrıdır. İstediğiniz yakıtı kullanabilirsiniz. 1961 yılından sonra üretimi yapılmayan Man marka traktörümüz var. 1954 model kesinlikle noter garantili iddia ediyorum. Türkiye'de bunun eşi yoktur. Resmi kayıtlarda yok" ifadelerini kullandı.
Görüntü Dökümü
-----------------
-Fabrika önünden görüntü
-Traktörlerin görüntüsü
-Fabrika sahibinin traktörü kullanması
-Konuşmaları
-Detaylar
(600 mb)
Haber-Kamera: Fatih YILMAZ/ARTOVA,(Tokat)
=================================
Sığırcıkların gökyüzünde dansı - (özel)
Diyarbakır'da binlerce sığırcık kuşunun sabahın ilk ışıklarında tarım arazilerinde beslendikten sonra gökyüzündeki dansı, görenleri hayran bıraktı. Sürü halinde dolaşan sığırcık kuşları, Diyarbakır'da sabah erken saatlerinde görüldü. Sürü halinde tarım arazilerinde beslenen binlerce sığırcık, ardından gökyüzünde uyum içerisinde dakikalara kanat çırptı. Beslendikten sonra güneşin ilk ışıklarıyla gökyüzünde çeşitli figürler oluşturan sığırcık kuşları, izleyenleri hayran bıraktı.
Görüntü Dökümü:
-------------
Tarım arazilerinde beslenen sığırcıklar
Binlerce sığırcığın birlikte uçması
Sığırcıkların dansı
Genel ve detay görüntüler
GÖRÜNTÜ BOYUTU: 287 MB
Haber-Kamera: Mücahit YOLCU/DİYARBAKIR,
===================
Sivas'ın 'tel helva' geleneğini yaşatıyorlar
Sivas Şehir Kültürünü Yayma ve Yaşatma Derneği, kentin eski kültürlerinden birisi olan tel helva çekimi geleneğini kış akşamları fasıl eşliğinde sürdürüyor. Birçok kişinin katılımıyla yaklaşık 2 saatte yapılan tel helvası tadıyla ilgi çekiyor.
Sivas'ın en eski geleneklerinden birisi olan, özellikle kış gecelerinde yapılan muhabbetlere tat veren 'tel helvası' geleneği sürdürülüyor. Un, şeker ve limon tuzu kullanılarak yapılan 'tel helvası' yaklaşık 2 saat sürede hazırlanıyor. Bir çok kişinin halka şeklinde oluşturulan karışımı bir tepsi içinde unla buluşturarak sürekli döndürmesi şeklinde yapılan ve pişmaniyeyi andıran helva, tadıyla da ilgi çekiyor. Sivas Şehir Kültürünü Yayma ve Yaşatma Derneği üyeleri kış aylarında dernek binasında toplanarak hem bu geleneği sürdürüyor hem de sohbet etme imkanı buluyor.
Dernek olarak şehrin gelenek ve göreneklerini sürdürmek için çaba sarf ettiklerini ifade eden Sivas Şehir Kültürünü Yayma ve Yaşatma Derneği Başkanı Ahat Türkmenoğlu "Bunlardan biri de soğuk kış gecelerinde Sivas'ın vazgeçilmezi aile ortamlarında, dost sohbetlerinde bir araya gelindiği zaman tel helvası çekilir. Şeker miyane edilir, un kavrulur onunla birlikte tel helvası çekilir. Bu uzun yıllardır Sivasımızda vardır. Dedelerimizden gördüğümüz gibi aynı şekilde yapılır. Kar yağdığı zaman mutlaka Sivas'ta eş-dost bir araya gelince sözlü, sazlı, müzikli, sohbetli gecelerimize renk katar, tat verir. Bunu yaşatmak için dernek üyesi arkadaşlarımızla bir araya geliyoruz. Bunun tanıtımı için çalışmalar yapıyoruz. Bu tel helvası çekimi uzun yıllardır unutulmuştu. Biz bunu tekrar canlandırmak ve gençlere, çocuklarımıza bunu yaşatmak için bir araya geliyoruz. Bunu sık sık ortamlarda okullarda, ortamlarda, özel günlerde gündeme getiriyoruz. Birlik beraberliğimizi sağlamak için" ifadelerini kullandı.
'GENÇ KUŞAKLARA AKTARMAK İSTİYORUZ'
Derneğin yönetim kurulu üyesi İbrahim Dede, genç kuşaklara aktarmak için bu geleneği sürdürdüklerini söyledi. Dede "Biz bunu çocukluk dönemlerinden hatırlıyoruz. Bunları gerçekleştirebilmek için derneğimiz vesile oldu. Bunu da dernek aracılığıyla genç kuşakları alıştırmak ve onlara öğretmek için onları bu şekilde yönlendirmek amacıyla düzenliyoruz. Zaten ilimiz soğuk bir iklime sahip. Uzun kış gecelerinde yapılabilecek en güzel etkinliklerden biri. Bunu da yeniden canlandırmaya çalışıyoruz" dedi.
'Tel helva' ustası Murat Aygün ise aile büyüklerinden öğrendiği bu işi severek yaptığını belirterek "Tel helvası dediğimiz olayı amcalarımdan gördüm. Amcalarım, dedelerimizden gördü. Ben de bu geleneği büyüklerimiz sayesinde yaymaya ve yaşatmaya çalışıyoruz. Tel helvası şeker, un, limon tuzundan oluşuyor. Miyane dediğimiz işlem oluyor. Unu kavuruyoruz ve miyaneyi dondurarak beyazlatma işlemi yapıyoruz ve unla buluşturuyoruz. Harika bir tat oluyor. Sivas'ın bu kültürleri unutulmasın, yaşatılsın istiyoruz" diye konuştu.
Görüntü Dökümü
--------
-Etkinlikten görnütüler
-Fasıl eşliğinde helvanın hazırlanması
-Hazırlanan karışımın tepsi içinde unla çevrilmesi
-Hazırlanan helvanın ikramı
-Dernek başkanının konuşması
-Üyelerin konuşmaları
-Helvayı hazırlayan ustanın konuşmaları
(542 mb)
Haber-Kamera: İrfan ÖZŞEKER/SİVAS,
Son Dakika › Güncel › Dha Yurt Bülteni-2 - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.