İmamoğlu "Casusluk" Suçundan Hakim Karşısında: "Devlet Adına Çalışmış Bir İnsandan Casus Çıkar Mı?" - Son Dakika
Son Dakika Logo

İmamoğlu "Casusluk" Suçundan Hakim Karşısında: "Devlet Adına Çalışmış Bir İnsandan Casus Çıkar Mı?"

06.07.2026 19:21  Güncelleme: 23:59

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında "siyasal casusluk" suçundan açılan davadaki savunmasında, "MİT’e müzekkere yazıldı ama cevap yok. İbrahim Kalın niye konuşmuyor? Hüseyin Gün casus mu değil mi? Ekrem İmamoğlu casus mu değil mi? Necati Özkan casus mu değil mi? Merdan Yanardağ casus mu değil mi? Devlet adına çalışmış bir insandan casus çıkar mı? Eğer çıkıyorsa bunu MİT söylesin. Neden tek kelime etmiyorlar?" dedi.

Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) - İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında "siyasal casusluk" suçundan açılan davadaki savunmasında, "MİT'e müzekkere yazıldı ama cevap yok. İbrahim Kalın niye konuşmuyor? Hüseyin Gün casus mu değil mi? Ekrem İmamoğlu casus mu değil mi? Necati Özkan casus mu değil mi? Merdan Yanardağ casus mu değil mi? Devlet adına çalışmış bir insandan casus çıkar mı? Eğer çıkıyorsa bunu MİT söylesin. Neden tek kelime etmiyorlar?" dedi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün hakkında "siyasal casusluk" iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesindeki duruşma salonunda görülüyor.

İmamoğlu, sabah 10.30'da hazır bulunduğu duruşma salonundan, diploma davasında beyanda bulunmak üzere yaklaşık 15 dakika sonra ayrıldı.

Diploma davasının görülmesinin ardından İmamoğlu, casusluk davasının görüldüğü 4 no'lu salondaki sanık koltuğuna yeniden oturdu.

Duruşmada Merdan Yanardağ ve Necati Özkan ile avukatlarının savunmalarının alınmasının ardından İmamoğlu'nun savunması dinlendi.

İmamoğlu, şunları söyledi:

"Ben hukukçu değilim ama hukukçular arasında sürekli konuşulan bir ilke var; dosyanın aynı hakim tarafından yürütülmesi, dosyanın bütünlüğünün korunması meselesi. Bu, adil yargılanmanın temel ilkelerinden biri. Bugün siz de bu ihlalin sonucunda buradasınız, ben de bu ihlalin sonucunda sizin karşınızdayım. Böyle karşı karşıya gelmeyi şiddetle kınıyorum. Benim davalarımda şu ana kadar 20 hakim değişti. Savcıları saymıyorum bile. Böyle bir istatistik dünyanın neresinde vardır bilmiyorum. Trilyonda bir ihtimal midir, nedir bilmiyorum ama benim dosyalarımda yaşanıyor. HSK'nın bağımsız olmadığı, talimatla, ısmarlama heyetlerin oluşturulduğu bir ortamda bunlar artık normalmiş gibi gösteriliyor. Bu sabah yine diploma davam vardı. Beşinci duruşmaydı. O davada da yine değişmiş bir hakimle karşı karşıyaydım."

Bugün yine hapishanenin içinde kurulan bu duruşma salonundayız. Adliyede değiliz. Beni adliyeye götürmeye korkuyorlar. En son Çağlayan'a götürüldüğümde on binlerce polis görev yaptı. Kimi kimden koruyorlar, kimi kimden kaçırıyorlar, anlamak mümkün değil. Bir başka duruşmaya giderken yoldaydık. Savcılığın talimatıyla aracın bozulduğu söylendi ve geri döndürüldük. Hangi yetkiyle, hangi hukuki gerekçeyle yoldan çevrildim hala anlamış değilim."

"BUGÜN AYRI SALONLARDA HUKUK CİNAYETİ İŞLENİYOR"

Aynı gün üç farklı davada yargılandığını hatırlatan İmamoğlu, "Sabah 36 yıl önce üniversiteler arası geçiş yaptığım döneme ilişkin sözde evrakta sahtecilik davasındaydım. 18 yaşındaki Ekrem'e dava açıldı. Aynı kampüste İBB davası sürüyor. Şimdi de bu salondayım. Bugün burada ayrı salonlarda hukuk cinayetleri işleniyor. Ben de hukuksuzluk triatlonu yapıyorum. Bir hukuk cinayetinden diğerine koşarak kendimi savunmaya çalışıyorum" dedi.

Mahkeme heyetine değil doğrudan kamuoyuna hitap ettiğini söyleyen İmamoğlu, "Bu kürsüden aziz milletime sesleniyorum. Yüce Türk yargısını bu hale düşürenleri muhatap almıyorum. Milletimizin yaşananları gördüğüne, değerlendirdiğine inanıyorum. Ben de kendimi milletimin vicdanına emanet ediyorum. Bu kampüsün içinde Avrupa'nın en büyük duruşma salonunu yaptıklarıyla övünüyorlar. Bununla nasıl gurur duyulur gerçekten anlayamıyorum. Bir ülkenin övüneceği şey en büyük cezaevi ya da en büyük duruşma salonu olmamalıdır. Türkiye'yi düşürdükleri durum budur" diye konuştu.

Dünyanın gelişmiş demokrasilerinde devletlerin bağımsız yargılarıyla, hukuk güvenliğiyle ve demokratik standartlarıyla itibar kazanacağını ifade eden İmamoğlu, "Güçlü devlet rakibini mahkeme salonlarında çoğaltarak değil, hukuku herkese eşit uygulayarak güçlenir. Türkiye'de ise rakibinden korkan bir anlayış, rakibiyle sandıkta yarışmak yerine mahkeme salonlarında, güdümlü yargı eliyle mücadele etmeyi tercih ediyor" dedi.

"ADALETTEN KORKAN ANLAYIŞIN MİLLETİ TEMSİL ETMESİ MÜMKÜN DEĞİL"

Hakkında açılan davaların siyasi olduğunu savunan İmamoğlu, casusluk suçlamasını "hukuk devleti ilkesine ağır bir saldırı" olarak nitelendirdi. Türkiye'nin NATO Zirvesi öncesinde böyle bir davayla gündeme gelmesini eleştiren İmamoğlu, "Dört kez yenildiği, bir kez daha yenileceğini bildiği rakibini mahkeme salonlarında tasfiye etmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız" ifadesini kullandı.

"Sandıktan korkan, sandıktan kaçan, hatta kaybettiği seçimi iptal eden zihniyeti bu millet gördü" diyen İmamoğlu, şöyle devam etti:"

"Ben adalete de demokrasiye de Türkiye'nin güzel yarınlarına da güveniyorum. Bu mücadelede kararlıyım. Bu kararlılığım 86 milyonun tamamını kapsıyor. Çünkü hayalini kurduğumuz Türkiye, herkes için adil bir Türkiye'dir. Biz bu ülkeye küsmeden, kırılmadan, korkmadan hizmet etmeye yemin etmiş insanlarız. İstiklal Marşı'nın ilk kelimesi 'Korkma'dır. O duygu hiçbir zaman zihnimizden silinmedi. Milletin iradesinden korkan, adaletten korkan bir anlayışın bu milleti temsil etmesi mümkün değildir."

Bugün görülen dava, bütün bu davalar içinde en ibret verici olanlardan biridir. İstanbul'un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı, İstanbul tarihinde en yüksek oyla seçilmiş bir belediye başkanı, 15,5 milyon insanın oyuyla cumhurbaşkanı adayı olmuş, 25,1 milyon insanın imzasıyla desteklenmiş bir kişi olarak casusluk gibi son derece ağır bir suçlamayla yargılanıyorum. Bu tımarhanelik bir iştir. Bu iddianameye imza atanların ortaya koyduğu metin de tımarhanelik bir metindir."

"CASUSLUK SUÇLAMASI HUKUK DEVLETİNE SALDIRIDIR"

Casusluğun bir ülkenin güvenliğine, sırlarına ve bağımsızlığına ihanet anlamına geldiğini söyleyen İmamoğlu, savunmasını şöyle sürdürdü:

"Böylesine ağır bir suçlamanın siyasi rekabetin ve hukuki kurguların malzemesi haline getirilmesi yalnızca bana değil, hukuk devleti ilkesine de yapılmış ağır bir haksızlıktır. İlk celsede yapılan sunumları dinledikçe iddianameyi daha iyi anladım. Benimle ilgili bölüm neredeyse bir fotoğraftan ibaret. Allah rahmet eylesin, beni beş dakikalığına ziyaret eden bir hanımefendi ve kendisini manevi oğlu olarak tanıtan iş insanı Hüseyin Gün'ün beş dakikalık ziyareti ile çekilmiş görüntüler üzerinden casusluk iddianamesi hazırlanmış. Milyonların gözü önünde siyaset yapan, kamu görevi yürüten bir insan hakkında böylesine soyut iddialarla leke sürmeye çalışıyorlar."

Milletin iradesinden korkup siyasete müdahale etmek, canı isteyince seçim iptal etmek, canı isteyince kurultayı iptal etmeye çalışmak, istemediğini cezaevine göndermek… Bugün kendisini 'devlet aklı' olarak tanımlayan vasat zihniyetin Türkiye'ye yaşattığı tam olarak budur.

Yarın Ankara'da NATO Zirvesi var. Ukrayna konuşulacak, İran konuşulacak, Orta Doğu konuşulacak. Peki Türkiye'yi yönetenler orada ne diyecek? 'Dört kez yenildiğim, bir kez daha yenileceğim rakibimi hapse attırdım. Dün de üç ayrı duruşmada yargıladım' mı diyecekler? Bununla mı gurur duyacaklar? Türkiye Cumhuriyeti'nin hukukunu böyle mi anlatacaklar? İşte bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu vahim tablo budur.

Vatandaşına güvenmeyip başkentini olağanüstü hal psikolojisine sokan bir anlayışla karşı karşıyayız. Kendi vatandaşından korkuyor. Bunu milli güvenlik meselesi gibi görüyor. İşte bugün yaşadığımız tablo tam da budur. Bir ülkeye ihanet vatandaşını düşman gibi görmekle başlar. Devletin gücü kapatılan meydanlardan değil, özgürce konuşabilen vatandaşlarından gelir. 86 milyonun sesinden çekinip dünyaya başka bir fotoğraf vermeye çalışmak mı ülkeye sadakat? Size milletine sadakat nedir de anlatırım, milletinden korkmak nedir de anlatırım. Çünkü bir ülkeye ihanet vatandaşını düşman gibi görmekle başlar. Vatandaşını sevmemekle başlar. Vatandaşından korkmakla, vatandaşından şüphe etmekle başlar. Cumhuriyeti, demokrasiyi, adaleti, özgürlükleri, hakkı ve hukuku unutursanız, kendinizi 1150 odalı bir saraya kapatır, o sarayın dehlizlerinden ülkeyi yöneteceğinizi zannederseniz tam da bugünkü duruma düşersiniz. Devlet yönetmek vatandaşını düşman görmek değil, vatandaşını sevmektir. Onunla hasbihal edebilmektir.

Bir ülkeye ihanet, milletin iradesini bastırmayı devlet yönetmek sanmakla başlar. Cumhuriyetin gücünü kendi milletinde değil de başkalarının takdirinde aramakla başlar. Gerçek devlet ciddiyeti nedir, milletine güvenmek nedir, Türkiye'nin itibarı nasıl korunur? Bir ülkenin gücü meydanlarını kapatmasıyla değil, meydanlarında özgürce konuşabilen insanların sayısını artırmasıyla büyür."

"NATO ZİRVESİ ÖNCESİNDE HAYATI DURDURDULAR"

NATO Zirvesi öncesinde Ankara'da uygulanan güvenlik tedbirlerini eleştiren İmamoğlu, "NATO Zirvesi öncesinde Ankara'da hayatı durdurmak, bizi de Silivri'de bir cezaevinde, uydurma bir duruşma salonunda, uydurma ve absürt davalarla yargılamak bu anlayışın tezahürüdür. Mitingler, gösteriler, etkinlikler, hatta açlık grevleri bile yasaklanıyor. İnsanların yan yana yürümesi bile yasaklanıyor. Sokaklara araç park etmek bile yasaklanıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde NATO zirveleri yapıldı. Nüfusu Ankara'nın onda biri kadar olan şehirlerde bile bu toplantılar düzenlendi ama hiçbir ülkede kendi vatandaşına böyle bir zulüm uygulanmadı" dedi.

İmamoğlu, savunmasını şu sözlerle sürdürdü:

"Sanki milletin sesinden korkan bir anlayış dünyaya 'Her şeyi kontrol ediyoruz' mesajı vermeye çalışıyor. Oysa bu ülkenin sahibi seçilmiş tek bir kişi değildir. Bu ülkenin sahibi 86 milyonun tamamıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin gücü kapatılan caddelerden, yasaklanan meydanlardan ya da susturulan seslerden değil; egemenliğini kayıtsız şartsız milletinden almasından gelir."

Mahkemeler yerinde duruyor, cübbeler giyiliyor, duruşmalar yapılıyor, kararlar yazılıyor; her şey varmış gibi görünüyor. Ama yargılama dediğiniz şey sadece duruşma salonundan ibaret değildir. Tarafsız hakim gerekir, bağımsız savcı gerekir, hukuka uygun delil gerekir, vicdan gerekir. Bunlar ortadan kalktığında geriye sadece mahkeme görüntüsü kalır. Bugün yaşadığımız tam olarak budur.

Yüzlerce insanın sırf muhalif olduğu için cezaevinde tutulduğunu, insanların günlerce nezarethanelerde aç ve susuz bekletildiğini, şehirlerin yolları kapatılarak yargılama yapıldığını görüyoruz. Bunların tamamı yargı eliyle vesayet kurma girişimidir."

İmamoğlu, "kararların önce verildiğini, gerekçelerin ise sonra arandığını" söyleyerek, "Deliller gerçeği bulmak için değil, önceden verilmiş kararı desteklemek için toplanıyor. Mahkemeler adalet dağıtan kurumlar olmaktan çıkarılıp siyasi iradenin onay makamına dönüştürülmek isteniyor. İnsanlar aileleriyle, çocuklarıyla, mallarıyla tehdit ediliyor. Tahliye umuduyla alınan beyanlarla dosyalar oluşturuluyor. Sonra sanki ortada çok büyük deliller varmış gibi bir algı oluşturuluyor" dedi.

"MİLLETİN İRADESİNE RAĞMEN KURULAN HİÇBİR DÜZEN BAŞARAMAZ"

Yargı üzerinden siyaset dizayn edilmeye çalışıldığını öne süren İmamoğlu, "Millet iradesine rağmen kurulan hiçbir hesap tarihte başarıya ulaşmadı, bugün de ulaşamayacak. Siyasi parti mühendisliği yapmaya çalışanlar, milletin iradesini mahkeme kararlarıyla şekillendirmek isteyenler asla başarılı olamayacak. Muhalifleri tasfiye etmenin aracı haline gelen bir adalet sisteminin hesabını er ya da geç millet soracaktır" dedi.

Casusluk iddianamesini eleştiren İmamoğlu, dosyanın İBB davasıyla bağlantılı kurgulandığını savundu. "Beş dakika görüştüğüm bir kişi bu dosyada örgüt yöneticisi olarak gösteriliyor. Hayatımda tanımadığım insanlar örgüt yöneticisi ilan ediliyor. Aynı kişiler başka salonda İBB davasının da örgüt yöneticileri olarak yargılanıyor." ifadelerini kullanan İmamoğlu, şöyle devam etti:

"İddianamede deniliyor ki 'Örgütün ve örgüt lideri Ekrem İmamoğlu'nun ilk amacı maddi zenginleşmek, ikinci amacı CHP'yi ele geçirmek, sonra da Cumhurbaşkanı olup Türkiye'yi ele geçirmek.' Buna göre 2019 seçimlerini de Hüseyin Gün isimli iş insanı bana kazandırmış. Oysa bütün Türkiye biliyor; 31 Mart'ta kazandığımız seçim hukuksuz biçimde iptal edildi, millet buna tepki gösterdi ve 23 Haziran'da fark 806 bine çıktı. Milletin iradesini görmeyip bunu casusluk senaryosuna bağlayacak kadar gözü dönmüş bir anlayışla karşı karşıyayız."

Önce İstanbul'a bir siyasetçi başsavcı olarak atandı. Görevini yerine getirdi, sonra Adalet Bakanı oldu. Adalet Bakanlığı siyasi rakiplerle mücadele makamına dönüştürüldü. Siyasi partilere ayar verme makamına dönüştürüldü. Savcıların, hakimlerin gölgesine sığınarak siyaset yapma makamı haline getirildi. Siyasi eleştirinin cevabı siyasettir. Güçlü gördüğü siyasetçileri hapse atarak siyaset yapılmaz."

"20 HAKİM DEĞİŞTİ, TEK DEĞİŞMEYEN SANIK BENİM"

"Hakkındaki davaların değişmeyen tek rutininin hakim ve savcı değişiklikleri olduğunu" söyleyen İmamoğlu, her seferinde aynı dosyayı yeniden anlattığını bildirdi. İmamoğlu, "Dosyaların değişmeyen tek tarafı sanık koltuğunda benim oturmam. Son bir buçuk yılda 15 ceza davası icat edildi, 20 hakim değişti. Hiçbir davam başladığı hakimle devam etmiyor. Madem yargı bağımsız, bu hakim değişikliklerini millete kim açıklayacak?"

İmamoğlu, aynı dosyada yargılanan Melih Geçek'in ailesine yönelik operasyonlara değindi. Yaklaşık bir ay önce terörle mücadele ekiplerinin Geçek'in eski eşinin, kız kardeşinin ve babasının evinde arama yaptığını belirten İmamoğlu, şunları söyledi:

"Gece yarısı 'iPad arıyoruz' diyerek evlere girdiler. Melih Geçek'in 7 yaşındaki yeğeninin oyun oynadığı tablete el koydular. Yetmedi, anne ve babasının telefonlarını aldılar. Eski eşinin 'Bu telefon bana ait' demesine rağmen telefonuna el koydular. 13 yaşındaki kızının ders çalıştığı tablet de emniyette. Bu mudur terörle mücadele? Bu insanların yaşadığı psikolojik işkencenin hesabını kim verecek?"

Hakkında dava açan savcıların terfi ettiğini ileri süren İmamoğlu, "Diploma davasının savcısı başsavcı vekili oldu. Bu dosyanın savcılarından biri başsavcı vekili, biri İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili, biri de Adalet Bakan Yardımcısı oldu. Makam dediğiniz şey onurla alınır, liyakatle alınır, emekle alınır; iftirayla, kumpasla, yalanla alınmaz" dedi.

"MİT BAŞKANI NEDEN KONUŞMUYOR?"

İmamoğlu, MİT'in mahkemenin yazısına cevap vermediğini öne sürerek, şu ifadeleri kullandı:

"MİT'e müzekkere yazıldı ama cevap yok. İbrahim Kalın niye konuşmuyor? Hüseyin Gün casus mu değil mi? Ekrem İmamoğlu casus mu değil mi? Necati Özkan casus mu değil mi? Merdan Yanardağ casus mu değil mi? Devlet adına çalışmış bir insandan casus çıkar mı? Eğer çıkıyorsa bunu MİT söylesin. Neden tek kelime etmiyorlar?"

Konuşmasının sonunda davanın siyasi olduğunu yineleyen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Yanlışı halk düzeltir. Bu yargılamalar ne kadar uzarsa uzasın, ne kadar hakim ve savcı değişirse değişsin bu süreç fiilen bitmiştir. Yakında halkın hükmünü sağır sultan bile duyacaktır. Ben 16 milyonluk İstanbul'un seçilmiş belediye başkanıyım. 15,5 milyon insanın ön seçimde tercih ettiği cumhurbaşkanı adayıyım. 25,1 milyon insanın imzasıyla desteklediği bir adayım. Bana 'casus' diyenin ağzını da karışlarım, alnını da karışlarım. Merdan Yanardağ bu ülkenin saygın bir gazetecisidir. Necati Özkan benim yıllardır danışmanımdır. Bu insanlardan casus çıkmaz. Tanıdığım kadarıyla Hüseyin Gün de devletine hizmet etmiş bir iş insanıdır. Yazık etmeyin. Eğer bu dosyada tutukluluğun devamına karar verecekseniz, o kararı da tanımıyorum."

İmamoğlu'nun savunmasının ardından duruşmaya bir süre ara verildi.

Kaynak: ANKA

Son Dakika Güncel İmamoğlu 'Casusluk' Suçundan Hakim Karşısında: 'Devlet Adına Çalışmış Bir İnsandan Casus Çıkar Mı?' - Son Dakika

Sizin düşünceleriniz neler ?

    SonDakika.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve sondakika.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.

Advertisement