Son Dakika Haberleri: Dha Yurt Bülteni-3

Dha Yurt Bülteni-3

2 yıl önce

11 yaşındaki kuzenine tecavüz ettiği iddiasıyla gözaltına alındıKÜTAHYA'da erkek kuzeni E.G.'ye (11) tecavüz ettiği iddia edilen Ş.N.B. (19) polis tarafından gözaltına alındı.

Dha Yurt Bülteni-3, System.String[]

11 yaşındaki kuzenine tecavüz ettiği iddiasıyla gözaltına alındı


KÜTAHYA'da erkek kuzeni E.G.'ye (11) tecavüz ettiği iddia edilen Ş.N.B. (19) polis tarafından gözaltına alındı.


Ortaokul öğrencisi E.G.'nin, rahatsızlığı nedeniyle ailesi tarafından götürüldüğü hastanede yapılan muayesinde ters ilişkiye girildiği belirlendi. E.G. ailesine, Tavşanlı ilçesinde oturan teyzesinin oğlu Ş.N.B.'nin kent merkezine her geldiğinde kendisini ilişkiye zorladığını, korktuğu için olayı kimseye anlatmadığını söyledi. E.G. hastanede tedaviye alınırken, ailenin şikayeti üzerine Kütahya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekipleri, Tavşanlı ilçesinde oturan Ş.N.B.'yi gözaltına aldı.


Kütahya'ya getiren Ş.N.B.'nin sorgusunun ardından adliyeye sevk edileceği belirtildi.


Görüntü dökümü:


-Şüphelinin polisler taraından sağlık raporu alınmak için hastaneye getirilip götürülürken çekilen görüntüler


Haber-Kamera: Oğuzhan KILIÇ-KÜTAHYA,


========================================


Pedagog: Çocuk istismarcıları tedaviye cevap vermiyorsa idam edilmeli


KONYA'da Uzman Pedagog İshak Orhan, çocukların cinsel istismara uğramalarında en büyük etkenlerden birinin teknoloji olduğunu söyledi. Orhan, "Anne ve babalar, çocukları başlarından gitsin diye, cep telefonu, bilgisayar, tablet gibi teknolojik aygıtlarda daha fazla vakit geçirmelerine izin veriyor. Onlar da yanlış kişilerle tanışıp, yanlışı, doğruyu ayırt edemiyor. Cinsel istismar yapan kişilerin de asla sokaklarda gezdirilmemesi gerekiyor. Tedaviye cevap vermeyip devam ediyorlarsa, gerekirse idam edilsin" dedi.


Uzman Pedagog İshak Orhan, teknoloji nedeniyle çocukların internette zararlı sitelere girdiğini ve yanlış kişilerle tanıştığını, bu nedenle de kandırıldıklarını söyledi. Özellikle yeni ergenliğe giren 13-14 yaşlarındaki çocukların internet ortamında kandırıldığını belirten Orhan, "Anne ve babalar, çocuklarını susturmak amacıyla çoğunlukla ellerine cep telefonu, tablet ya da bilgisayar veriyor. Bu araçlar çocukların beyin hücrelerini öldürüyor. Evde kablosuz internet (wifi) sürekli açık oluyor. Eskiden wifi mi vardı? Wifi bulunan ortam, negatif bir enerji yayıyor. Belli dönemlerde bunu kapatalım. En azından geceleri kapatalım. Çocuklarımız geceleri anne babadan gizli, uyumuyor. Wifi açık olduğu için ellerinde telefonları, bilgisayarları, porno yayınlara bakıyor. Çocuklar buradan mesajlaşmalar yapıyor. Kandırılmalar ordan geliyor. Özellikle 12-13 yaşındaki çocuklar, yeni ergenliğe giren çocuklarımız ciddi kandırmalarla karşı karşıya kalıyorlar."


'ANNE VE BABALAR ÇOCUK EĞİTİMİNE AĞIRLIK VERMELİ'


Anne ve babaları çocuklarıyla yakından ilgilenmelerini tavsiye eden Orhan, "Yetişkinlerimiz de ellerindeki telefonları bırakıp çocuklarıyla ilgilensinler. Evlerinde çocuklarıyla vakit geçirsinler. Çocuklarının eğitimleriyle ilgilensinler. Evin içerisinde çocuklara sevgiyle hareket ediliyorsa, dışarıdan kimse o çocukları kandıramaz. Ancak tam tersi anne, baba arasında kavga varsa, kıskançlıklar varsa, bu çocuklar çok rahat kandırılabilir. Anne, babalar da kendilerini yetiştirsin. Dizilerle, filmlerle ya da gereksiz şeylerle uğraşacağına, kitap okuyup, kendini geliştirsin. Çocuklarımız bir daha çocuk olmayacak. O sebeple ciddi bir şekilde çocuk eğitimine ağırlık verilmeli" dedi.


'TEDAVİYE CEVAP VERMİYORSA, İDAM EDİLMELİ'


Çocuklara cinsel istismarda bulunan kişilerin tedavi edilmeleri, tedaviye cevap vermediği taktirde gerekirse idam edilmesi gerektiğini kaydeden İshak Orhan, "Cinsel istismar çok önemli bir konu. Cinsel istismar yapan kişilerin de asla sokaklarda gezdirilmemesi gerekiyor. Onların bir şekilde rehabilite edilmeleri, tedavi edilmeleri gerekiyor. Atalım demiyorum. Tedaviye cevap vermeyip devam ediyorlarsa, gerekirse idam edilsin. ABD'de idam kaldırılmıyor da bizim ülkemizde neden kaldırılıyor? Gerekirse idam edilmeliler. Tedavi edilemiyor, devam ediyor, zarar veriyorlarsa o zaman ya hapsedilecekler, asla dışarı çıkartılmayacaklar ya da idam edilecekler. Zarar vermeleri önlenecek. Bir kötü, milyonlarca kişiye zarar veriyor, o kötüye bir şey yapmıyorsunuz, bu sefer milyonlarca kişiye zulüm ediyorsunuz. Devletimizin de bu konuda gerekeni yapması gerektiğini düşünüyorum" diye konuştu.


Görüntü dökümü:


--------------------------------


Pedagog İshak Orhan röportaj


Detaylar


Haber-Kamera: Tolga YANIK KONYA


=================================================


Bor Şeker Fabrikası işçileri, sonuna kadar direneceğiz


TÜRKİYE Şeker Fabrikası A.Ş.'ye ait özelleştirilecek 14 şeker fabrikası arasından bulunan Niğde'nin Bor Şeker Fabrikası işçileri sonuna kadar direneceklerini açıkladı. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Bor Şeker Fabrikası işçilerini ziyaret etti.


Şeker-İş Sendikası Bor Şube Başkanı Celal Tuğrul,  özelleştirmenin yanlış olduğunu, sonuna kadar direnmeye devam edeceklerini söyledi. Bugüne kadar yaptıkları mücadelelerde hep haklı çıktıklarını belirten Tuğrul, "Yıllardır özelleştirilmelerin olmaması için Türk Şeker İş Sendikası olarak mücadele ettik Bugünde bu mücadelelerimize devam edeceğiz. Şeker fabrikalarını vatan sandık. Milli değer sandık. Bugüne kadar yaptığımız mücadelelerde hep halı çıktık.  Niğde'nin gecen yıl kotası 550 bin ton civarındaydı. Bu sene 418 bin tona kadar kotamız düştü. Çalışmayan ve pancar ekilmeyen bölgelere kota verildi. Bu özelleştirmeden gelecek gelir ne ülkemize ne yöremize bir kar getirmeyecek.  Dünyanın hiçbir yerinde tatlandırıcının kotası yüzde 2'i geçmezken bizde yüzde 10'ndur"dedi.


MİLLİ OLAN YERLİ OLAN HER ŞEYİN CANINA OKUNDU


İşçileri ziyaret eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise şunları söyledi: " Türkiye'de özelleştirme mantığı ile milli olan yerli olan her şeyin canına okundu. Adı milli ve yerli diye söylenen ama bugün yediğimiz içtiğimiz giydiğimiz hepsi ithale dayalı. Bu anlamda son kale şeker fabrikalarıdır. Bu kaleyi kaptırmayacağız. Çünkü biliyoruz ki şeker fabrikaları özelleştirilirse çalıştırılmayacak kapatılacak. Nişasta bazlı şeker diye tanımlanan ve dünyada bir çok ülkenin kendi insanını bu bağlamda koruma aldığı bir süreçte ülkemizde ne yazık ki nişasta bazlı şekerin önü ve yolu açılıyor. Şeker kurumunun ortadan kaldırılması bu işin başlangıcıydı. Kota yüzde 15 olan nişasta bazlı şeker de bakanlar kurulu kararıyla yüzde 50'lilere çıkarılıyordu. Artık bundan sonra o yüzde 50'lilerinde önü açılıyor ve şekerin Türkiye'de canına okunma noktasına geldi."


Öte yandan Bor Şeker Fabrikası 3 Nisan'da ihaleye çıkacak.


Görüntü Dökümü


-------------------------


Fabrika işçilerinden görüntü


Fabrika bahçesinde gezen işçilerden görüntü


Şeker-İş Sendikası Bor Şube Başkanı Celal Tuğrul'un açıklaması


CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in açıklaması


Fabrikanın dış kapasından detay görüntüler


Haber-Kamera: Ali KADI/NİĞDE,


================================================


Alkollü yakalanan sürücüye 'çelişkili alkol oranı' beraati


BOLU'da, polisin yaptığı alkol testinde 117 promil alkollü çıkan, 2 saat sonra hastanedeki kan tahlilinde ise 8.53 promil alkollü olduğu tespit edilen sürücü Murat Y., 'Trafik güvenliğini tehlikeye sokmak' suçundan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davadan alkol oranları arasında çelişki olduğu gerekçesiyle beraat etti.


Geçen yıl Eylül ayında polis tarafından yapılan yol uygulamasında bilgisayar programcılığı yapan Murat Y.'nin kullandığı otomobil durduruldu. Polisin Murat Y.'ye üflettiği alkolmetrede 117 promil alkollü olduğu tespit edildi. Sürücünün ehliyetine el konulup alkollü araç kullandığı gerekçesiyle 876 TL para cezası kesildi. Murat Y. karakolda verdiği ifadenin ardından serbest bırakıldıktan sonra kan testiyle alkol oranı ölçümü yaptırmak için hastaneye gitti. Murat Y.'nin alkolmetreye üfledikten yaklaşık 2 saat sonra yaptırdığı testi sonucunda kanındaki alkol oranı 8.53 promil olarak ölçüldü.


Cumhuriyet Savcılığı tarafından alkolmetreye ilk üflendiği zaman ölçülen 117 promil alkol oranı üzerinden iddianame hazırlandı. İddianamede, Murat Y.'nin 100 promilden yüksek olarak saptanan alkol düzeyinin güvenli sürüş yeteneğini kaybettirdiği anlaşıldığı gerekçesiyle 'Trafik güvenliğini tehlikeye sokma' suçundan 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açılması talep edildi. Dava, Bolu 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Murat Y.'nin avukatı Ahmet Fırat Burkucu, mahkemeye alkolmetreye üfledikten 2 saat sonra hastanede kan tahlili ile 8.53 promil alkol oranını da sundu.


Yaklaşık 5 ay süren yargı sürecinin ardından mahkeme, Murat Y.'nin polis tarafından yapılan ölçümde 117 promil alkollü olması ve bu ölçümden yaklaşık 2 saat sonra kan tahlili yoluyla yapılan alkol kontrolünde 8.53 promil alkollü olmasının çelişkili olduğuna kanaat getirdi. Mahkeme, ayrıca kandaki alkol oranının tıbben her saat 15 promil oranında azaldığına dikkat çekerek, sanığın alkolmetreye ilk üflediği zaman yasaya göre suç teşkil etmeyen 45-46 promil alkollü olduğu sonucuna vardı. Murat Y.'nin polis tarafından yapılan alkol kontrolü ve hastanedeki alkol kontrolü arasındaki oranlarda çelişki olduğu gerekçesiyle beraatine karar verildi.


Murat Y., kararın ardından kanında çıkan alkol oranın yasal sınırın altında olduğu gerekçesiyle el konulan ehliyetini geri almak ve para cezasının iptali için de başvuru yaptı.


Murat Y.'nin avukatı Ahmet Fırat Burkucu, çelişkinin alkolmetrenin yanlış ölçümünden kaynaklanmış olabileceğini ifade ederek, "Bu çelişki alkolmetrede arıza olabileceğinden bahisle olmuş olabilir. Genellikle polisin, alkolmetresinde hata olabiliyor. Çünkü kalibrasyon oranlarının yapılmadığı ya da daha önce alkollü birinin üflediği alkolmetrelerde teknik olarak sıfırlanma olmadığı için cihazlar hatalı tespitler yapabiliyor. Bu durumlarda kan testi karar verme aşamasında daha önemlidir. Çünkü kan testinde hata payı daha az olabiliyor ve kan testiyle daha kesin sonuçlara varılıyor" dedi.


GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ


-Avukat Ahmet Fırat Burkucu ile röportaj


-Detaylar


Haber-Kamera: Murat KÜÇÜK/BOLU,


=========================================


Kore Gazisi, 70 yıldır günlük tutuyor


SİVAS'ta yaşayan Kore Gazisi İsmail Başar(88), 18 yaşında başladığı günlük yazma alışkanlığını 70 yıldır aralıksız sürdürüyor. Her yılı ayrı yazdığı küçük ajandaları saklayan Başar, bu günlüklerin ileride kitaplaştırılmasını istiyor. Başar "Hayatı seviyorum, yazmayı da seviyorum. Unutmayayım diye her şeyi not ediyorum" dedi.


Sivas merkezde Kadıburhanettin Mahallesi'nde oturan 4 çocuk babası İsmail Başar, kentte yaklaşık 60 yıl minibüs şoförlüğü yaptıktan sonra Bağ-Kur'dan emekli oldu. 13 yıl önce eşi Kadriye Başar'ı kaybedince yalnız yaşamaya başladı. 18 yaşından itibaren günlük tutmaya merak salan Başar, askerde iken Kore Savaşına giden kafilede yer aldı. Savaş sırasında da zor şartlar altında sürdürdüğü merakını bugünlere kadar taşıdı. Günlük yazma alışkanlığını 70 yıldır aralıksız sürdüren Başar, çevresindeki önemli olan her şeyi not alıyor. Her yıla, ayrı bir günlük ayıran Başer, son günlerde sağ gözünde oluşan sıkıntıdan dolayı yazmakta sıkıntı çekiyor.


Askere gitmeden önce günlük yazmaya başladığını ifade eden Başar "Gençken yazmaya başladım, halen de yazıyorum. Bu sıralar sağ gözümde sıkıntı var, tek gözle yazmaya çalışıyorum. Hayatı seviyordum, yazmayı da seviyordum. O yüzden günlük tuttum. İlkokulu bitirdim. Bizim zamanımızda ilkokulu bitirmek de marifetti. Okul yoktu zaten, bir kaç tane okul vardı. Üniversite yoktu burada. Unutmayayım diye her şeyi not ederim. Kalem cebimdedir hemen yazarım. Bir de gidip gezdiğim yerleri kaybolmamak için yazarım. Nereden girip nereden çıktığımı unutmayayım diye de yazıyordum" dedi.


"SAVAŞTA YAZMAK ZOR OLUYORDU"


1950 yılında 1'nci Kafile, 241'nci Piyade Taburuyla  Kore Savaşı'na fiilen katılan Başar, savaş sırasında günlük tutarken bir hayli zorlandığını, yazılarını ancak bir sonraki gün yazabildiğini ifade ederek şöyle konuştu:


"Savaşta yazmak zor oluyordu. Şimdi savaşmak atalarımızın gibi kılıç, kalkan değildi. Piyadeydim 20 yaşına gelince askere gittim. Harp alanında günü gününe yazamıyordum. Bir gün sonra ancak yazabiliyordum. Umumiyetle de ateş, barut, insan cesedi, korku, heyecanla yazıyordum. Can alma çarşısıydı. Can alıp, can satıyorduk orada. Karşıdaki kurşun atmazsa, sen de atamıyordun. Taarruza girersek önümüzdeki dereler, ırmaklar bize sınır çizerdi. Cephe olurdu. Komutanlarımızdan emir gelince taarruza kalkar, önümüzdeki toprakları alır düşmanları temizlerdik. Biz haddini geçtik ilerledik, sonra geri çekildik. Paşalarımız çok yiğitti, onların sayesinde biz de yiğit olurduk."


"HER YILA AYRI TAKVİM"


Her yılı ayrı takvim ajandasına not ettiğini kaydeden Başar şöyle devam etti:


"Her vilayetten oraya gidenler oldu. Sivas'tan birkaç kişi gittik, arkadaşlarım öldü. Onların için üzgünüm, duygulanıyorum da onlar için. Amerikan vapuruyla, İskenderun'dan bindik. 31 gece denizde yol aldık. Gemide de günlük tuttum. Bütün hislerimi yazdım bunlara. Gittiğim yerdeki gördüğüm güzellikleri yazdım. Mesela oğlum Antalya'da, yanına gidince oraları yazdım. Arkadaşlarımla olan muhabbetlerimi yazdım. Burada çarşıya gittim, geldim yazdım. Hislerimi kaleme döktüm. Dilimin döndüğü kadar yazdım. 'Filanla kavga ettim, etmesem iyiydi' diye yazdım, vakit geçirdim. Bir takvim alıyordum, her yılı ayrı bir takvime yazıyordum. Yediğimi, içtiğimi, gezdiğimi, kavga ettiğimi, her şeyi yazdım. Kendime adet edindim bunu. Ölenleri, doğanları hep yazdım. Mesela şimdi siz gidin, gidince süsler yazarım sizi. İşte geldiler benle röportaj yaptılar diye yazarım. 19 yaşında evlendim, 20 yaşında harbe gittim. Çocuğum olduğu haberini harpte aldım. Ben diyordum ki oğullarım büyür, bunları bir kitap haline sokar. Ben de kahvemi, çayımı alır okurdum diyordum. Çocuklarım heves etmedi. Yazdıklarımın kitap olmasını isterim."


"ŞİMDİ GÖTÜRSÜNLER, SAVAŞA YİNE GİDERİM"


Türk Silahlı Kuvvetlerinin Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin'e başlattığı operasyon hakkında da konuşan Başar şunları söyledi:


"Askerlerimizin kuvvetli olmasını dilerim. Şehitlerimize de rahmet dilerim. Ben harpten çıktığım için, harbin ne olduğunu iyi bilirim. Harp güzel bir şey değil. Allah kimsenin memleketine düşman ayağı bastırmasın. Düşman dost oluyor, dost düşman oluyor. Amerika bir yandan dostumuzdur, bir yandan da düşmanımızdır. Şimdi bile götürseler giderim. Öleceğim ki öleceğim, hiç değilse şehit olurum. Savaşa giderim."


Görüntü Dökümü:


-Evinden görünütler


-Eşyalarının görnütüsü


-Tuttuğu günlükler


-Kore savaşında verilen belge


-Konuşmaları


-Detaylar


Haber-Kamera:  İrfan ÖZŞEKER-Hakan KALELİ/SİVAS,


=================================================


Harçlıklar Mehmetçiğe


KOCAELİ'nin Körfez ilçesinde bulunan Ahmet Taner Kışlalı İlkokulu'nda, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na bağışlanmak üzere başlatılan kampanyaya öğretmenler ve veliler katılırken, küçük öğrenciler harçlıklarını kumbaraya attı


Körfez Esentepe Mahallesi'nde bulunan Ahmet Taner Kışlalı İlkokulu Okul Aile Birliği'nin organizasyonuyla 'Bu haftaki harçlığım Mehmetçiğe' adlı bir kampanya başlattı. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na bağışlanmak üzere başlatılan kampanyaya öğretmenler, veliler ve minik öğrenciler de harçlıklarıyla destek verdi. Öğrenciler sınıflarında bulunan kumbaraya harçlıklarını attı. Kampanya kapsamında yaklaşık 2 bin 500 lira toplandı.


Mehmetçiğe destek olmak amacıyla kampanya başlattıklarını söyleyen Okul Aile Birliği Başkanı Nurcan Can, "Biz Ahmet Taner Kışlalı Okul Aile Birliği olarak Afrin'deki Mehmetçiğimiz için neler yapabiliriz, nasıl destek olabiliriz diye düşündük. Bunun için okulumuzda 'Bu haftaki harçlığım Mehmetçiğe' diye bir kampanya düzenledik. Mehmetçiğimize destek olmak istedik. Öğrenciler, öğretmenler, velilerimiz destek oldu. Toplanan bu parayı Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı'na yatıracağız. Kampanya bu hafta başladı. Kampanya bitince toplanan bütün para vakfa yatırılacak" dedi.


GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ


-Öğrencilerin kumbaraya para atarken görüntüsü


-Kumbaradan çıkan paraların sayılması


-Okul Aile Birliği Başkanı Nurcan Can ile rop


Haber-Kamera: KÖRFEZ(Kocaeli), -


===================================================


Trabzon'da üretilen tüfek için 6 ülke devreye girdi


TRABZON Silah Sanayi A.Ş. (TİSAŞ) tarafından, 5,56 ve 7,62 milimetre kalibrelik, dakikada 837 mermi atabilme özelliğine sahip tamamı yerli piyade tüfeği üretildi. Prototipleri performans ve mukavemet atış testlerinden başarıyla geçen tüfeğin seri üretimine geçilecek. 'Zigana' adlı tüfek için 6 ülke ile ön görüşmelere başlandı.


Kentte, 25 yıldır 'Güçlü Türkiye'nin sağlam kuruluşu' sloganıyla silah imalatı yapan TİSAŞ, 0.5, 14.5 ve 16 inç namlu boyuna sahip ve dakikada 62x51 milimetrelik 837 mermi atabilen tamamı yerli piyade tüfeği üretti. 'Zigana' adı verilen tüfek, 5,56 ve 7,62 milimetre kalibre olmak üzere iki farklı kalibrede ürettiildi. 3 kilo 300 gram ağırlığındaki 400-600 metre menzilli, 30 mermi kapasiteli şarjörü bulunan tüfek, NATO standartlarında geliştirildi. 'ZPT 556 ve ZPT 762' kodlu piyade tüfeği 'Zigana'nın prototipi, performans ve mukavemet atış testlerini başarıyla tamamladı. Tamamı yerli olan ve yıllık 25 bin adet üretim hedefi konan piyade tüfeği için seri üretime geçilmesi hedefleiyor. Zigana piyade tüfeği için 6 ülke ile ön görüşme başlatıldı.


'SERİ ÜRETİME GEÇECEĞİZ'


Trabzon Silah Sanayi A.Ş Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Gökçen Alemdaroğlu, ürettikleri Zigana Milli Piyade Tüfeği'nde bu yıl içerisinde seri üretime geçeceklerini söyledi. Alemdaroğlu,  "Mevcut fabrikamıza ek olarak 4 bin metrekare kapalı alan ilave edeceğiz. Bununla ilgili makine siparişlerimizi yaptık. Bu yıl itibariyle kapasitemizin çok çok üstüne çıkacağız. Kurulduğumuz günden beri Türk Savunma Sanayisi'ne yönelik geliştirdiğimiz birçok proje vardı. Buna bir yenisini daha ekleyeceğiz. Zigana Piyade Tüfeği'nin prototiplerini ürettik ve hazır durumda. Tüfeğimiz, yüzde yüz yerli ve milli bir silah. Bu yıl içersinde de seri üretime geçeceğizö dedi.


'YILLIK 25 BİN ÜRETİMİMİZ OLACAK'


Zigana piyade tüfeğine ilişkin 6 ülke ile ön görüşme yaptıklarını da aktaran Alemdaroğlu, "Silahımız yüzde yüz yerli, bütün parçalarını da biz üretiyoruz. Bazı parçalarını yine ülkemizdeki yan sanayi üretimi yapan arkadaşlarımıza imal ettiriyoruz. Zigana piyade tüfeğinin özgün tasarımı en zor şartlara göre yapıldı. Yıl içersinde seri imalatına başlayacağız. Talepler doğrultusunda değişmekle beraber tahminen yıllık 25 bin üretimimiz olacak" diye konuştu.


'DAKİKADA 837 FİŞEK ATABİLİYOR'


TİSAŞ'ın sektörün önde gelen ilk 4 şirketi arasında yer aldığını da kaydeden Alemdaroğlu, ürettikleri tüfeğin dakikada 837 fişek atabildiğine dikkat çekerek şöyle konuştu: "Silah ve savunma sanayinde dışa bağımlılık her zaman ülkemiz için bir tehditti. Yerli ve milli silah üretimi konusunda Cumhurbaşkanımızın kararlı tutumu bizlere bu alanda daha fazla misyon yüklemiş oldu. Bizler ülkemize uygulanan bu ambargo karşısında mevcut tabanca üretimimize ilave olarak uzun namlulu silah üretimine de hızlıca geçtik. 5,56 ve 7,62 milimetre kalibre olmak üzere iki farklı kalibrede ürettiğimiz piyade tüfeğimiz en zor şartlar altında çalışma özelliğine sahip. Dakikada 837 fişek atabilen, 3 kilo 300 gram ağırlığındaki 400-600 metre menzilli, şarjör kapasitesinin de 30 olan tüfeğimiz NATO standartlarında üretilmiş olup ağırlık olarak ta emsallerinden daha hafif bir ağırlığa sahiptir"


'ASKER VE POLİS İÇİN TÜFEK HAZIR'


Yerli ve milli tüfeğin üretiminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sözlerinin etkili olduğunu ifade eden Alemdaroğlu şunları kaydetti: "Gerek Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ve gerekse de kolluk kuvvetlerinin uzun namlulu silah ihtiyacını karşılamak ve ülkemizin dışa bağımlılıktan kurtulma sürecinde üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmek için bu silahı ürettik. Yılda ürettiğimiz 50 bin tabancanın yüzde 80'ini yurt dışına satılıyoruz. Tabancalarımız başta Amerika ve Afrika ülkeleri olmak üzere 45 farklı ülkeye ihraç ediliyor. Bu sayede ülke ekonomisine ciddi bir kaynak girdisi sağlıyoruz. İstihdam ettiğimiz personellerimizin aile bireylerini de hesaba kattığımızda fabrikamızdan yaklaşık 600 kişi geçimini sağlıyor. Bu açıdan çok mutlu ve guruluyuz. Ülkemiz sınırlarımızın güneyinde son derece kritik bir operasyon yürütülüyor. Bu operasyonda ağırlıklı olarak yerli ve milli silahlarımız kullanılıyor. Bu bir başarı hikayesidir. Bizler de Cumhurbaşkanımızın yerli ve milli üretim talimatıyla TİSAŞ ailesi olarak üzerimize düşen bu görevi gece gündüz çalışarak yerine getirdik. Ürettiğimiz tüfeğin hem Mehmetçiğimizin hem de polislerimiz tarafından kullanılması bizim için büyük bir kıvanç kaynağı olur"


'BİZ TÜFEĞİMİZE GÜVENİYORUZ'


Ürettikleri piyade tüfeğinin kullanılması için Polis Özel Harekat mensuplarınca açılan ihaleye katıldıkları kaydeden Alemdaroğlu şöyle dedi: "Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Özel Harekat (PÖH) için bu günlerde yapılan Piyade tüfeği ihalesine başvurduk. İhaleye 4 Türk şirketi katılıyor bizde ZPT 556 modelimizle bu ihalede yer alıyoruz. Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Özel Harekatı ilk kez yerli bir piyade tüfeği için ihale açtı ve 7 bin adet tüfek alacaklar. Burada silahlar çok zorlu testereden geçecek. Biz tüfeğimize güveniyoruz. Bu ihaleyi bizim tüfeğimiz kazanırsa bizim yerli piyade tüfeğimiz ZPT 556'yı ilk Polis Özel Harekatımız kullanmış olacak"


NATO STANDARTLARINDA ÜRETİM


1993 yılında Doğu Karadeniz Silah Projesi kapsamında Arsin Organize Sanayi Bölgesinde 11 bin metrekarelik alan üzerine kurulu olan TİSAŞ, NATO standartlarında silah üretimi yapıyor. Teknolojik altyapı ile donatılmış tesislerde, soğuk dövme teknolojisi de kullanılarak kendi namlusunu üretebilme kabiliyetine sahip olan firmalar arasında da yer alan TİSAŞ, bünyesinde 30 farklı silah modeliyle yılda 45 bin adet üretim de yapabiliyor.


GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ


Tüfek detayları


Tüfeğin sökülüp takılması


Gökçen Alemderoğlu röp.


Tüfeğin atış test detayları


Özel Harekat Polislerinin tüfeği test etme görüntüleri


Haber: Osman ŞİŞKO- Kamera: Selçuk BAŞAR TRABZON


==============================================


45 yılda 200 bin kitap biriktirdi


İZMİT'te, 57 yaşındaki Şerafettin Ergül, 45 yılda yaklaşık 200 bin kitap biriktirdi. Şerafettin Ergül'ün sığınağında 1800 yıllardan günümüze ait kitaplar bulunuyor. Türkiye'nin her yerinden kitap topladığını söyleyen Ergül, aynı zamanda eski para, plak, eski yazılı eserleri de biriktiriyor.


Yurdun dört bir yanından ve aynı zamanda da yurtdışından da kitap toplayan Şerafettin Ergül evi ve oturduğu apartmanın sığınağında 200 bin adet kitap biriktirdi. Kent merkezinde kitapevi bulunan Şerafettin Ergül'ün 45 yıllık birikimi arasında 1800'lü yıllara ait kitaplar da bulunuyor. Şerafettin Ergül aynı zamanda eski para, pul ve plaklar da topluyor. Tarihi değeri olan kitaplarının da bulunduğunu belirterek, "Yaklaşık 45 yıldır kitap biriktiririm. 200 binin üzerinde kitabım var. Bunların içerisinde tarihi değeri olan kitaplar var, anı ve hatıra olarak biriktirdiğimiz kitaplar var, imzalı kitaplar var. 1800'lü yıllardan bu yana birçok eseri temin edebiliyoruz. Yaklaşık 45-50 yıldır topladığım pullarım da var. Onlar da yaklaşık 60 bin civarında oldu. Para, plak biriktiririm. Ne bulursam toplarım açıkçası. Hiçbir şey ziyan olmasın, atıl olmasın istiyorum. Benden sonra mutlaka birilerine lazım olacak diye topladım. Gerçekten ciddi bir hazinem var sığınağımızda" dedi.


Şerafettin Ergül kitaplarının arasında Çanakkale Savaşı'na katılan komutanların yazdığı kitabın da bulunduğu ifade ederek, " Gelibolu'da İngiliz komutanın yazdığı uzun yıllar çalışma yaptığı 'Gelibolu' adlı kitabı bulduk. Sör İan Hammilton ve diğer generallerin birlikte derlediği 1915'ten 1920'ye kadar bütün bilgilerini kitaplaştırmışlar. Değerli bir eser. Şu an sanırım Türkiye'de bir tek bende var 2 cilt olarak. Bunlar çöpe atılacaktı belki de yok olup gidecekti. Sağ olsunlar en azından biz de bunları toplayıcı olarak, kitap hamalı olarak ulaşınca mutlu oluyoruz. Çünkü bizden sonra da birilerine ulaşacak bu. İnceleme ve araştırma yapmak isteyenlere ve üzerinde kendi imzasıyla el yazısıyla paraf imzası da var. 1915'ten 1920'den günümüze kadar gelmiş eserler bunlar. Muhteşem kaynaklar. Bunlar inanılmaz kaynaklar, yok olup gitmesin bütün derdim benim bu. Bunların hepsi gerçekten de bir hazine. Kültürel anlamda bir hazine. Geçmişini bilmeyen toplumların, gelecekle ilgili de çok hesapları olmaz. Biz de geçmişimizi iyi bileceğiz, öğreneceğiz. Gizli İlimler Hazinesi elimize geçti. Geçmişte bunu da kullanmışlar. İnsanlar bir takım sorunlarla karşılaşınca, bunlara çözüm arayan insanlar, duayla, muskayla bu sorunlarını çözmeye çalışmışlar" diye konuştu.


'KİTAP HAMALIYIM'


Sığınağında daha kolilerinden çıkarmadığı kitaplar olduğunu belirten Ergül, "Balzac'ın ciddi bir eseri, ilk baskısı olan bir kitap var. Fransızca orijinal metinden. 1838 yılına ait, seri numarası üzerinde. Matbaadan çıkarken 365. kitap olarak çıkmış. İnternette bir sitem var. Bütün okuyucuların ulaşabileceği ciddi kaynaklar var bizde. Bulamadıkları zaman da bizimle irtibat kurmaları, mail atmaları yeter. Çünkü daha henüz girişini yapmadığımız 150 bin civarında kitabımız var sığınığımızda. Daha henüz kolileri açmadık. Daha ne çıkacağını bilmiyoruz, ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Önemli olan işte bu eserleri, okuyucusu, araştırmacısıyla buluşturmak bizim görevimiz. Ben kitap hamalıyım, gerçek anlamda bu kitapları toplayan, taşıyan, getiren bir hamalım. Çünkü kendimi akademik olarak yetiştiremedim. Yetiştiremediğim için, bilgiyi depolayacak bir kafaya ve beyne de sahip değilim. İsterdim ki birkaç tane lisan bileyim, çünkü elime birçok lisanda kitap geçiyor. Osmanlıca, yazma eserler dahil, orijinal dilinde metinler. Bunları okuyabilmek isterdim, çözebilmek isterdim. Bu yüzden kendimi geliştiremediğimden, kendime kitap hamalı diyorum ben. Başkaları için bunların hamallığını yapıyorum. Özellikle eski kitapları satamayan, bunları bir kolilerde topluyorlar ben de onlardan gidip alıyorum. ya atacaklar, ya çöpe gidecek, ya da yok olacak ziyan olacak. Ben de kıyamıyorum onlara, çünkü bu eserler bizi geçmişten günümüze ciddi bir zaman tüneli gibi ve gerçek bir hazine. Biz geçmişimizi öğrenmek için bu eserlere bakmak zorundayız. Yurtdışından gelen eserler de var. Bunlar kolilerle, kargolarla geliyorlar"


GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ


-Şerafettin Ergül koliyle kitap taşırken


-Röp


-Sığınakta biriken kitaplar


-Evindeki kütüphaneden detaylar


Haber-Kamera: Ergün AYAZ/İZMİT(Kocaeli), -


=================================================


Osmanlı torunu, ölünce Türkiye'de defnedilmek istiyor


OSMANLI Sultanı 2'nci Abdülhamid döneminin Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa'nın torunu 99 yaşındaki Mualla Emine Danyeri Lyoen, Türkiye'de ölmek ve defnedilmek için 95 yıl sonra ülkeye kesin dönüş yaptı. Zaman zaman tatil için Türkiye'ye gelen Lyoen, İstanbul Haliç'te bulunan Hasan Hüsnü Paşa Türbesi'ne defnedilmek istediğini söyledi.


İstanbul'da doğan ve 4 yaşında iken 1923'de Türkiye'den ailesiyle ayrıldığını belirten Mualla Emine Danyeri Lyoen, "12 Temmuz 1919'da doğdum. 4 yaşında Fransa'da ailemle beraber yaşamak için İstanbul'dan çıktık. Ben küçükken gitmek istemedim. Dönemin Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa'nın torunu oluyorum" dedi. Fransa günlerini anlatan Mualla Emine Danyeri Lyoen, "2 kız kardeşim vardı. Beraber Fransa'da büyüdük. Paris'te yaşadık. Annem vefat etti, sonra büyükannem, babam, 2 kardeşim vefat etti ve böylece yalnız kaldım. O zaman yalnızlık güç oldu. Fransız birisiyle evlendim ve çalıştım. Uzun yıllar Arabistan Elçiliği'nde çalıştım. Fransız eşim de maalesef 3 yıl önce öldü. Yine yalnız kaldım" diye konuştu.


"TEK İSTEĞİM TÜRKİYE'DE ÖLMEK'


Bugüne dek yaşadıklarını duygulanarak aktaran Lyoen, şunları kaydetti: "Hiç çocuğum olmadı. Çünkü 40 yaşında evlendim. Benim 3 yeğenim vardı. Yeğenim Mediha ve Fethiye Hanım benle meşgul olmadılar. Ama Adile Hanım işlerimi tam yaptı. Adile Hanım olmasaydı vaziyetim çok kötü olacaktı. Adile Hanım 'Benimle İstanbul'a gelir misin?' dedi. Ben de hemen kabul ettim ve şimdi Adana'dayım ve çok memnunum. O bana kızım gibi geliyor. Memleketimi görmeyi çok istiyordum. Ölümüm bile toprağımın üstünde olsun. Çünkü bizim bir mezarlığımız vardı. O mezarlıkta Hasan Hüsnü Paşa'nın mezarı vardı. O da ailesine mezar ayırtmış. Benim de o mezarlıkta yerim var. Çünkü Hasan Hüsnü Paşa, annesine, babasına, çocuklarına ve hizmetçilerine hep bu mezarlıkta yer ayırtmıştı."


'İNSANIN KÖKÜ AĞIR BASIYOR'


Sultan 2'nci Abdülhamid'in soyundan gelen ve Mualla Emine Danyeri Lyoen'in yeğeni olan Ayşe Adile Nami Osmanoğlu Tars ise şunları kaydetti:


"Teyze zaten anne yarısı sayılıyor. Onun için bir evladın yapması gerekeni yaptım. Eşi vefat ettikten sonra teyzem çok yalnız kaldı. Fransız eşiyle teyzem Türkiye'ye 2-3 defa gelmişti. İnsanın ne olursa olsun kanı, kökü ağır basıyor. Yabancılar hiçbir zaman bizim gibi ailelerine belki de aynı şekilde sahip çıkmıyorlar. Çok yalnız kalınca teyzem ben de sık sık Fransa'ya gittim ve onunla ilgilenmeye başladım. Baktım ben nasıl olsa Adana'da yaşıyorum. Çevrem de var. O zaman niye teyzem benim yanımda olmasın. En sonunda eşimle beraber karar verdik. Ona bu teklifi sunduk. Onun da zaten en büyük isteği buydu. En büyük isteğiydi Hasan Hüsnü Paşa Türbesi'nde gömülmek. Buraya gelince de baktı ki çok sempatik bir aile var. Bizi sevenler onu da çok seviyor. Hayata döndü. Şimdi ikinci baharını yaşıyor."


Görüntü Dökümü


------------------------


Osmanlı bahriye nazırı Hasan Hüsnü Paşa'nın torunu Mualla Emine Lyoen'dan genel ve detay görüntüler


Mualla Emine Lyoen'un konuşması


Haber-Kamera: Yusuf BAŞTUĞ/ADANA,


=====================================

Haber Yayın Tarihi: 24.02.2018 11:10 Kaynak: DHA



Yargıtay'dan emsal karar! Dedikoducu işçiye tazminat yok
Gelin ve damadın nikah şekeri yerine dağıttığı fidanlar tüm misafirleri şaşırttı Son dakika! Bakan Pekcan duyurdu: Volkswagen'in fabrikası Manisa'da kurulacak