(ANKARA) - CHP İçişleri Politika Kurulu Başkanı Murat Bakan, Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özcağdaş ve CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek ile saat 16.20'de İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile görüşeceklerini belirterek, "Hem hayırlı olsun diyeceğiz hem de İçişleri Bakanlığı'nın alanına giren konularda bilgi vereceğiz. Polis Meslek Kanunu'na ilişkin önerilerimiz var. Bunlardan en önemlisi polis sendikası. Özellikle polis intiharlarının arttığı böyle bir dönemde polis sendikasının önemli olduğunu düşünüyoruz" dedi.
CHP Cumhurbaşkanlığı Adaya Ofisi (CAO) Koordinatörü Bülent Tezcan, CAO Koordinasyon Kurulu Üyesi Emine Uçak Erdoğan ile CAO İçişleri Politika Kurulu Başkanı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, İçişleri Politika Kurulu'nun çalışmalarına dair bilgi paylaşmak için gazetecilerle kahvaltıda bir araya geldi.
Tüm politika kurullarının bu tür buluşmalarla çalışmalarını aktaracağını belirterek, Türkiye'nin her sabah operasyon ve gözaltılara uyandığını, iktidarın yalnızca bu negatif gündemin konuşulmasını istediğini ancak CHP'nin CAO aracılığıyla pozitif gündem üretmeye çalıştığını söyledi. İçişleri Politika Kurulu Başkanlığı'nın koordinasyonunda, Adalet Politika Kurulu Başkanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Politika Kurulu Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı'na Bağlı Kuruluşlar Politika Kurulu Başkanlığı'nın birlikte yürüttüğü kapsamlı bir devlet reformu olduğunu söyleyen Tezcan, bu kapsamlı reform paketini önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşacaklarını açıkladı.
Murat Bakan da İçişleri Politika Kurulu çatısı altında Göç Politika Kurulu, İç Güvenlik Politika Kurulu ve Kamu Politikaları Kurulu olduğunu söyeyerek, CHP iktidarında yapacaklarını anlattı.
İçişleri Bakanlığı faaliyet alanında bir dizi konuda reforma gitmeyi planladıklarını, kolluk kuvetlerinin yapısında ve özlük hakları konusunda çalıştıklarını aktaran Bakan, Bakanlıkta liyakatı etkin kılacaklarını özellikle polis ve jandarmanın siyasallaştığını, bazı cemaat ve tarikatların bu alanlarda örgütlendiğini söyledi. Bakan, CHP iktidarında düzensiz göç, radikal örgütler, uyuşturucu ve çetelerle mücadeleyi önceleyeceklerini anlattı.
CAO Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özcağdaş ve CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek ile bugün saat 16.20'de İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile görüşeceklerini açıklayan Bakan, "Sayın Bakan daha önce beni iki defa telefonla aradı. Sosyal medya paylaşımlarımın ardından arayıp konularla ilgili bilgi verdi. En son dün görüştük, İstanbul'daki IŞİD saldırısıyla ilgili oldu. IŞİD adının neden kullanmadığını anlattı. Bugün de hem hayırlı olsun diyeceğiz hem de İçişleri Bakanlığı'nın alanına giren konularda bilgi vereceğiz. Polis Meslek Kanunu'na ilişkin önerilerimiz var. Bunlardan en önemlisi polis sendikası. Özellikle polis intiharlarının arttığı böyle bir dönemde polis sendikasının önemli olduğunu düşünüyoruz" diye konuştu.
Bakan, konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile yapılacak görüşmenin detayının ve diğer Bakanlarla CAO Politika Kurulu başkanlarının görüşüp görüşülmeyecenin sorulmasının üzerine Bakan, şunları söyledi:
"Daha önce ki bakanlar ve gölge bakanlar görüşmesi, Cumhurbaşkanlığı koordinasyonuyla olan ve Genel Başkanımızın Cumhurbaşkanıyla görüşmesiyle olan bir şeydi. Bu öyle bir görüşme değil. Açıkçası biz Ali Yerlikaya bakan olduğunda Ali Yerlikaya'ya bir kredi tanımıştık. Süleyman Soylu'dan kötüsü olmaz diye Ali Yerlikaya'ya bir kredi tanımıştık. Sayın Mustafa Çiftçi'ye direkt gelir gelmez çok sert eleştirilerde bulunduk. Ama kendisi bizim sosyal medya paylaşımımızla ilgili arayıp bilgilendirdi. Dolayısıyla bir hayırlı olsun ziyareti, bir nezaket ziyareti yapılmasını da onun tutumundan dolayı gerekli görüyorum. Ayrıca şu an konuşulan bir Polis Meslek Kanunu var. Emniyet Teşkilatı'nda ciddi sorunları var. Size özetlediğim konularla ilgili hem bir nezaket ziyareti hem de İçişleri Bakanlığı'nın sorunları, polis sorunları ve jandarma sorunlarıyla ilgili kendisine düşüncelerimizi söyleyeceğiz. Bunun dışında Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanımız ve Yerel Yönetimlerden sorumlu arkadaşımızla düşünceleri paylaşması gereken hususları aktaracak."
Jandarma ve polisin siyasallaşmasına ilişkin soru üzerine Bakan, "Geçmişte Sahil Güvenlik Akademisi'ndeki öğrencilerin camiye giden-gitmeyen diye fişlendiği, jandarma içindeki imam tarafından, yine genel komutanlıkta namaz vaktinde farklı takke renklerine göre aynı safta namaz kılmayanlarla ilgili olayı dile getirmiştim. Uzman erbaşların otobüslerle Menzil Cemaati'ne gittiği, aktif görevde olan bir komutanın koruma ekibini bırakıp aracıyla Adana'dan Menzil'e gittiği gibi konuları dile getirdim. Bunlar tekil değil, onlarca olay var. Net bir şekilde Atatürkçü, Cumhuriyetçi subaylar, astsubaylar kritik görevlerden dışlandı. Dolayısıyla burada Jandarma Teşkilatı'nda da, İçişleri Bakanlığı'nda da inanç, etnisite ve siyasi düşünceye kör olunması gerektiğini söylüyoruz. Dolayısıyla bu siyasallaşmanın sona ermesi gerektiğini söylüyoruz" yanıtını verdi.
Tezcan da aynı konu hakkında, "Güvenlik teşkilatında hem Emniyet'te hem jandarmada siyasallaşmanın, siyasi etkinin ve siyasi bir kadronun yerleşmesinin doğru olmadığını, buraların siyasetten arındırılacağını ve buna dönük liyakate dayalı esaslı bir çalışma yaptığımızı anlattık.
Şimdi birinci prensip bu. Ancak bir şeyi daha ayırmak lazım. Güvenlik teşkilatlarında siyaset etkisiyle cemaat etkisini birbirinden ayırmak lazım. Kuşkusuz arzu edilmemekle beraber, iktidara yakın siyasi kadroların belirli yapılarda yer aldığı, zaman zaman etkili olduğu dönemler olmuştur. Ancak cemaat etkisinin emniyette ve güvenlik birimlerinde yerleşik olması çok daha ciddi bir risk alanıdır. Çünkü siyasetin kendi kuralları vardır ve devletle mücadele alanına dönüşmez. Bu tip kurumlarda siyasetin etkisi tercih edilmez ama risk analizi açısından cemaat etkisiyle mukayese edilemez. Cemaat etkisinin vereceği tahribat çok daha farklıdır. Çünkü o hiçbir kural tanımaz, başka kuralları vardır ve devleti tahrip eden bir yapıya dönüşür. Tahammülü daha zordur. Biz bunu 15 Temmuz sürecinde bağıra bağıra anlattık, söyledik. Bu nedenle siyaset etkisi tercih edilmez diyoruz. Liyakat esaslı olmalıdır. Ama cemaat etkisi, buradaki cemaat etkisinin riski çok daha büyüktür. Tahammülü daha zordur. O yüzden ona karşı daha ciddi pozisyon almak gerekir" ifadelerini kullandı.
IŞİD ile mücadelede zafiyet olup olmadığı, bu konuda Emniyet ve Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yaptığı çalışmalara dair CHP'nin tutumunun ne olduğu ve İstanbul'daki İsrail Başkonsolosluğu yakınındaki saldırı sonrası İçişleri Bakanı'nın örgüt adını kullanmaması konusundaki sorulara Bakan, şu yanıtı verdi:
"Biz geleneksel olarak Cumhuriyet Halk Partisi olarak, PKK terör örgütünün ismini söylemezdik. Devlet de söylemezdi. Niye? Terör örgütünün reklamını yapmamak için. Bu bizim geçmişten gelen bir refleksimizdi. Bundan dolayı iktidar bizi çok eleştirdi. 'PKK'ya PKK diyemiyorsunuz' diye. Meclis kürsüsünden de çok eleştirildik. Ben sosyal medya paylaşımında DEAŞ olarak ifade ettim. IŞİD demiyorlar, IŞİD'in içinde İslam var diye. Aslında DEAŞ da IŞİD'in Arapçası, orada da İslam var ama açılımı bilinmediği için anlaşılmıyor. DEAŞ terör örgütü demekten ne Milli İstihbarat Teşkilatı ne de İçişleri Bakanlığı geri durdu, söylediler. Bu bir anlayış değişikliği. Bunu Sayın Bakan'ın bir anlayış değişikliği olarak değerlendiriyorum. Bunu eleştirmiyorum, yanlış yapıyor demiyorum. Ama böyle bir bakış açısıyla söylemediğini ifade ediyor. Onun beyanı esastır. Demek ki şu anki devlet yönetiminde bir anlayış değişikliğine gidilmiş, öyle değerlendiriyorum."
Şimdi radikal sağ örgütlerle, özellikle selefi örgütlerle ilgili devletin, yani mevcut istihbaratın yeterli bir çalışma yaptığını düşünmüyorum. Gerek Yalova, gerek Balçova, gerek İsrail Konsolosluğu, yapılan tüm bu terör saldırılarında üzerine düşen sorumluluğu gereği gibi yerine getirmediğini düşünüyorum. Fransa'dan selefi anlayışa sahip bir aile buraya geliyor. Fransa'da bu aşırı sağ selefi örgütlerin saldırılarından sonra yerelde radikal eğilimleri izleme yapıları oluşturuldu. Fransa istihbaratı yerelde izlemeye başladı. Dikkati çeken bir aileyi ya da yapıyı gördüğünde izlemeye alıyor, dijital ağlarla bağlantılarını çözüyor ve veri tabanına işliyor. Türkiye'nin bu noktada, selefi terörle bu kadar karşı karşıya kalan; Gar katliamını yaşamış, Atatürk Havalimanı saldırısını yaşamış, Reina saldırısını yaşamış ve son zamanlarda giderek artan saldırıların olduğu bir ortamda istihbaratın hem ideolojik körlük hem de operasyonel zayıflık içinde olduğunu düşünüyorum. Operasyonel zayıflık da var. Interpol ve Europol gibi uluslararası terörle mücadele eden yapılarla ilişkilerde zayıflık var. Dijital ağlar üzerinden radikalleşmeyi takip etme konusunda zayıflık var. Yerelde bu yapıları tespit etme noktasında zafiyet var. Dolayısıyla bunlar başarı değil, başarısızlık örneği. Bir de Yalova'daki operasyonun yapılma şekli ayrıca bir başarısızlık. Orada gerekli tedbirler alınmadan polislerimiz şehit oldu. Zırhlı araç yok, hiçbir tedbir yok. Hiçbir tedbir alınmadan yapılmış bir operasyon. Bu da ayrıca bir zafiyet."
Terörsüz Türkiye Süreci'ne CHP'nin bakışı, terör örgütü PKK'nın silah bırakma süreci ve Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporuna ilişkin sorulara Bakan, şu yanıtları verdi:
"Bu tür süreçlere uluslararası örnekler açısından baktığınızda, bunun devlet organizasyonu dışında yürütülmesi mümkün değildir. İşin bir devlet ve güvenlik bürokrasisi boyutu var, bir de parlamento boyutu var. Parlamento burada demokratik denetleyicidir. ve süreci de başlatan Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz değiliz. Biz başından beri, 'çözümün adresi meşru demokratik zemindir, dolayısıyla Parlamento'da konuşulmalı' dedik. Oslo'da, Kandil'de veya İmralı'da değil Parlamento'da konuşulmalı dedik. Parlamento'da kurulan komisyona bu bakımdan katıldık. Bizi davet eden Meclis Başkanı'ydı. Dolayısıyla 'Cumhuriyet Halk Partisi kanun teklifi getirsin ve süreç onun üzerinden ilerlesin' demek açıkçası ipe un sermektir. Eğer böyle bir niyetleri varsa, Cumhuriyet Halk Partisi'nin tek başına değil, tüm muhalefet partileriyle birlikte kayyum uygulamasının kaldırılması için verdiği bir kanun teklifi var. Meclis Başkanı bu teklifi derhal komisyon gündemine alabilir ve kayyum uygulaması ortadan kaldırılabilir. Ayrıca mesele sadece parlamentodaki yasal düzenlemeler değil. Hiçbir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan atılabilecek hızlı adımlar da var. İçişleri Bakanı derhal Ahmet Özer'i görevine iade edebilir. Ahmet Özer neden şu an görevde değil? ya da Cumartesi Anneleri hala Anayasa Mahkemesi'nin hak ihlali kararına rağmen eylem yapamıyor. Geçmişte sınırlı sayıda Cumartesi Annesi bir eylem yaptı, gelip komisyonda kendilerini ifade ettiler ama onlarla ilgili de bir adım atılmadı. Bu durum, 'yerim dar' meselesine dönmüş gibi görünüyor."
Adalet Bakanlığı'nın bu konuda bir yasal düzenleme hazırlığı yapıp süreci başlatması gerekir. Biz de getirilecek düzenlemelere ilişkin görüşlerimizi ifade ederiz. Ayrıca demokratikleşmeyle ilgili bizim önerdiğimiz adımlar var. Bunlar komisyon raporuna da geçmiş durumda. Bunların bir kısmı için herhangi bir yasal düzenlemeye bile ihtiyaç yok. Mesela tutukluluğun istisna olması gerekir. Bugün yeniden Büyükşehir Belediye Başkanımız Tunç Soyer ve il başkanımız hakkında ikinci bir tutukluluk kararı verildi. Dosyalar ayrılarak tekrar tutuklama yapılıyor, tahliye olmasınlar diye. Şu an Silivri'de arkadaşlarımız yargılanıyor. Sayın Erdoğan'a geçmişte yapılmayan muamele bugün başkalarına yapılıyor. Kendisi belediye başkanıyken ağır cezada yargılandı ama ne gözaltına alındı ne tutuklandı. Bugün Ekrem İmamoğlu'na ve arkadaşlarımıza yapılan muameleyi görüyorsunuz. Türkiye'de terörsüz bir dönem olacaksa bu demokrasi olmadan mümkün değildir. Önce demokratikleşme gerekir. Hukuk devletinin, bağımsız yargının olduğu yerde terör olmaz. Dolayısıyla iktidarın atması gereken adımlar var. Öncelikle ipe un sermek yerine bu adımları atması gerekir.
Tespit ve teyit meselesine gelince; bu süreci yürütecek olan yine güvenlik bürokrasisidir. Tespit ve teyitle ilgili süreçler hem yasal düzenlemelerle hem de uygulamayla yürütülebilir. Bizim açımızdan özel bir öncelik sıralaması yok. Bu süreci güvenlik bürokrasisinin yürütmesi gerekir. Terör örgütünün silah bırakması da elbette bu sürecin bir parçasıdır."
Son Dakika › Güncel › CHP, İçişleri Bakanı ile Polis Reformu Görüşecek - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.
Sizin düşünceleriniz neler ?