DHA YURT BÜLTENİ - 2 - Son Dakika
Son Dakika Logo

DHA YURT BÜLTENİ - 2

DHA YURT BÜLTENİ - 2
19.12.2019 09:32

Beslediği 6 sokak kedisi bir ay içinde öldürüldü Denizli'de yaşayan tekstil işçisi Adnan Kurban, mahallesinde beslediği 6 kedinin son 1 ayda zehirlenerek öldürüldüğünü ileri sürdü.

Beslediği 6 sokak kedisi bir ay içinde öldürüldü

Denizli'de yaşayan tekstil işçisi Adnan Kurban, mahallesinde beslediği 6 kedinin son 1 ayda zehirlenerek öldürüldüğünü ileri sürdü. Son olarak 2 gün önce bahçesinde 2 sokak kedisini de telef olmuş halde bulduğunu belirten Kurban, yaşanan duruma tepki gösterdi.Olay, önceki gün Merkezefendi ilçesi Bahçelievler Mahallesi 3035 Sokak'ta meydana geldi. Tekstil fabrikasında işçi olan Adnan Kurban, 1 yıldır beslediği 2 sokak kedisini evinin bahçesinde ölü buldu. Kurban, ağızlarında yaralar bulunan ve zehirlendiklerinden şüphelendiği kediler için polisi aradı. Polis, kedilerin ölümleriyle ilgili soruşturma başlattı. Kurban, sokak kedilerinin zehirlendiklerini ileri sürerek kedilerinin öldürülmesine tepki gösterdi.Mahalleye 1 yıl önce taşındığını belirten Kurban, bu sürede komşularıyla birlikte sokak kedilerinin bakımını üstlendiklerini söyledi. Besledikleri 6 sokak kedisinin son 1 ay içinde öldürüldüğünü belirten Kurban, "Komşularım ve ben bu zor kış mevsiminde sokaktaki hayvanları kendi bütçelerimizle besliyoruz.  Ölümlerin araştırılmasını istiyoruz" dedi.'SOKAKTAKİ MASUM HAYVANLARI ZEHİRLEMESİNLER'Bahçesinde önceki gün 2 ölü kedi daha bulduğunu ve gördüğü manzara karşısında şoka uğradığını ifade eden Kurban, "Ölen kedilerin ağızları köpürmüş, yaralar oluşmuş. Karın ve boyun kısımlarında delinmeler mevcuttu. Bunun üzerine zehirlendikleri kanısına vardım. Kedilere tahlil yapılmasını istiyorum. Tahlil yapılamadığı için suç duyurusunda bulunamıyorum. Zehirlendiklerini ispat edemiyorum. Kimse sokak hayvanlarını sevmek zorunda değil ama zarar da vermesinler. Kimse onlara bakmak ve sevmekle mükellef değil ama sokaktaki bu masum hayvanları da zehirlenmesinler" diye konuştu.

Görüntü Dökümü--------------Ölen kedilerden görüntü-Adnan Kurban'ın ölü kedileri poşet içine koyması-Adnan Kurban'ın sokak kedilerini beslemesi-Adnan Kurban ile röp.

Haber-Kamera: Deniz TOKAT/ DENİZLİ,

================================

Sağ ayağı kesilen Aylin'in hayali hemşire olmak Muğla'da babasının elinden tutarak yürüdüğü yolda hafriyat kamyonunun altında kalan ve sağ ayağı kesilen Aylin Dağdeviren (9), büyüdüğünde hemşire olmak istiyor. Baba Ahmet Dağdeviren ise, "Bizim yaşadığımız acıyı başka aileler yaşamasın. Şoförün tutuklanmasını istiyoruz. Adalet yerini bulsun" dedi.Menteşe'deki bir lokantada döner ustası olan Ahmet Dağdeviren (43) ile ev hanımı eşi Handan Dağdeviren (35), kızları Aylin Dağdeviren'i de beraberlerine alıp, 8 Aralık günü saat 16.00 sıralarında çarşıya çıktı. Bir süre alış veriş yapan aile, eve dönmek için yürürken, küçük kızlarına, Abdi İpekçi Caddesi'nden Leylak Sokak'a dönen Abdullah Karataş yönetimindeki 34 TL 5436 plakalı hafriyat kamyonu çarptı.  Ayakları kamyonun tekerleri altında kalan Menteşe Atatürk İlkokulu 3'üncü sınıf öğrencisi Aylin, ambulansla Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Hemen ameliyata alınan Aylin'in sağ ayağı kesildi. Yoğun bakım ünitesindeki tedavisinin ardından Aylin, ortopedi servisine alınırken, kazanın ardından gözaltına alınan sürücü Abdullah Karataş, nöbetçi sulh ceza hakimliğince adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.KAZA ANI KAMERADAKaza anı ise olay yeri yakınındaki bir apartmanın güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, anne babasıyla yolun karşısına geçmek isteyen küçük kızın ayakları harfiyat kamyonunun tekerleri altında kalıyor. Annenin tekere tekme atıp, sinir krizi geçirdiği görüntülerde, kamyon şoförü, Aylin'in ayaklarını tekerlerin altından kurtarmak için geri manevra yapıyor.'ŞOFÖR TUTUKLANSIN'Baba Ahmet Dağdeviren, "Eşim arkamızda yürüyordu. Ben bir elimle pazar arabasını çekiyordum, diğer elimle de kızımı tutuyordum. Kaldırımda yürürken talihsiz kazayı yaşadık. Bunu anlatmak mümkün değil. Allah kimsenin başına vermesin. Çocuğumuzun sağ ayağını kaybettik. Kamyon şoförünün tutuklanmasını ve adaletin yerini bulmasını istiyoruz. Benim canım yandı, başkalarının canı yanmasın. Ne sağa ne sola sinyal verdi. Direksiyonu aniden üzerimize kırdı. Psikolojik olarak ailece yıkıldık. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından psikolojik destek alıyoruz" dedi.Hastane yönetiminin yakından ilgilendiği Aylin ise büyüyünce hemşire olmak istediğini ve okulunu özlediğini söyledi.Öte yandan Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Pervin Töre, Aylin'i hastanede ziyaret ederek, küçük kıza hediyeler verdi.

Görüntü Dökümü--------------Ortopedi servisinde tedavisi süren Aylin'in annesi Handan Dağdeviren ve babası Ahmet Dağdeviren'in birlikte görüntüsü-Aylin Dağdeviren ile röp. -Baba Ahmet Dağdeviren'in hastane önünde görüntüsü-Baba Ahmet Dağdeviren ile röp.

Haber-Kamera: Cavit AKGÜN/ MUĞLA,

====================================

50 yaşında üçüzlerini kucağına aldı İzmir'in Çiğli ilçesinde 9 yıl boyunca tüp bebek tedavisi gören 50 yaşındaki Aylin Erdoğan, 14'üncü denemesinde, üçüz bebek sahibi oldu. Annelik özlemi üçüzlerini kucağına alınca dinen  patoloji hekimi Aylin Erdoğan, "Bir gün bile anne olamayacağımı düşünmedim. Bu yüzden hep devam ettim. Anne olmak isteyen herkesin sonunda başaracağına inanıyorum" dedi.Çiğli'de yaşayan Aylin ve Ertan Erdoğan çifti, 9 yıllık evlilikleri boyunca çocuk sahibi olmanın hayalini kurdu. 13 defa başarısızlıkla sonuçlanan tüp bebek denemesinin ardından gittiği hastanede 14'üncü denemede üçüz bebeklere hamile olduğu haberini alan Aylin Erdoğan, mücadelesiyle anne olmak isteyen herkese umut oldu. Kendisi de patoloji hekimi olan Erdoğan, 5 Aralık günü 34 haftalık ikisi kız, biri erkek olan bebeklerini dünyaya getirmenin tarifsiz mutluluğunu yaşadı. Bebeklerine Tardu, Tansu ve Tanyu ismini veren Erdoğan, "14'üncü tüp bebek denememde hamile kaldım. Maddi manevi çok yıpratıcı bir süreçti, ama ben çok inandım. Hiçbir zaman bir gün anne olacağıma dair içimde bir şüphe olmadı. Bu yüzden hep devam ettim. Profesyoneller tarafından 'dur' dendi, ama ben çok inandım ve bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanın umutsuzluğa kapıldığı hiçbir konuda başarıya ulaşacağını düşünmüyorum. Anne olmak isteyen herkesin eninde sonunda anne olacağına inanıyorum" diye konuştu.'HİSSETTİĞİM ŞEYLERİ İFADE EDECEK KELİME YOK'Üçüz bebeklerini dünyaya getirmenin mutluluğunu yaşayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hurafelerle değil, bilimle hareket edin. Ben çok danıştım, çok sordum, çok okudum. Son çalışmaların ışığındaki takiplere mutlaka gittim. Gebe kaldıktan sonraki süreç de çok önemliydi. Hastanenin ve hekimin iyi seçilmesi gerekiyor. Doğumdan sonra onları kucağıma aldığımda hissettiğim şeyleri ifade edecek bir kelime olduğunu düşünmüyorum. Çok acı çekmeme rağmen ve ağrılarım olmasına rağmen her sarıldığımda bambaşka bir şey hissettim. İsimlerini öz Türkçe koydum. Oğlumun ismi Tardu armağan, Tansu mucize ve Tanyu yüce anlamına geliyor. Onlar benim için hakikaten mucize ve armağanlar. Anne olmak için bilimsel her yöntem araştırılmalı. Anne olmak isteyenler, onlara uygun olduklarını düşündükleri yöntemi seçip içlerine sindirsinler ve iyi merkezlere gitsinler. Gerçekleri dürüstçe söyleyecek hekimlerle çalışsınlar. Anne olma umutlarından asla vazgeçmesinler."'HASTANIN İNANCINI KAYBETMEMESİ ÖNEMLİ'Aylin Erdoğan'ın gebelik sürecini takip eden doktorlardan Kadın Doğum Uzmanı Op. Dr. Emre Canverenler, pozitif yaklaşıma dikkat çekerek, şöyle konuştu: "Aylin Hanım gerek yaşı itibariyle, gerekse 14'üncü tüp bebek denemesinin sonucunda hamile kalması ve üçüz bebekleri olması sebebiyle takibimiz açısından son derece özellikli bir gebeydi.  Bütün riskleri en baştan detaylı biçimde kendisiyle görüştük. Bütün oluşabilecek süreçleri enine boyuna konuştuk, ancak her zaman pozitif kişiliğe sahip biri olduğu için gebeliğinin güzel geçeceğine kendisi inanmıştı. Adım adım tüm süreci takip ettik. Bütün tarama testlerinden başarıyla geçti. Şekeri, tansiyonu çıkmadı, down sendromu açısından herhangi bir sıkıntı meydana gelmedi. Pozitif yaklaşımın gebelik sürecini olumlu yönde etkilediğini düşünüyorum. 34 hafta 3 gün sonunda kendisinin doğumunu gerçekleştirdik. Bebekler elbette yeni doğan yoğun bakım gözleminde kaldılar, ancak oradan da problemsiz bir şekilde çıktılar. Riskli gebeliklerde hekimlerin önerilerine uyulması ve hastanın hiçbir zaman inancını kaybetmemesi oldukça önemli."'ANNENİN POZİTİF ENERJİSİ ÇOCUĞA YANSIYOR'Gebelik sürecinde anneye oluşabilecek sağlık sorunları açısından karşılıklı diyalog halinde anneye güven sağlandığını söyleyen Yeni Doğan Yoğun Bakım Sorumlusu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cem Çiçek, şunları söyledi: "Anne de hekim olması nedeniyle oluşabilecek sorunları daha önceden tahmin etmesine rağmen olayı çok iyi karşıladı. Bu bizim için çok önemli bir kriterdir. Annenin pozitif enerjisi çocuğa yansıyor. Bebeklerimiz üçüz olmalarına rağmen, diğer üçüz bebeklere göre daha sağlıklı doğdular, ben de bunu annenin pozitif enerjisine bağlıyorum. İkisi kız, biri oğlan olan bebeklerimiz sınırda prematüre bebeklerdi, biz de takibine başladık ve beşinci günde bebekler emmek istedi. Beklentimiz 14 gün içerisinde çıkmaktı ama bebekler 5'inci günde çıkmaya başladı. Şu anda bebeklerimiz sağlıklı. Bizim için 50 yaşında bir anneden sağlıklı üçüz bebeklerin dünyaya gelmesi bir mucizedir."

Görüntü Dökümü-------------Üçüzlerden görüntüAnne ve bebeklerinden görüntüAylin Erdoğan ile röp.Dr. Cem Çiçek ile röp.Op. Dr. Emre Canverenler ile röp.

Haber: Hande NAYMAN Kamera: Mücahit BEKTAŞ/ İZMİR,

========================================

Odaklanma problemiyle ilgili ilaçlar sağlığı olumsuz etkiliyor Gençlerin özellikle sınav dönemlerinde dikkat eksikliği nedeniyle kullandığı ilaçlar, kimi öğrencileri tedavi ederken kimi öğrenciler için tehlike oluşturuyor. Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hakan Coşkunol, ilaçların reçetesiz kullanımda yan etkileri olduğuna dikkat çekti. Etüt merkezinde görev yapan psikolog Evrim Altun da ailelerin, çocuğun başarısızlığını genelde dikkat eksikliğine bağladığını vurguladı. Üniversite sınavına hazırlanan bazı gençler, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna bağlı olarak kırmızı reçeteli ilaçları kullanıyor. Gençlerden bazıları, psikiyatrist kontrolünde belirlenmiş tedavi planına uygun dozda ilaçları kullanırken, bazıları kendi teşhislerini koyarak, ilacı temin ediyor. Birçok genç, sınav ve ödev gibi performans gerektiren aktivitelere hazırlanırken, tanısı koyulmuş dikkat bozuklukları olmasa da verim alabilme umuduyla bu ilaçları elde etmeye çalışıyor. Uzmanlar, bu uyarıcı ve dikkat artırıcı ilaçların içerdiği kimyasal maddeler nedeniyle bağımlılık oluşturabileceği konusunda gençleri uyarıyor.Reçetesiz kullanımda yan etkilere neden olan uyarıcı ilaçlar hakkında uyarılarda bulunan Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hakan Coşkunol, "Kullanımla ilgili birtakım mitler ve düşünce kalıpları da oluşuyor. Bu düşünce kalıpları ağızdan ağza dolaşıp, ilaç kullanımını gençler arasında yaygınlaştırabiliyor. Sınav dönemlerinde dikkatle ilgili sorunların çok kafaya takılması, bir süre sonra o kişilerin bu ilaçları elde etmek için bir takıntılı çabaya girmelerine neden oluyor. Bu çaba da ilacın etkisinin bir süre sonra yeterli olmamasına sebebiyet veriyor. Düşük dozlarda başlayıp, giderek sorunları kafaya taktığı için dozlar artıyor. Bu da bağımlılığa neden oluyor" dedi.'KALICI ÖĞRENME BECERİSİNİ OLUMSUZ ETKİLİYOR'İlaçların, ders çalışmaya yönelik performansı artırabilmek ve daha uzun süre ders çalışma sağlayabilmek için kullanılan uyarıcılar olduğunu aktaran Prof. Dr. Coşkunol, "Aynı zamanda bu ilaçlar canlılık da verdiği için gece uykusunu etkiliyor ve geceler boyu az uykuyla çalışabilmeyi sağlıyor. Bu ilaçlar ile ilgili en önemli dezavantaj kullanımlarının tıbbi nedene bağlı olmaması durumunda ortaya çıkabilecek olan yan etkiler. İlaç kullanılırken bir süre sonra dikkatin daha fazla dağılması şeklinde, her alanda performansın bozulması şeklinde bir durum ortaya çıkartabiliyor. Uzun süre uykusuzluklar öğrenme becerisini de olumsuz yönde etkiliyor ve kişilerde kalıcı öğrenme durumu bozuluyor. Mantıklı karar verme durumu bozuluyor. Bu tür uyarıcılar konusunda gençlerin çok dikkatli olması ve bir hekim tarafından verilmediği zaman kullanmamaları gerekiyor. Bizim gördüğümüz vakalar, ilaç kullanımının fazla olduğunu düşündürtüyor" diye konuştu.'DİKKAT BOZUKLUĞU TESPİT EDİLMELİ'Özellikle lise son sınıfta ya da üniversitelerde performans gerektirecek sınavlar öncesinde ilaçların çok sık kullanıldığını anlatan Coşkunol, "Hepimizde üç aşağı beş yukarı belli bir dikkat eksikliği vardır. Birtakım sınavlarda dikkat hatasını belli bir oranda yapmak çok normaldir. Yorgunluk olduğu zaman dikkatin bozulması çok doğaldır. O nedenle de böyle bir şeyin ne kadarının doğal olduğunu ne kadarının doğal olmadığını mutlaka bir uzmanla konuşmak gerekiyor. Uzmanlar ilaç tedavisine gerek olup olmadığına karar vermeli. İlaçların verdiği enerji aslında bizim zihnimizin enerjisi. Biz bunu çok yüksek dozlarda kullanmaya başladığımız zaman beynimizde olan değişiklikler, ilacı kullanmadığımız zamana daha içine kapanık, daha mutsuz, daha çok yemek yiyen kişiler olmamızı sağlıyor. Kişi giderek daha fazla miktarda ilaç kullanıyor, bu tolerans denilen durumu oluşturuyor. Kişi sürekli ilacı istiyor, bağımlılık oluşuyor" dedi.Kişide ancak gerçek anlamda dikkat eksikliği varsa bu ilaçların kullanılması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Hakan Coşkunol, "Aksi takdirde, sadece bir sınavdaki performansı yükseltmek için bir ilacın kullanılmasını asla önermiyorum. Dikkat eksikliği olduğunda, durumu tedavi ettiği için doz da artmıyor. Hekimlerin tanıyı koyduğu durumlarda bağımlılığı görmüyoruz, dikkat eksikliği olmayan ve bunu takıntı gibi kullanan kişilerde bağımlılık görüyoruz. Kişiler kendilerinde dikkat eksikliği olduğuna kendilerini ve çevresindekileri ikna edip, reçetelendirip, bu ilaçları temin edebiliyorlar. İllegal bir pazar da oluşabiliyor, başkalarının reçetelerini ücret vererek alabiliyorlar" diye konuştu. 'İLAÇ AİLE İÇİN KAÇAMAK NOKTASI OLUYOR'Etüt merkezinde görev yapan psikolog Evrim Altun da "Aile çocuğu gözlemlediğinde bir dikkat eksikliği görüyorsa bir uzman görüşü alıp ilaç yazdırıyorlar. Ama çoğunlukla aileler bunu bir kaçamak noktası olarak görüyor, çocuğun başarısızlığını dikkat eksikliğine bağlıyorlar. Özellikle sınav dönemindeki çocuklarda bu tip ilaçların kullanımı yaygın. Ortaokul ve ilkokulda liseye giden çocuklara göre dikkat eksikliği daha yaygın görülüyor; çünkü bu yaşlardaki çocuklarda stres yönetimi zayıf olabiliyor. Hem frontal lobun daha az gelişmesi ve sosyal becerilerinin düşük olması nedeniyle bu becerileri zayıf oluyor. Aileler çocuklarını gözlemlemeli ve öğretmenleri ile iletişim halinde olmalılar. İlaç kullanımı konusunda kararı verecek olan kişi, çocuğun tepkilerine bağlı olarak gözlem yapan psikiyatrist veya psikologdur. Dikkat eksikliği sorunu devam eder nitelikteyse ilaç kullanımı gerekli olabiliyor" dedi. 'BİR SÜREÇTE KULLANILIP VAZGEÇİLECEK ÜRÜN GİBİ GÖRÜLMESİ HATA'Sınav arifesindeki çocukların ailelerinde de ilaca yönelme olduğunu söyleyen İzmir Eczacılar Odası Başkanı Tuncay Sayılkan ise şunları söyledi:  "Bunlar kısa süreli kullanılıp bırakılması mümkün olmayan ilaçlar. Kimyasal özellikleri dolayısıyla bağımlılık yapabilirler. Eğer bir psikiyatristin kontrolünde değilse bir tedavi planıyla uygulanmıyorsa sadece bir sınav sürecinde kullanılıp sonra vazgeçilecek bir ürün gibi görülmesi büyük hata olur. Anne- babalar çocuklara iyilik yapmak isterken, onları bir tehlike içine sokuyor olabilirler. Gerçekten dikkat bozukluğu teşhisi konmuş bir çocuksa zaten hekim kontrolünde ilaçları düzenli kullanacaktır. Geçmişte, parayla alınan ilaçlarda daha sık alınabilme durumu vardı. Ama şimdi Sağlık Bakanlığı bir önlem aldı, renkli reçeteye geçildi, elinizdeki ilaç bitmeden yeni bir kutu alamıyorsunuz. Bu anlamda biraz daha kontrollü bir tüketim sağlandı. Tek problem, velilerin kulağa hoş gelen çocuğun bu ilaçları kullanarak potansiyelinin üstüne çıkması gibi sempatik görünen söylemlere kanmayıp çocuğun sağlığı ile ilgili bir tehdit yaratmamaları, riske atmamaları daha doğru olur. Bu ilaçlara kırmızı reçete dışında ulaşılamıyor, kullanmış birinden temin ediyor olabilirler. Bu hiç sağlıklı değil, çok dikkatli olmak lazım. Zaten bağımlılık yapma ihtimali yüksek olduğu için bu ilaçlar kırmızı reçete ile veriliyor. Hekim tavsiyesi olmadan kullanmayı bırakın, hekimin sağladığı tedavi şemasının dışına bile çıkılmaması lazım." 'YAN ETKİLERİ OLDUĞU İÇİN KULLANMAK İSTEMEDİM'Odaklanma sıkıntısı olduğunu; ancak ilaç kullanmadığını anlatan, ikinci kez üniversite sınavına hazırlanan Sıla Kaptan (19), "Yan etkileri olduğunu bildiğim için de kullanmak istemedim. Kendim baş edebileceğimi düşündüm. Daha önce küçük bir çocukta ilacın yan etkilerini görmüştüm. Çocuğun hiperaktivite sorunu vardı. İlaçtan sonra çok sakinleşti ve uyku hali başladı. Daha önce çok heyecanlı bir çocuktu ama ilaçtan sonra oyun bile oynamıyordu, kalemi bile zor tutuyordu. Ben ilaç kullanma taraftarı değilim; çünkü orta düzeyde dikkat dağınıklığım var. İleri düzeyde olanlar kullanmalı" dedi.Aşırı dikkat dağınıklığı nedeniyle sınavlarda sorun yaşadığını aktaran Ayça Akdoğan (21) ise "Bu konuda psikolog ve psikiyatristten yardım alıyorum. İlk başta bu sorunu kendim aşabilirim, diye düşündüm ama ilk sene sınava girdiğimde bunu beceremedim. Daha sonra ilaca başladım. Aslında bana iyi geliyordu ama ben gelmediğini düşündüm. Belli bir süre bıraktım, aslında bana iyi geliyormuş. Tek yan etkisi uyku oluyordu. Onun dışında sakinleşip dikkatimi toplamama yardım ediyordu. Kitapçığı korkuyla açıyordum ama ilaca başladıktan sonra psikoloğun da yardımıyla sınava daha rahat başladım. En azından kendimi toparlayabiliyorum, kendimi sorulara verebiliyorum. Benim için ilaç verimli oldu. İlacın bende bir bağımlılık yarattığını düşünmüyorum" diye konuştu. 'KENDİ ÇABAMLA AŞIYORUM'Dikkat dağınıklığını kendi çabasıyla aştığını anlatan Çağla Nas (19) da "Bir tanıdığım ilaç kullanıyordu, onda derse yoğunlaşma gibi etkileri oldu. Ama sınıftan bir arkadaşımız da ilaca başlamıştı, onda ters etki yaptı. Sürekli uykuluydu, sürekli bir dikkat dağınıklığı vardı. Gençler bu tarz ilaçların çok etkili olduğunu düşünüyorlar ve kendilerinde sürekli bir sorun var gibi düşünüyorlar. Dikkat dağınıklığı olmasa da öyle olduğunu düşünüyorlar ve ilaç almak istiyorlar. Bence bu yanlış bir düşünce" dedi. Ortaokuldayken uyarıcı ilaçlar kullandığını anlatan Emre Kuşak (18), "İlacın dozu düşük olduğu için bir faydasını göremedim. İlaçların vücuduma zarar verebileceğini düşünüp bıraktım. Geçen sene bir psikologla görüştüm ve konuşmanın daha etkili olduğunu gördüm. İlaçların bağımlılık yaptığını kendimde fark ettim. Derste, otobüste, her yerde uykum geliyordu. İlaçlar beni korkuttu ve terapi almaya başladım. Hala uzun paragraf sorularında, günlük hayatımda birisiyle konuşurken başka sesler duymak beni rahatsız ediyor. Kafaya taktığımda daha çok dikkatimi çekiyor. İnsan sevdiği bir şeyi yaparken sıkıntı yaşamıyor ama sevmediği ve odaklanmak zorunda olduğu bir şeyle uğraşırken daha çok zorlanıyor. İnsanın en iyi doktoru kendisidir. Ben düzenli beslenme ve düzenli uykuyla sıkıntımı aşmaya çalışıyorum" diye konuştu.Lise ve üniversite zamanında dikkat eksikliği yaşadığını anlatan Atakan Sarpun (24) ise "Ders çalışma konusunda sıkıntılarım oluyordu. Yardım almadım, bunun biraz kendimle ilgili olduğunu düşündüm. Günümüzde insanların dikkat dağınıklığı yaratacak sorunlar çıkardığını düşünüyorum. Çevre sürekli etkiliyor, kendimizi dağıtacak bir şeyler arıyoruz. Kendi kendime düşünüp, düzen sağlamayı denedim. Müzikle uğraşıyorum, müzik çalışmalarında da dikkat dağınıklığı sorunu yaşamıştım. Kendimi toparlamam gerektiği için, meditasyon yöntemleri denedim. Onların biraz etkisi oldu. Çeşitli tekniklerle odaklanmayı denedim. İlaç kullanmaya ihtiyaç duymadım, yararlı olduklarını düşünmüyorum. Sonuçta, düzenli bir kullanım gerektiriyor ve bu bağımlılık yaratabilir" dedi.

Görüntü Dökümü-------------Gençler ders çalışırken detay görüntülerAnonsGençlerle röp.Psikiyatrist Prof. Dr. Hakan Coşkunol ile röp.Psikolog Evrim Altun ile röp.Eczacılar Odası Başkanı Tuncay Sayılkan ile röp.

Haber: Melis KARAKUZULU, Kamera: Ahmet Turhan Altay/İZMİR,

====================================

Orman Bölge Müdürlüğü, yılbaşı ağacı olması için göknar fidanı yetiştirdi İzmir Orman Bölge Müdürlüğü'nün Karşıyaka fidanlığında her yıl olduğu gibi bu yıl da yılbaşı ağacı olması için göknar fidanı yetiştirildi. Fidanı satın alanlar, yılbaşı gecesinden sonra göknarı bahçelerine ya da ormana dikiyor. Yeni yıla sayılı günler kala evleri süsleyen çam ağaçlarına talepler artarken İzmir Orman Bölge Müdürlüğü de, her yıl olduğu gibi bu yıl da yılbaşında kullanılmak üzere fidanlıkta yetişen göknar fidanlarını satışa çıkardı. Boyları 1 metre 75 santimetreden, 2 metreye kadar olan fidanların fiyatları 59 ile 82 TL arasında değişiyor. İzmir Orman Bölge Müdürlüğü'nün Karşıyaka ilçesinde bulunan fidanlığındaki 300 çeşit ağaçtan biri olan göknar ibreli, çok su istemeyen ve soğuğa dayanıklı bir tür olduğu için yılbaşı ağacı olarak evleri süslüyor. Müdürlük yetkilileri fidanları satın alan kişilerle iletişim halinde kalarak, fidanların yılbaşı geçtikten sonra bahçelere ve ormanlara dikilmesini sağlıyor.50 GÖKNAR FİDANI BULUNUYORBu sene fidanlıkta bulunan 50 göknarın talebi karşılayacağını aktaran İzmir Ağaçlandırma ve Toprak Muhafaza Şefi Evrim Arslantaş, şunları söyledi: "Fidanlığımız 1924 yılından beri faaliyetlerini sürdürüyor. Yaklaşık 300 tür bulunmaktadır. Bunlardan biri de göknar fidanı, yılbaşı çamı olarak da değerlendiriliyor. Amacımız daha uygun fiyata kaliteli fidan satmak. Bu tarz canlı ağaçlarda daha sonradan öleceği hükmü çok fazladır. Biz bunu bir nevi yıkarak fidanları saksıda satıyoruz. Müşterimize fidanın dikim tekniğini anlatıp, ne şekilde bir ortama adapte olabileceğini izah ediyoruz. Müşterileri takip ediyoruz, daha sonradan bizi arayıp soruyorlar, yönlendiriyoruz. Talepler 31 Aralık'a kadar talep devam ediyor. Göknar ibreli bir tür ve yapraklı türler kadar suya ihtiyacı olmayan bir tür. Soğuğa karşı dayanıklı. Kazdağ Göknarı olarak adlandırdığımız bir çam türü. Uyumda çok fazla sorun yaşamayan bir tür. Satışımız hem kurumlara hem de halka hitap etmektedir. Çevremizdeki insanların ihtiyacını karşılıyoruz. Fidan alanlar bize geriş dönüş yaptığı zaman fidanın tuttuğundan bahsediyorlar."'YILBAŞI İÇİN ALACAĞIZ, DAHA SONRA BAHÇEMİZE EKECEĞİZ'Fidanlıkta göknar fidanlarını inceleyen Murat Oğuz, "Çam fidanı almak için geldik ama burada birçok zenginlik gördük. Karşıyaka gibi merkezi bir yerde böyle bir fidanlığın olduğunu gördüm. Daha önce başka yerlerden çam alıyorduk. Fakat devlete ait, orman müdürlüğünün böyle bir yeri olmasını duyar duymaz geldim. Fiyatları da uygun. Yılbaşı için alacağız, daha sonra da ufak bahçemi var, oraya ekeceğiz. Burada çok fazla çeşit var, daha sonrası için de başka ağaçlar alma konusunda planlamalar yaptık" dedi. Yılbaşı için plastik yerine canlı ağaç tercih ettiklerini söyleyen Beyhan Gürman ise, "Hem plastik bir şey almamak adına hem de bir bitki sahip olmak adına birkaç fidan alacağız. Yılbaşı gününün özelliğini kotarması ve sonrasında da bahçemizde bir güzellik olmasını istiyoruz. Yılbaşı ağacı tek günlük olmayacak bizim için. Nasıl ekeceğimizi buradaki arkadaşlardan öğrendik. Maksat bir bitkiyi büyütmek ve bahçemizi yeşillendirmek" diye konuştu.

Görüntü Dökümü-------------Fidanlıktan genel ve detay görüntülerFidanlığı dolaşan vatandaşlardan görüntülerAğaçlandırma Şefi Evrim Arslantaş ile röp.Fidan almaya gelen vatandaşlarla röp.

Göknarlardan detay görüntüler

Haber: Melis KARAKUZULU, Kamera: Ahmet Turhan Altay/ İZMİR,

=====================================


Kaynak: DHA

Son Dakika Güncel DHA YURT BÜLTENİ - 2 - Son Dakika


Advertisement