İbb Davasında 63. Gün… Fatih Keleş: "Bugün Suçsuzluğumu Değil, Gerçek Dışı Bu Kurgunun Tutarsızlığını İspat Etmeye Çalışıyorum" - Son Dakika
Son Dakika Logo

İbb Davasında 63. Gün… Fatih Keleş: "Bugün Suçsuzluğumu Değil, Gerçek Dışı Bu Kurgunun Tutarsızlığını İspat Etmeye Çalışıyorum"

07.07.2026 13:16  Güncelleme: 14:30

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik davada tutuklu yargılanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, Beylikdüzü dönemi suçlamaları ile örgüt yöneticiliği iddialarını reddetti. Hakkındaki itnatların "içi boş iddialar ve saptırılmış ithamlardan" oluştuğunu savunan Keleş, "Bugün burada suçsuzluğumu değil, gerçek dışı bu kurgunun tutarsızlığını ispat etmek için savunma yapıyorum" dedi.

Haber: Esra TOKAT

(İSTANBUL) - İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik davada tutuklu yargılanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, Beylikdüzü dönemindeki suçlamalar ile örgüt yöneticiliği iddialarını reddetti. Hakkındaki istnatların "içi boş iddialar ve saptırılmış ithamlardan" oluştuğunu savunan Keleş, "Bugün burada suçsuzluğumu değil, gerçek dışı bu kurgunun tutarsızlığını ispat etmek için savunma yapıyorum" dedi.

CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 59'u tutuklu 414 sanıklı İBB Davası'nın görülmesine, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nin 1 No'lu Duruşma Salonu'nda devam edildi.

Davaya "örgüt yöneticiliği" ile suçlanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in savunmasıyla devam ediliyor.

Örgüt yöneticiliğine ilişkin savunmasını daha önce yaptığını hatırlatan Keleş, iddianamenin üçüncü bölümünde Beylikdüzü dönemine ilişkin doğrudan cezalandırılması istenen eylemlerin dayanaksız olduğunu ifade etti. Keleş, Uğur Güngör'ün ticari uyuşmazlığında kendisini baskı aracı olarak kullandığını ileri sürerek, "Mehmet Murat Çalık'a gönderdiği mesajda adımı şantaj enstrümanı olarak kullandı. Beni iddialarına dahil etmesindeki gerçek niyet, 14 Mart 2024 tarihli tehdit içerikli mesajdan açıkça anlaşılmaktadır" dedi.

"TEMEL KONULARDA FARKLI BEYANLAR VERDİLER"

Savunmasında, Uğur Güngör, Davut Akay ve Zafer Gül'ün ifadelerinin birbirleriyle ve kendi anlatımlarıyla çeliştiğini söyleyen Keleş, söz konusu kişilerin rüşvet parasının miktarı, paranın kim tarafından teslim edildiği, teslim tarihi, yeri ve senetlerin sayısı gibi temel konularda farklı beyanlar verdiklerini belirtti.

Keleş, Uğur Güngör'ün ilk ifadesinde senet ödemesinin kendisi, Davut Akay ve Zafer Gül tarafından iş yerinde elden yapıldığını söylediğini, sonraki ifadelerinde ise ödemeyi yapan kişiler ve teslim sürecine ilişkin farklı anlatımlarda bulunduğunu kaydetti. Davut Akay'ın da önce kendisini tanımadığını ve ödeme sürecinde bulunmadığını söylediğini, daha sonraki ifadesinde ise Zafer Gül ile birlikte para teslimine tanıklık ettiğini öne sürdüğünü hatırlattı. Bu iddiaları destekleyen herhangi bir teknik delil bulunmadığını savunan Keleş, "Dosyada HTS ya da baz kayıtları dahil aleyhime tek bir somut delil yoktur" dedi. İddianamede yer verilen baz kayıtlarının da Beylikdüzü'nü değil Ataşehir'i gösterdiğini belirten Keleş, avukatlarının incelemesine göre söz konusu kayıtların farklı güzergahlarda seyir halindeki telefonlardan kaynaklanan rastlantısal veriler olduğunu ifade etti.

"İDDİAYA KONU PARA TESLİMİNDEN YAKLAŞIK BİR YIL ÖNCE TADİLAT PROJESİ ZATEN ONAYLANMIŞTI"

Keleş, savcılığın ilk eylem kapsamında ileri sürdüğü rüşvet iddiasının da belediyenin resmi kayıtlarıyla çürütüldüğünü savundu. İddianamede rüşvetin, 11. Mahalle projesinde tadilat ruhsatının alınması karşılığında verildiğinin öne sürüldüğünü belirten Keleş, Beylikdüzü Belediyesi kayıtlarına göre tadilat ruhsatının 22 Ekim 2015 tarihinde düzenlendiğini, Uğur Güngör'ün ise paranın 22 Ağustos 2016'da teslim edildiğini iddia ettiğini söyledi. "İddiaya konu para tesliminden yaklaşık bir yıl önce tadilat projesi zaten onaylanmıştı" dedi.

"DÖNEMİN BELEDİYE BAŞKANI AK PARTİLİ YUSUF UZUN'DU, BEN O DMNEM BELEDİYE MECLİS ÜYESİ BİLE DEĞİLDİM"

Keleş, iddianamenin ikinci eyleminde yer alan Kubist Projesi'ne ilişkin suçlamaları da reddetti. Metin Gül'ün, projenin iskanını alabilmek için kendisine 2,5 milyon lira rüşvet verdiği yönündeki iddiasının yalnızca soyut beyana dayandığını savunan Keleş, iddia edilen para tesliminin nerede, ne zaman ve kimlerin huzurunda yapıldığına ilişkin hiçbir somut açıklama bulunmadığını söyledi. Dosyada Metin Gül ile arasındaki tek telefon irtibatının 3 Mart 2014 tarihli olduğuna dikkati çeken Keleş, "Ben o tarihte henüz belediye meclis üyesi bile değildim. Dönemin Belediye Başkanı AK Partili Yusuf Uzun'dur. Kamu görevim olmayan bir dönemde gerçekleşen bir irtibatın rüşvet suçuna dayanak yapılması hukuken mümkün değildir" dedi.

"KİMSE ELDE ETTİĞİ YASAL BİR HAK İÇİN GAYRİMEŞRU BİR YOLA BAŞVURMAZ"

Kubist Projesi'nin iş bitirme tutanaklarının da 13 Mart 2014 tarihinde, yani kendisi ve Ekrem İmamoğlu göreve gelmeden önce onaylandığını belirten Keleş, "İskan için gerekli işlem zaten tamamlanmıştı. Hukuken kazanılmış bir hak için rüşvet verildiği iddiası hayatın olağan akışına aykırıdır. Kimse zaten elde ettiği yasal bir hak için gayrimeşru bir yola başvurmaz" ifadelerini kullandı. Savcılığın Kalekent Projesi'ne ilişkin 8 numaralı eylemde de Metin Gül'ün 5 milyon lirayı kendisine ve Adem Soytekin'e verdiği yönündeki iddiasıyla "rüşvete aracılık" suçlamasında bulunduğunu hatırlatan Keleş, bu iddiaların da somut delilden yoksun olduğunu savundu.

Keleş, savunmasında iddianamede yer alan 5 numaralı "'Beylikdüzü'ndeki Deniz İstanbul isimli inşaat projesinden Veysel Erçevik"in aracılığıyla Adem Soytekin'in 3 adet daire, Fatİh Keleş'in 1 milyon dolar rüşvet alması" eylemine ilişkin suçlamaları da reddetti. Savcılığın, Deniz İstanbul projesinde ruhsat engellerinin aşılması karşılığında Fuat Keleş'ten 1 milyon dolar rüşvet aldığı ve rüşvete aracılık ettiği iddiasında bulunduğunu hatırlatan Keleş, bu suçlamaların çelişkili beyanlara dayandığını savundu.

Keleş, Fuat Keleş ile Mustafa Keleş'in farklı tarihlerde verdikleri ifadelerin hem kendi içinde hem de birbirleriyle çeliştiğini belirterek, Fuat Keleş'in ilk ifadesinde hiç tanımadığı halde kendisinin satış ofisine geldiğini, ruhsat işini çözeceğini söyleyerek kendisini iş yerine çağırdığını, burada 1 milyon dolar talep ettiğini ve bunun üzerine üç senet düzenlendiğini iddia ettiğini aktardı. Ancak daha sonraki ifadesinde senet sayısını "4-5 de olabilir" şeklinde değiştirdiğini ve ödemelerin Mart 2019 ile Aralık 2020 arasında yapıldığını öne sürdüğünü ifade etti. Mustafa Keleş'in ise önceki ifadelerinde adını hiç anmazken sonradan oğlunun anlatımını tekrar ederek kendisini olayın içine dahil ettiğini söyledi.

"KÖTÜ KURGULANMIŞ BİR SENARYO"

Keleş, 1 milyon dolar gibi büyük bir meblağın teminatı olduğu ileri sürülen senetlerin nasıl düzenlendiği, kimler tarafından imzalandığı ve nasıl imha edildiğine ilişkin dosyada hiçbir delil bulunmadığını belirtti. Fuat Keleş'in senet sayısını ve ödeme tarihlerini dahi net olarak hatırlayamadığını ifade eden Keleş, "Hayati önemdeki bu ayrıntıların hatırlanmaması, anlatının gerçek bir hafızaya değil kötü kurgulanmış bir senaryoya dayandığını göstermektedir" dedi.

Savunmasında, hem 1 numaralı hem de 5 numaralı eylemde rüşvet ödemesinin vadeli senetlerle yapıldığının iddia edildiğine dikkat çeken Keleş, "İki yıla yayılan vadeli senetlerle rüşvet anlaşması yapılması hayatın olağan akışına uygun değildir" ifadelerini kullandı.

Keleş, dosyada ne Deniz İstanbul satış ofisinde ne de kendi şirketi Dörter Mermer'de ortak baz kaydı bulunduğunu belirterek, aleyhine delil olarak gösterilen tek baz kaydının 10 Ocak 2019 tarihinde Mermerciler Sitesi çevresinde tespit edilen yedi dakikalık bir sinyal çakışması olduğunu söyledi. Keleş, bu kaydın da iddia edilen görüşme, senet düzenlenmesi ve para teslimi anlatımıyla teknik olarak uyuşmadığını savundu.

"SEÇİM SONUCU BELLİ DEĞİLKEN 21 AYA YAYILAN VADELİ SENETLERLE RÜŞVET ANLAŞMASI GERÇEKLİKLE BAĞDAŞMAMAKTA

Savcılığın kurgusunun mantık dışı olduğunu ileri süren Keleş, iddiaya göre rüşvet anlaşmasının yapıldığı tarihte yerel seçimlere 75 gün bulunduğunu, ne Mehmet Murat Çalık'ın Beylikdüzü Belediye Başkanı ne de Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçileceğinin kesin olmadığını belirterek, "Henüz seçim sonucu belli değilken tarafların 1 milyon dolarlık bir rüşvet anlaşmasını 21 aya yayılan vadeli senetlerle yaptığı iddiası gerçeklikle bağdaşmamaktadır" dedi. Fatih Keleş, ayrıca avukatlarının sunacağı belediye kayıtlarına göre Deniz İstanbul projesine ilişkin 2019 yılında alınmış bir yapı ruhsatının da bulunmadığını kaydetti.

"HAKSIZ İTHAMLARIN GÖLGESİNDE ADALET ARAMAYA ÇALIŞIYORUM"

Fatih Keleş, şunları söyledi:

"İddia konusu eylemlerin ne denli mesnetsiz ve asılsız olduğu açıktır. Şu an karşınızda bulunma sebebim somut deliller değil, içi boş iddialar ve saptırılmış ithamlardır. Olgusal değil, keyfidir. Hayatın olağan akışına aykırı, saptırılmış iddialar yüzünden bugün özgürlüğümden koparılmış bir halde savunma yapmak durumunda bırakılıyorum. Bu haksız ithamların gölgesinde adaleti aramaya çalışıyorum. Aslında bugün burada suçsuzluğumu değil, bu gerçek dışı kurgunun tutarsızlığını ispat etmek için savunma yapıyorum."

İşte savcılık beni böylesine gerçek dışı, kötü bir kurgudan ibaret çelişkili bir dizi beyan ile sözde örgütün Beylikdüzü döneminden beri en etkili üyesi, yöneticisi ilan etmektedir. Burada ciddi bir isnat değil, resmen keyfi bir yakıştırma söz konusudur."

"KORZAY İLE TEMASLARIM PROJE KAPSAMINDA"

Keleş, Cebeci Maden Bölgesi'ndeki ruhsat ve maden faaliyetleriyle ilgili iddiaların somut delile dayanmadığını belirterek bu projenin bir devlet projesi olduğunu ifade etti. Kendisinin bölgede yürütülen ticari faaliyetler nedeniyle ilgili kişilerle görüşmesinin doğal olduğunu belirten Keleş, İSFALT'ın ruhsat sahibi iştirak şirketinin genel müdürü Burak Korzay ile temaslarının da yalnızca proje kapsamında gerçekleştiğini söyledi. Korzay'dan hiçbir zaman hukuka aykırı bir talepte bulunmadığını ifade eden Keleş, hakkında yer alan beyanların bağlamından koparıldığını ve gerçeği yansıtmadığını dile getirdi. Ayrıca iştirak şirketleri koordinasyonu, İstanbul Yönetim AŞ veya ihale süreçlerinde herhangi bir görevi bulunmadığını kaydeden Keleş, ihaleleri organize ettiği ya da ihale bilgilerine eriştiği yönündeki iddiaların tamamını reddetti.

Fatih Keleş, savunmasının Yakup Öner'e ilişkin bölümünde de Boğaziçi İmar Müdürlüğü üzerinden gayriresmi bir yapı kurduğu ve menfaat sağladığı yönündeki iddiaları reddetti. Ertan Yıldız'ın ifadesiyle başlayan süreçte, Süleyman Atik ve Yakup Öner'in beyanları doğrultusunda savcılığın kendisini Boğaziçi İmar'da karar verici, yönlendirici ve menfaat talep eden kişi olarak gösterdiğini belirten Keleş, dosyada anlatılan olayların taraflarını tanımadığını, bu kişilerin de kendisini tanımadıklarını söyledi. Hakkındaki suçlamaların tarih, olay, rakam ve somut delil içermeyen genel ifadelerden ibaret olduğunu savunan Keleş, Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde hiçbir görev ve yetkisinin bulunmadığını söyleyerek, "Görev ve yetkim olmayan bir kurumda karar verici olmam ya da menfaat temin etmem mümkün değildir" dedi.

"BU DOSYADA DELİLLER SUSUYOR, 'İTİRAFÇI' SIFATIYLA KURTULUŞ ARAYANLAR KONUŞUYOR"

Keleş, öğleden önceki savunmasını şu sözlerle tamamladı:

"Ceza yargılaması, 'birisi öyle dedi' diye değil, 'delil öyle diyor' diye yapılır. Bu dosyada deliller susuyor, sadece 'itirafçı' sıfatıyla kurtuluş arayanlar konuşuyor. Ancak onların anlattığı masal, somut gerçekliğin altında kalmaktadır. Hukuk, varsayımlar ve ısmarlama beyanlar üzerine inşa edilemez. Hakkımdaki bu 'zorlama' yöneticilik sıfatının ve mesnetsiz rüşvet suçlamalarının hiçbir hukuki dayanağı yoktur."

Süleyman Atik'in ifadeleri, etkin pişmanlık kurumunun ne denli kötüye kullanıldığının göstergesidir. Etkin pişmanlık; delil üretmek için değil, gerçeği ortaya çıkarmak için vardır. Gerçeğe aykırı, çelişkili ve dış doğrulamadan yoksun beyanlarla birçok kişinin tahliye edildiği bir tabloda; aynı beyanların tarafım açısından ağır suçlamalara dayanak yapılması, hukuk güvenliği ile bağdaşmamaktadır. Bu dosyada maddi gerçeğin, beyan zincirinden değil; somut ve objektif delillerden aranması gerekmektedir.

"ŞOFÖRÜM, KENDİ EMEĞİYLE PARA KAZANIP AİLESİNİ GEÇİNDİRMEKTEN BAŞKA BİR İŞ YAPMAMIŞTIR"

Sözde etkin pişmanlık ifadelerinin ne denli dayanaksız olduğu ve kişilerin hiçbir somut delil olmaksızın yalnızca atfı cürüm ile tutuklandığını gördüğümüz bir diğer eylem ise, 2016 yılından beri İBB'de şoför olarak çalışan, 2020'den beri de benim makam şoförlüğümü yapan Hüseyin Yurttaş'ın da tutuklanmasına sebebiyet veren 18 numaralı eylemdir. Gerek Hüseyin'in gerekse bu eylemde yer alan diğer şoförlerin tutuklanmasına ise yalnızca Ertan Yıldız'ın şoförü Bayram Yıldırım'ın sözde etkin pişmanlık ifadeleri sebebiyet vermiştir.

Bu sebeple açıkça söylüyorum: Şoförüm Hüseyin Yurttaş bakımından savcılık tarafından yapılan 'kurye' ve 'taşıyıcı zincir' benzetmelerini asla kabul etmiyorum. Kendisi emeğiyle para kazanıp ailesini geçindirmekten başka bir iş yapmamıştır, ben de kendisinden bugüne kadar hukuka aykırı bir iş yapması için hiçbir talepte bulunmadım. Bu dosyaya oğlum Mustafa, yeğenim Murat ve ağabeyim Zafer yine akıl almaz etkin pişmanlık beyanları ve varsayımlarla dahil edildiler. Hepsi kan bağımdır, ailemdir, canımın bir parçasıdır. Hukuksuz bir iş yapmadığım gibi kendi aile üyelerimden de hukuksuz bir iş yapmaları için hiçbir talepte bulunmadım, onları aracı kılmadım. Bu iddialar benim açımdan çok yaralayıcıdır."

Duruşmaya 1 saat ara verildi.

Kaynak: ANKA

Son Dakika Güncel İbb Davasında 63. Gün… Fatih Keleş: 'Bugün Suçsuzluğumu Değil, Gerçek Dışı Bu Kurgunun Tutarsızlığını İspat Etmeye Çalışıyorum' - Son Dakika

Sizin düşünceleriniz neler ?

    SonDakika.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve sondakika.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.

Advertisement