(TBMM) - CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, "'Biz istifaları BAM'a verecekmişiz.' Sanki bizim partimiz BAM'mış gibi. Bizim partimiz CHP. Biz niye BAM'a verelim? Böyle mantıksız bir şey olur mu? ve bu kapsamda da PM'nin düştüğünü mahkeme tarafından tespiti açısından bu hafta başvuru da yapacağız. Orada istifa eden 27 kişinin sözüm ona istifası kabul edilmiyor ancak yarın yapılacak PM toplantısına da herhangi bir davet gelmiyor. Nereden baksanız mantıksız" dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, CHP Grup Başkanı Özgür Özel başkanlığında toplanan MYK devam ederken basın toplantısı gerçekleştirdi. Yarın 13.30'da haftalık grup toplantısının gerçekleştirileceğini belirten Emre "Dikkat ederseniz mutlak butlanla gelenler hiçbir yerde halkla buluşamıyor. Ama biz siyaset yapma anlayışımız gereği şeffaf bir şekilde sürekli vatandaşlarımız ve partililerimize iç içe geleceği nasıl kurtarırız, geleceği nasıl kurgularız, nasıl bu güzel ülkemizi gerçekten hak ettiği bir iktidar ve yönetimini oluştururuz diye çalışmaya devam edeceğiz" dedi.
Emre şöyle devam etti:
"Mutlak butlan kararıyla göreve gelenler bir PM toplantısı yapacaklarını ilan etmişlerdi. Bu kapsamda da biz partimizin tüzüğünü, Siyasi Partiler Kanunu burada madde madde anlatarak dedik ki 'Bu PM'den 27 arkadaşımızın istifasıyla birlikte sayı itibarıyla ne karar alma yeter sayısına, toplantı yeter sayısına, ne de PM'nin bir organ olarak varlığını sürdürebileceği sayının altına inmişti burası. Yani o sayı kaçtı? 40 olması en son sınır, üçte iki, 40'ın altına indiğinde düşmüş sayılır, şu an 30'un altına inmiş durumda.' O zaman ki istifa tek taraflı bir işlemdir CHP tüzel kişiliğine haizdir. Noter marifetiyle biz bu istifaları verdik ve tebliğ ettik. Genel merkezden kayıt numarası aldı. Orada çıkıp şöyle akıl dışı, mantık dışı bir beyanda bulundular, dediler ki: 'Efendim biz istifaları BAM'a verecekmişiz.' Sanki bizim partimiz BAM'mış gibi. Bizim partimiz CHP. Partimizin adı mı değişti? Biz niye BAM'a verelim? Böyle mantıksız bir şey olur mu? ve bu kapsamda da oranın düştüğünü mahkeme tarafından tespiti açısından bu hafta başvuru da yapacağız. Orada istifa eden 27 kişinin sözüm ona istifası kabul edilmiyor ancak ve ancak yarın yapılacak PM toplantısına da herhangi bir davet gelmiyor. Yani nereden baksanız mantıksız. Şimdi bizim istifamızı kabul etmiyorsanız bu konuda hani diyorlar ya 'Yetkimiz yok bizim.' Her şeye yetkileri var. O zaman bu 27 kişiyi toplantıya davet etmeniz lazım değil mi? Yani nereden bakarsanız savrulan yönetemeyen, başından beri kurgulanmış bir olayın çöktüğünü görüyoruz."
Emre, İzmir İl Başkanlığı'nda yaşanan olaylara ilişkin de şunları söyledi:
"İzmir bunu hak ediyor? CHP son yerel seçimde İzmir Büyükşehir Belediyesi dışında 30 ilçenin 28'ini kazanmış. Yani bir ilde bir örgüt daha nasıl başarılı olabilir? Ve kaldı ki şu an görevden alınan İl Başkanı Çağatay Bey de önceki dönem değil 2025 yılında yapılan kongreler sonrasında mahalleden itibaren sandık kurarak oradaki üyelerin her aşamada katıldığı, delegelerin katıldığı bir süreç sonrasında bir mutabakatla geniş bir destek görerek İl Başkanı seçilmiş. İl yönetimi oluşmuş. Şimdi bu insanları görevden almanızın hangi siyasi, hukuki ve ahlaki gerekçesi olabilir? Bu CHP'nin parçalamaya yönelik hamlelerden bir diğeridir. İzmir'de gençler bir araya gelmiş, 18-30 yaş arası mahallelerde seçim yapmışlar, kendilerine başkan seçmişler, şimdi burayı değiştirmek istemenin ne anlamı olabilir? Aynı şekilde kadınların işine, niye erkekler müdahale ediyor? Kendi içerisinde seçimler yapmış kadın kolları başkan seçmiştir. Tüzüğümüze göre olağan takvim açıkladıysanız eğer bir ili görevden aldığınızda, atama yaptığınızda kongre süreci işleyebilir. Ama eğer olağan takvim açıklamadıysanız 45 gün içerisinde o ilde seçime gitmek zorundadır olağanüstü kurultay olmak zorundadır. Yani olağanüstü kurultay açısından baktığınız zaman genel merkez açısından imzalar teslim edildiğinde hiçbir gerekçe yoktur. O imzaları da teslim ettik. O konuda gerekli yasal yollara başvuracağız. Nereden baksanız vicdanlara da sığmayan, insanların aklına yatmayan bir olay."
2023'te kurultay oldu. Özgür Özel seçildi. Sonra bir daha oldu. Tekrar Özgür Özel seçildi. Tekrar oldu seçildi. Olağan takvim işledi, seçildi. Mesela son kurultayda dördüncüsünde Özgür Bey değil de herhangi bir aday olup kazansaydı da 2023'ü bahane göstererek seçilmiş iradeye onu da mı buradan yapacaktınız? Nasıl bir illiyet bağ kuruyorsunuz burada? Adana, durduk yere görevden alındı. Ne olağan takvimi açıklamaya cesaret edebiliyorlar, çünkü görevden alma yapıyorsan mahalle kongreleri, Türkiye'nin neresinde, hangi mahallede sandık koyabileceksin? Onu da yapamazsın. ve böyle garabet bir karar. Adana'ya atama falan olmadı. Adana'da üyeler delegeleri seçti. Delegeler ilçe başkanlıklarını, ilçe başkanlıkları sonrasında il kongresi oldu. ve bu kişi seçildi. Buraya yapılan atamanın geçersizliği diye yazı yazmak neyin nesi?
Çok kritik zaman diliminden geçiyoruz. Ülkemizde asgari ücretlinin, emeklinin muhakkak ara zamanı alması gerekir, memurlar çok sıkıntı altında. Bir sosyal patlamaya işaret edilen veriler var. Takipteki alacak sayısına, kredilerin batağa düşme oranına bakıyorsunuz. Oranlarda çok büyük artış var. Sokaklarda suç çeteleri var. Okullarda şiddet olayları var. Dış politika açısından baktığımızda maalesef sınıfta kalındığı bir süreç. Türkiye NATO üyesi, İran'ın sınır komşusu. İsviçre'de başlayan İran-ABD müzakerelerinde arabulucu olarak Pakistan ve İran'ın savaş sırasında vurmuş olduğu Katar var. Türkiye yok. Türkiye bu işin hiçbir yerinde yok. Bu sürecin dışında kalınmasının en büyük nedenlerinden biri de Trump'a entegre ve onu üzmemek adına takınılan çekingen tavır. Trump bir anda görüşerek bölgeyi yeniden şekillendireceğini söylüyor. Bölge ile ilgili iddialı projelerden bahsediyor ama masada bizi görmek istemiyor. Geçen hafta G7 zirvesinde bölgeden Mısır ve Katar başta Güney Kore'den Kenya'ya kadar ülkeler davet ediliyor. Ama bir ay sonra NATO'ya ev sahipliği yapacak Türkiye davet edilmiyor. İktidarın bu süreci, bu konuyu ciddiyetle ele alması, NATO zirvesi öncesinde bunu değerlendirmesi ve gereken önlemleri alması lazım.
Sadece CHP olarak değil bir toplumsal muhalefet olarak bir arada hareket edebilmemiz, dayanışma göstermemiz önümüzdeki seçim döneminin sağlıklı, hilesiz, objektif şekilde gerçekleşmesi için ortak çalışmamız önemli. Basın baskı altında, basın mensupları sudan sebeplerle tutuklanıyor, sivil toplum kuruluşları hakkıyla işini yapmaya çalışanlar büyük baskı altında ve bu dayanışmayı göstermek durumundayız. Gazetecilere hakaret edildiği, iftiralar atıldığı, yine az sayıdaki televizyon kanallarında bu iftiraların devam ettiğini görüyoruz. İktidar ve yandaşları, onlara payanda olanlar, destek olanlar Türkiye'nin gerçeklerini görmüyor lale devrini yaşıyor. Türkiye ise her geçen gün gerek içeride gerek dışarıda çok büyük problemler altında ve dediğim gibi biz bunu elbette bu kumpasların üstesinden geleceğiz.
Geçtiğimiz haftaki başarılı saha çalışmalarını gördük. Bu hafta da en az üç ilde olmak üzere saha programı planlaması yapılmakta. Hangi iller olacağı tartışıldı toplantıda ve önümüzdeki zaman diliminde bunları netleştireceğiz. Halkımızla buluşmaya onlara gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz.
12'nci yargı paketi geldi. Yargıya güvenin yüzde 19'lara düştüğü bir Türkiye gerçeğinde hiçbir yapısal probleme çözüm üretmeyen palyatif, işin esasıyla ilgili olmayan birtakım düzenlemeleri görüyoruz. Ne esas itibariyle arap saçına dönüşen infaz hukuku ile ilgili bir düzenleme var ne de yargının tarafsız ve bağımsızlığını kaybeden yargının işleyişi ile ilgili bir düzenleme var ne de hakim savcıların meslekteki terfi atamasına yönelik bir iyileştirme var. Baktığımız zaman aslında bu yargı paketi de bundan öncekiler gibi hiçbir esaslı konuyu düzeltecek nitelikte görünmüyor."
Toplantının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Emre, "Kemal Kılıçdaroğlu bir açıklama yaptı. Bu açıklama Özgür Özel'in halk buluşmalarına yönelikti. Halk buluşmalarının toplumsal, kitlesel eylemleri tetikleyeceği ile ilgili bir söylemdi. Nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusuna şu yanıtı verdi:
"Bu direkt anayasal bir hak, siyaset yapma hakkı, örgütlenme hakkı. Burada seçilmiş kimselerin kendini seçenlerle buluşmasında, sohbet etmesinde, miting yapmasında nerede bir suç unsuru var? Bu açıkçası bir süredir kalabalıklardan korkan iktidarın söylemleriyle örtüşen düşen bir üslup değil. Siyaset kiminle yapılır? Siyaset kendi kendine yapılmaz. Siyasette desteği mahkemelerden aramazsınız. Siyasette desteği halktan ararsınız. Halk sizi destekliyorsa bir yerlere gelirsiniz. O nedenle genel başkanımızın gitmiş olduğu yerlerde vatandaşın ilgisi, desteği, samimiyeti gerçekten bizlere ve eminim ki halkımıza da gelecek adına umut veriyor. Biz bu umudu büyütmeye kararlıyız. 'Sokak hareketleri' gibi kavramlar açıkçası, buradan başka bir amaç kastediliyor. Yani 'Ben sokağa çıkamıyorum. Ekip sokağa çıkamıyor. Bir şekilde burada da siyaset yapan insanlar da sokağa çıkmasın' talebi..."
Emre, "Kemal Kılıçdaroğlu kurultay sürecinde para alışverişine adı karışan kişilerden arınmakta kararlı olduklarını söylerken bu kişiler hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı olmadığı ve masumiyet karinesi ilkesini gazeteciler hatırlatmıştı. Bunun üzerine Kılıçdaroğlu'nun itirafçı beyanları var söylemi olmuştu. Bir de kurultay ceza davasında tanık sıfatıyla dinlenen ve para aldığını dağıttığını kabul eden Veysi Uyanık kendisine sorulduğunda itirafçı olup doğruları söylediği için ihraç etmeyeceklerini dile getirmişti. Bu ifadeler MYK'nın gündeminde miydi? Sizin buna değerlendirmeniz ne olur" sorusuna da şöyle yanıt verdi:
"Bir defa masumiyet karinesi hani dünya ceza kukukuna yıllar evvel yerleşmiş bir kavramdır. Hiç kimse mahkemelerce kesin hüküm altına alınmadan suçlu addedilemez. Bizim geçmiş dönem kararlarımızda da parti kültürümüzde de gerek belediye başkanları, gerek milletvekilleri, gerek partinin herhangi bir il ilçe başkanı olsun hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı olmadan herhangi bir işlem yapılmamıştır. Çok istisnaidir. İtirafçı ifadelerini Silivri'de yaşanan yargılamaları takip edenler bilir, iftira edenlerin yüzde 80-90'ı çeşitli şekillerde geri döndü. ve orada aslında açıklamada bence yeterince kamuoyunun tartışmadığı ve ıskaladığı önemli bir durum var. O arkadaşların disipline verildiği gün orada yapılan butlan yönetiminin sözcüsünün açıklamasında diyor ki 'Bu arkadaşlar yakında yargılanacak. Yargılama sonucuna da bakacağız' minvalinde bir açıklama yapıyor. Bakın bu arkadaşlar milletvekili. Bu arkadaşların dokunmazlığı kalkmış değil. Böyle bir gündem gelmiş değil. Siz bunların dokunmazlığını kaldırılacağını nereden biliyorsunuz? Kim size söyledi? Bir milletvekili yargılanması için onunla ilgili fezlekenin Karma Komisyon'a indirilip orada dokunmazlığın kalkması, Genel Kurul'da oylanması lazım. Buradaki bu kavram, bu açıklama ya da kararda kayyum yazılırsa ben bunu kabul etmem gibi açıklamalar aslında o iç içe geçmişliği gösteren işler."
Veysi Uyanık benim bildiğim zaten parti üyesi değil. Ama parti üyesi olduğunu farz edip de bu gerekçeyle disipline verilmemesi yani birisi bir partinin il başkanı çıkıyor diyor ki Ben para aldım. ya da para verdim. Menfaat karşılığında oy kullandım. Siz bunu el üstünde tutuyorsunuz. Ondan sonra da vatandaş da oğlunu da genel başkan yardımcısı olarak görünce bu ilişkiyi sorguluyor. Bu bir anlaşmaya mı işaret, bir paylaşıma mı işaret diye soruyor. Bu soru işaretleri havada ve tatmin edici cevaplar değil burada. O kadar garip süreçlerden geçiyoruz ki yargılamalarda da bunu görüyoruz. 'Ben suç işlemedim. Ben hiçbir şey yapmadım. Bak aleyhimde de hiç delil yok' diyenler yatıyor. Toplasan 300-400 yıl hapis cezasına gelecek şekilde iddiaları kabul edip 'Evet ben örgüt de kurdum. Bu kadar suç da işledim' diyenler dışarıda. Bu dönem hariç ne Türkiye'de ne dünyanın herhangi bir yerinde görülmüş bir hukuk düzeni değil."
Emre, "Yeni parti ile ilgili 'Yürüyüş' adı altında bir parti kurulduğu veya kurulacağı iddia edildi. Buna dair bir açıklamanız olur mu" sorusuna da şu yanıtı verdi:
"Bugüne kadar hiçbir şekilde hiçbir toplantımızda biz bunu konuşmadık. Şunu konuştuk yani parti ismi vesaire değil ama şunu konuştuk, yani biz her şeye rağmen hani hukukun geldiği bu nokta ve verilen hukuksuz kararlara rağmen gerek anayasadan kaynaklı gerek kanunlar gerek tüzüğümüz karşısında haklarımız var. Onları da sonuna kadar kullanalım. Sonucunu görelim. Parti Meclisinin düşmesi ne demek? Olağanüstü kurultay kararı almayı zorunlu hale getiriyor. Yarıdan bir fazla imza toplanınca olağanüstü kurultay kararı almak durumundasınız. Bunun önünde durabilecek hiçbir irade yok. Geçmiş dönem örnek kararlar var Türkiye'de bu konuda. ya da bunun tersine hiçbir karar yok. Şimdi biz bu tüm süreçleri işleteceğiz. Bu süreçlerde CHP eğer bu işgal durumu devam ederse tabii ki yani Genel Başkanımız onu bir felaket durumu olarak tarif etti. O zaman elbette farklı yollar, arayışlar elbette olacaktır. Ama bugün itibariyle biz bunları henüz konuşmadık. CHP'nin seçilmiş organlarıyız, haklıyız. Halkımız yanımızda, üyelerimiz yanımızda, delegeler yanımızda. Sadece arkanıza bir tane adliyeyi alıp da CHP gibi partiyi yönetebileceğini kimse düşünmesin. Buradan başarı gelmez."
Emre, "Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın tedbir kararının kaldırılmasından sonra göreve iadesiyle ilgili bir işlem yapılacak mı yapılmayacak mı" sorusuna da şu yanıtı verdi:
"Göreve iade edilecek. Burada biliyorsunuz parlamento bugüne kadar kendi işleyişi, milletvekillerinin kendi içerisindeki işleyiş ve bizim partimizin buradaki iç yönetmeliği kapsamında onun dışına çıkılmadı şu ana kadar. Dolayısıyla tedbir bir gerekçeydi odasının boşaltılması vesaire diye ama odasına dönüp görevini yapacak grup başkanvekili olarak. Zaten şimdi o karar olduktan sonra bir görüşmeler olduğu ve bu kapsamda bir hazırlık olduğunu biliyoruz. Yani çeşitli görüşmeler oldu ve görevine devam edecek Gökhan Bey. Bir sorun yok orada."
Son Dakika › Güncel › Zeynel Emre: 'Pm'nin Düştüğünün Mahkeme Tarafından Tespiti Açısından Bu Hafta Başvuru Yapacağız' - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.
Sizin düşünceleriniz neler ?