Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) - CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, "casusluk" iddiasıyla açılan davada savunma yaptı. İmamoğlu, "Bugüne kadar her türlü hukuksuzluğu yaşadım. Aile boyu baskı gördüm. Yüzlerce ailenin nasıl bir psikolojik şiddete maruz bırakıldığını gördüm. Ama 'casusluk' iftirası artık başka bir aşamadır. Ekrem İmamoğlu'nu, Necati Özkan'ı, Merdan Yanardağ'ı casuslukla suçlamak; hukukla, akılla, vicdanla açıklanabilecek bir şey değildir. Bu artık aklın ve ciddiyetin tamamen terk edilmesidir. Bu, 'talimat gelirse her şeyi yaparım' anlayışının trajik zirvesidir. Gerçekten başka türlü açıklanamaz" dedi.
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün'ün "siyasal casusluk" iddiasıyla tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başladı.
Duruşmayı, Dilek İmamoğlu, Ahmet Özer, Özgür Çelik, Yanardağ'ın eşi Sevim Kahraman Yanardağ ve oğlu, eski Tele1 çalışanları ve Özkan'ın kızı da takip ediyor. Duruşmada, sanık Hüseyin Gün'ün savunmasının ardından Ekrem İmamoğlu savunma yaptı.
İmamoğlu, "Burada, devletimiz ve milletimiz adına utanç verici bir iddianamenin sonucu olan bir davayla karşı karşıyayız. Dolayısıyla benim gerçek muhatabım da Hüseyin Gün değildir. Ortada adeta 'deli kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış' misali bir durum vardır. Birileri bir iftira üretmiş, şimdi de herkesin bu boşluğu doldurması bekleniyor. Ben açıkçası bu küçük aklı muhatap almıyorum. Ne taşıyla ilgileniyorum ne de kuyusuyla. Bu iddianamenin tamamen boş olduğunu artık bilmeyen kalmadı" diye konuştu.
Bu davanın da sanıklarından Necati Özkan ile birkaç salon ötede bir başka davada birlikte yargılandıklarını hatırlatan İmamoğlu, şunları kaydetti:
"Orada yaşadığımız şeyin bir benzerini burada da yaşıyoruz. Bugün yürütülen bu yargılamaların tamamı siyasidir. Tamamı milletin ve devletin zararına yürütülen süreçlerdir ve bunların arkasında menfaat ilişkileri vardır. O menfaat düzeninin merkezinde de başından beri İstanbul'da bu operasyonları yöneten iddia makamı bulunmaktadır. Bunu özellikle ifade ediyorum. Gerçekten utanç verici bir tabloyla karşı karşıyayız."
Ben bugün burada son derece rahatım. Son derece gururluyum. Hem verdiğimiz mücadeleden dolayı gururluyum hem de bu küçük akılların ülkeye verdiği büyük zararları tek tek ortaya koymaktan onur duyuyorum. Çünkü artık burada verilen mücadele kişisel bir mücadele olmaktan çıkmıştır. Bu bir milli mücadeleye dönüşmüştür. Bugün Türkiye'de demokrasi ve adalet adına verilen en büyük muhalefet mücadelesi Silivri'de verilmektedir. Üstelik bu mücadele aylardır, neredeyse yıllardır sürmektedir. Biz bazen bu mücadeleyi 12 metrekarelik hücrelerde veriyoruz. Bazen de burada olmaması gereken salonlarda, aslında hiç davaya dönüşmemesi gereken kuru iftiralar üzerinden yürütülen yargı süreçlerinde sürdürüyoruz."
Ekrem İmamoğlu, bütün bunlar yaşanırken, insanlar tarif edilmesi güç tecritlere, baskılara, psikolojik işkencelere maruz bırakıldıklarını, insan haklarının ve hukukun en temel ilkelerinin ayaklar altına alındığı koşullarda direndiklerini söyledi. İmamoğlu, "Ama biliyoruz ki sonunda biz kazanacağız. Biz derken kimi kastediyorum? 86 milyon yurttaşı kastediyorum. Bir kişiyi bile dışarıda bırakmıyorum. Bu muhteris yapı hariç. Onlar zaten bir avuç insan. Ben bu 'bir avuç insan' tanımlamasını ilk kez 2019 yerel seçimleri iptal edildiğinde yapmıştım. Bugün de aynı noktadayım. 19 Mart sürecinden önce de sonra da sadece İBB dosyasıyla sınırlı olmayan, hukuka aykırı yöntemlerle, baskıyla, sahtecilikle yürütülen süreçlerin hedefi olduk" dedi.
İddia makamı eliyle sahtecilik yapıldığını, iftira üretildiğini söyleyen İmamoğlu, "İddia makamı eliyle, belgeler gizleniyor, sahte evrak düzenleniyor ve bugün burada bunun yeni bir perdesiyle karşı karşıyayız. Üzüntü verici olan şudur Sayın Başkan, Sayın Heyet, bu süreç yalnızca insanların hayatını değil, aynı zamanda yargının kutsallığını da tahrip etmektedir. Baştan beri ifade ettiğim gibi, iddia makamının tehditleriyle, insanları rehin alma yöntemleriyle, delilsiz beyanlarla ve uydurma belgelerle yürütülen bir süreçle karşı karşıyayız. Bütün bunların temelinde ise tek bir şey vardır, kurulmuş bir düzeni ayakta tutma arzusu. Bulunduğu koltuğu kendisine ait zanneden bir anlayışın, o koltuğu kaybetmemek adına yürüttüğü siyasi müdahaleler ve o müdahaleleri uygulayan aparatlar vardır" ifadelerini kullandı.
Ekrem İmamoğlu, ne yazık ki yaklaşık iki yıldır Türk hukukunu utandıran bir dönemin içerisinde olunduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"Bakınız, az önce ifade veren kişi etkin pişmanlık konusunda konuşmaktan dahi çekiniyor. Çünkü insanlar korkutuluyor. Özgürlükleri ellerinden alınmış durumda. Ne tehditlerle ne baskılarla karşı karşıya bırakıldıklarını hepimiz görüyoruz. İnsanlar eşleriyle, çocuklarıyla tehdit ediliyor. Ortada suç yok. Delil yok. Ama buna rağmen insanlara 'masumiyetini ispat et' deniliyor. Böyle bir hukuk olabilir mi? Bir yandaş kalem çıktı ve sosyal medyada aynen şunu yazdı, 'Bana saldıracağınıza arkadaşınızın suçsuzluğunu ispat edin.' İşte bugün Türkiye'de kurulmak istenen düzenin özeti budur. Oysa hukukta önce suç ispat edilir, sonra kişi savunma yapar. İnsanlardan suçsuzluğunu kanıtlaması istenmez. Bugün benim ve burada bulunan yüzlerce insanın maruz bırakıldığı durum tam olarak budur. Ve bütün bu operasyonlar; İstanbul'dan Antalya'ya, İzmir'den Adana'ya, Adıyaman'a kadar tek merkezden, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden yürütülmektedir."
İnanıyorum ki birkaç yıl sonra bu ülkenin insanları geriye dönüp baktığında bütün bunları büyük bir ibretle hatırlayacaktır. 31 yıl sonra iptal edilen diplomaları… 36 yıl sonra ortaya atılan sahte geçiş iddialarını… Uydurma evrakta sahtecilik suçlamalarını… İnsanlar dönüp bunlara bakacak ve 'Nasıl oldu da bunlar yaşandı?' diye soracak. Ahmak davası… Bilirkişi davası… Makam aracı davası… Çirkin davası… ve bugün burada görülen casusluk… Asrın iftirası… Bunların her biri aynı anlayışın ürünüdür. Ve her biri Türkiye hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecektir.
Bu iddianame, korkuya teslim olmuş bir zihniyetin ürünüdür. Dört kez milletin oyuyla yenilmiş bir anlayışın, beşinci kez de yenileceğini gördüğü için rakibini yargı eliyle tasfiye etmeye çalışmasının sonucudur. İşin özeti budur Sayın Başkan. Bugün burada, millet iradesini hiçe sayan bir anlayışın ve onun yargı içerisindeki bir avuç aparatının kaleme aldığı en tuhaf senaryolardan biri nedeniyle bulunuyoruz. Üstelik bu senaryo bizzat o zihniyet tarafından yazılmış, sonra da talimatlandırılmış aktörler eliyle sahnelenmiştir. Bizim önümüzde duran şey bir iddianame değil, tam anlamıyla bir kurgu metnidir."
Ekrem İmamoğlu,iddianamenin 159. sayfasında, "Siyasal casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etmek suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kazanmasının sağlanarak başta İstanbul olmak üzere ülke siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı…" denildiğini aktararak, şunları söyledi:
"Şimdi ben huzurunuzda soruyorum Sayın Başkan, İstanbul seçimlerini kazanmak suç mudur? Milletin oyuyla seçimi kazanıp ülke siyasetinde etkili olmak suç mudur? Eğer bu suçsa, o zaman demokrasiyi de seçimleri de ortadan kaldıralım. Bu cümle bile tek başına bu davanın siyasi olduğunu göstermeye yeterlidir. Bu bir casusluk davası değildir. Bu, sandıkta rakibinin karşısına çıkmaktan korkan zihniyetin açtığı siyasi bir davadır. Bugün burada hukuk değil, siyasi hesaplaşma yürütülmektedir. Sonra ne yapılıyor? Mecliste yasa çıkarılıyor, yabancı yatırımcı çağrılıyor, ekonomi düzelecek deniliyor. Kimi kandırıyorsunuz? Bu ülkeye temiz, ahlaklı, gerçek yabancı sermaye böyle bir hukuk düzeninde gelir mi?"
Ben iş insanıyım Sayın Başkan. Ben taştan ekmek çıkarmayı altı yaşından beri öğrendim. Annemden, babamdan böyle gördüm. Binlerce konut yaptım. Binlerce işyeri yaptım. Projeler geliştirdim. Sermayenin nasıl hareket ettiğini bilirim. Ahlaklı sermaye nedir bilirim. Bir yatırımcı hangi ülkeye güvenir, hangi ülkeye güvenmez bilirim. Bir insan nasıl güvenilmeyen birine borç vermezse, sermaye de hukuka güvenmediği yere gitmez. Ülkenin ekonomisiyle insan karakteri arasında fark yoktur. Bu yüzden bu ülkeye büyük zarar veriliyor. Gerçekten yazık. Ekonomiyi toparlamaya çalışan insanlara da yazık. Bu ülkenin emeğine de yazık.
Ama bütün bunların yanında, şu 'casusluk' meselesi var ya… Gerçekten akıl dışı bir noktadayız. Ben burada casusluk suçlamasının teknik detaylarına bile girmeyeceğim. Çünkü bu suçlama başlı başına absürttür. Bugüne kadar her türlü hukuksuzluğu yaşadım. Aile boyu baskı gördüm. Yüzlerce ailenin nasıl bir psikolojik şiddete maruz bırakıldığını gördüm. Ama 'casusluk' iftirası artık başka bir aşamadır. Ekrem İmamoğlu'nu, Necati Özkan'ı, Merdan Yanardağ'ı casuslukla suçlamak; hukukla, akılla, vicdanla açıklanabilecek bir şey değildir. Bu artık aklın ve ciddiyetin tamamen terk edilmesidir. Bu, 'talimat gelirse her şeyi yaparım' anlayışının trajik zirvesidir. Gerçekten başka türlü açıklanamaz.
Bu iddianame; siyasetin talimatla yürütülen yargı süreçleri aracılığıyla hukuku nasıl zorladığının, yargının itibarını nasıl yerle bir ettiğinin ibretlik bir belgesidir. Eğer Türk yargısının bir 'utanç belgeleri müzesi' olsa, bu iddianame o duvara ilk asılan metin olurdu. İftiranın büyüklüğüne bakın: 'Casusluk.' 'Vatan hainliği...' Bu insanlardan casus çıkarmaya çalışıyorlar. Bunu yazanlar, buna imza atanlar, hukukla değil, utançla anılacaktır. Tarih onların isimlerini böyle yazacaktır.
Ben bugün çıksam ve 'affedin' desem bile bu millet bunu unutmaz. Çünkü 19 Mart süreciyle birlikte kurulan bu hukuk dışı düzende savcılıklar meşruiyetini kaybetmiştir. Savcılıklar, hukuk adına değil; siyasi düzeni korumak adına faaliyet gösteren parti bürolarına dönüştürülmüştür. Ben bunu iki yıldır her gün yaşıyorum. Tekrar ifade ediyorum: 19 Mart süreciyle birlikte oluşan bu düzende, savcılık makamları hukukun değil, siyasetin aparatı haline getirilmiştir. Bu iddianamelere imza atan anlayış da budur. Bakınız, daha yargılama başlamadan kararların sağa sola servis edildiği bir ülkede yaşıyoruz. Böyle bir yerde adil yargılamadan söz edilebilir mi? Bu süreçte hazırlanan iddianamelerle siyasi talimatları yerine getirenler, hukuku koruma görevini değil, anayasal düzeni zedeleyen bir anlayışı temsil etmektedir. Bana göre bundan daha büyük bir suç yoktur. Bugün burada masumiyet karinesi sistematik biçimde yok sayılmaktadır. Devletin yetkisi, insanları korumak için değil, baskı altına almak için kullanılmaktadır. İnsanların özgürlükleri vicdana, ahlaka ve hukukun en temel ilkelerine aykırı biçimde ellerinden alınmaktadır. Sanığı dinlemeden karar veren, yüzüne bakmadan tutukluluğu cezaya dönüştüren sulh ceza hakimlikleri; adaletin değil, önceden verilmiş kararların uygulama makamına dönüşmüştür."
Son Dakika › Güncel › 'Casusluk' Davasında İlk Duruşma... Ekrem İmamoğlu: 'Casusluk İftirası Artık Başka Bir Aşamadır, Aklın ve Ciddiyetin Tamamen Terk Edilmesidir' - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.
Sizin düşünceleriniz neler ?