(İZMİR) – İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Meslek Fabrikası binası konusunda AK Parti İzmir milletvekillerini eleştirerek "İzmirlinin gönlünü kazanmanın yolu İzmir'e hizmet etmektir. Hiçbir hizmet etmeden, hizmet edilen noktalarda da belediyeye engel olarak hiç kimsenin hiçbir şeyini kazanamazsınız. Kendi taraftarlarını kaybediyorlar. Kaç kişi bana 'Ben AK Parti'ye oy verdim ama bundan sonra vermeyeceğim, bu konuda da sizi yüzde 100 haklı görüyorum' dedi. Bunu söylediler. Umarım o görmeyen gözleri görmeye başlar, duymayan kulakları duymaya başlar ve bir an önce kendilerine gelirler" dedi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, engelli erişimine uygun hale getirilen İzmir Ticaret Odası'na "Kırmızı Bayrak" asılması töreni sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Tugay, İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne ait Meslek Fabrikası'nın mülkiyetinin Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne devredilmesi sonrası polis ablukasına alınarak tahliye edilmesine karşı önünde devam eden nöbetin kademe kademe sonlandıracaklarını belirterek, şunları söyledi:
"Ama bu asla şu anlama gelmiyor; yani bu olayla ilgili takibimizin sonlanacağı anlamına gelmiyor. Her şeyden önce amacımız insanların bu konuda neden itiraz ettiğimizi doğru anlaması, kamuoyunda bu konuda bir bilinç oluşması. Burada önemli bir mesafe alındığını hepimiz biliyoruz. Çünkü hem sokakta karşılaştığımız insanlar hem farklı nedenlerle bir araya geldiğimiz vatandaşlarımız bize bu konuyu anladıklarını ve haklı olduğumuzu düşündüklerini söylüyorlar. Bu önemli. Çünkü kamuoyu bilmeli ki burada Cemil Tugay'ın ya da belediyeden birisinin şahsi bir mülkiyeti değil, belediyenin ve İzmir halkının bir mülkü gasbediliyor. Bu gasptır, başka hiçbir şey değil. Çünkü bunu defalarca anlattım. Yapımında, sonraki yıllarda hiçbir şekilde Vakıflar'ın katkısı olmayan, hiçbir şekilde bir kuruş daha harcanmayan, herhangi bir hakkı hukuku olmayan bir binayı zorla aldılar. Polis zoruyla aldılar."
Gerekçe gösterilen bir kanun, yürüyen bir hukuki süreç ve bir polis müdahalesi var işin içinde. Biz de bir kamu kurumuyuz. Burada tepkilerimizi demokratik sınırlarda göstermek durumundayız ve onu yaptık bugüne kadar. Amacımız, toplumumuzun burada bilinçli bakmasıydı olaya. Bu bilinç önemli ölçüde sağlandı. Bundan sonrasıyla ilgili devam eden bir hukuki süreç var ve bu süreç takip edilir. Bu esnada da binanın içerisinde İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne ait 300 milyon liradan fazla değeri olan malzeme var orada. O malzemelerle ilgili bir zarar olduğunda, onları uygunsuz bir şekilde çıkarmaya kalktıklarında, yapan kişiler kesinlikle bir kamu suçu işlemiş olacak. Çünkü kamuya ait bu tür malları yediemine veremezler. Kamu kurumunun izni olmadan oradan alamazlar.
Hepimizin ihtiyacı olan şey uzlaşmadır. O uzlaşmanın da şekli şu olmalıdır: Bu mahkeme süreci sonuçlanana kadar orada tekrar bizim o hizmeti vermemize izin vermeliler. Mahkemeden çıkacak sonuca göre biz gerekirse, eğer bu mülkün Büyükşehir Belediyesi'ne ait olmadığı sonucu çıkarsa, kullandığımız süre için ecrimisil öderiz. Bunu beklemiyoruz. Normalde kesinlikle yüzde 100 İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne ait bir yapı bu. Bu arada boşu boşuna bugüne kadar yaşattıkları bu talihsiz şey olmaz. Buna gerek yok yani. Büyükşehir Belediyesi'ne karşı böyle hırslı bir tutum içerisinde olmak niye olsun? Çok mu ihtiyaçları var Vakıflar'ın? Defalarca söyledim; 3 bin 500'den fazla gayrimenkulleri var. Kullanabilecekleri tonla bina var. Gerçekten bir kurumun böyle bir binaya ihtiyacı varsa bunu başka şekilde de çözebiliriz. Bunun için buna gerek yok. Bunun için sabahın beşinde yüzlerce polisle birlikte gelip böyle bir baskın şeklinde ele geçirme operasyonu yapmaya ne gerek vardı? Bunun işte kimler tarafından bu hale getirildiğini defalarca söyledim. Bir grup AK Partili siyasetçi bunu kendine bir güç gösterisi konusu yaptı.
İzmir halkına karşı güç gösterisine değil, İzmir halkına hizmet etmenize ihtiyaç var. Sizin gücünüz halktan aldığınız oydur. Sizin gücünüz geçicidir. Bugün iktidar olanların yarın o iktidarda kalmayacağını dünya tarihi gösteriyor. Hiçbir zaman hiçbir iktidar sonsuza kadar sürmemiştir. Sizin de sürmeyecek. Bugün yaptığınız bu hatalı işler toplumu travmatize ediyor, insanları yaralıyor. İzmir'e böyle bir muameleyi reva görmeniz kesinlikle hepimizi çok rahatsız ediyor. Başından beri İzmir'e bunu yapıyorsunuz. 'Yapmayın' dedim. 'Yapmayın, etmeyin' diye başlayan açıklamalarımı hatırlatmak isterim insanlara. Böyle olmaz bu iş. O yüzden hala beklediğimiz şey; hukuk yoluyla ya da idari yolla aklıselimin galip gelmesi, o binanın büyükşehirin kullanımına tekrar verilmesidir. Bu olduğu zaman inanın bütün şehir rahatlayacak. Herkes bunu yapanları alkışlayacak, teşekkür edecek. Kimse kötü görülmeyecek. Öyle bizi küçültür bu iş falan diye düşünen varsa, hayır. Ben garanti ederim. Buna ön ayak olan kişiyi en başta ben alkışlayacağım, teşekkür edeceğim ve herkesin gözünde o kişi, aklıyla, mantığıyla, vicdanıyla hareket etmiş saygın birisi olur. Tersini yapmaya ısrarla devam ederseniz, bu binayı işte böyle zorla işgal ederek tekrar almaya çalışmaya devam ederseniz, bunun sonunda belki polis zoruyla alabilirsiniz ama insanların üzerinde bıraktığınız o iz size emin olun mutlaka bir fatura olarak dönecek. Hiçbir şüpheleri olmasın.
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin binalarına göz koymak, elinden almak değil; bakın, ikinci çevre yolunu yapmak, Körfezin temizlenmesine yardımcı olmak, İzmir'in altyapı projeleri, ulaşım projeleri için beklediğimiz kredilerin önünü açmak gibi yapacağınız tonla iş var. Kentsel dönüşüme destek olmak gibi bir sürü iş var. Bunları yapın. Bunlarla, inanın, gerçekten İzmirlilere kendinizi sevdirebilirsiniz. Muhataplarına söylüyorum; bugüne kadar belki 50 defa söyledim, bundan sonra söylemeye devam edeceğim. İzmirlinin gönlünü kazanmanın yolu İzmir'e hizmet etmektir. Hiçbir hizmet etmeden, hizmet edilen noktalarda da belediyeye engel olarak hiç kimsenin hiçbir şeyini kazanamazsınız. Kendi taraftarlarını kaybediyorlar. Kaç kişi bana 'Ben AK Parti'ye oy verdim ama bundan sonra vermeyeceğim, bu konuda da sizi yüzde yüz haklı görüyorum' dedi. Bunu söylediler. Umarım o görmeyen gözleri görmeye başlar, duymayan kulakları duymaya başlar ve bir an önce kendilerine gelirler. Burası kimsenin tapulu malı değil; benim de değil, onların da değil. Herkes buranın yerel yönetimine saygı göstermek zorunda. Çünkü o yerel yönetim atamayla gelmedi buraya. O yerel yönetim buraya halkın onayıyla geldi, onların oyunu alarak geldi. Buna saygı göstermek zorundalar. Emeğiyle, kendi çabasıyla burada çalışan on binlerce insan, yüz yıldan fazla geçmişi olan bir kurum, asla böyle bir muameleyi hak etmeyen bir belediye başkanı olarak konuşuyorum. Halka da onların tercihlerine de burada İzmir halkının malına mülküne de saygı göstermesini bekliyorum. Takibimiz devam edecek. Eylem şekli değişebilir ama bu, 'Bıraktık gittik' anlamına gelmiyor. Kesinlikle böyle bir şey olmayacak. Sonuna kadar elimizden gelen direnci göstermeye devam edeceğiz.
Tugay, MHP İzmir İl Başkanı Veysel Şahin'in İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi'nde bir çalışanın yaşamını kaybetmesine ilişkin açıklamalarıyla ilgili şunları söyledi:
"Hayatını kaybeden, kaybıyla bizi çok üzen değerli arkadaşımızın babasıyla birlikte oraya ilk giden kişi, Çiğli Atık Su Arıtma Tesisi'nin idari amiri olan arkadaşımız. Öyle saçma sapan laflar ediliyor, öyle şeyler uyduruluyor ki bunların hepsi uydurma. 'Yok işte sarhoştu' gibi laflar ediliyor. Ayıptır ya, ayıp. Nereden biliyorsunuz sarhoş olduğunu? Neyini gördünüz adamın? Nasıl oluyor da babasıyla beraber o orada, siz yoksunuz orada. İdari amirle beraber alana ilk eriştikten sonra olayın ne olduğunu anladıktan sonra hemen üst makamlara haber veriyor arkadaşlarımız. Ondan sonra en kısa zamanda Genel Müdür Yardımcımız da gitti oraya. ve o bahsi geçen, o faturayı kendi adına kestiren ilçe başkan yardımcısı buralarda yok. Buralarda yok. Hele şöyle şeyler söylenmiş, inanamadım yani. Bir insan nasıl bu kadar kolayca bunu yapabilir? Neymiş efendim, aile MHP'nin ilçe yönetimini aramış da MHP ilçe yönetimi de acilen toplanmış da... Nerede toplandınız siz, MHP ilçe binasında mı? ya kardeşim, nasıl bir anlayış bu, nasıl bir mantık? ve başından itibaren her şeyi bizatihi yerinde takip eden İZSU'nun üst düzey yetkilileri var. Ona eşlik eden babası var. ve beraberce o vinci çağırıyorlar oraya. Hemen İZSU'nun vincini getirmek için çaba gösteriyorlar ama o vinci kullanacak arkadaşımızın, vincin olduğu yere erişmesi, oradan da oraya vinçle beraber gelmesi zaman alacak diye daha yakında bir vinç bulabilir miyiz diye araştırarak Atatürk Organize Sanayi'deki firmayı buluyorlar, onu arıyorlar, onlar çağırıyorlar. Ondan sonra geliyor. Bu kurtarma işini yaptıktan sonra da arıyorlar vinci ve diyorlar ki, 'Biz parayı ödeyeceğiz' diyorlar, İZSU'daki arkadaşımız. O arada nereden çıktı, nasıl bulaştı bu işe bilmediğim o ilgili kişi, MHP'nin ilçe başkan yardımcısı gidiyor 'faturayı benim adıma kes' diyor. Faturayı kendi adına kestiriyor. Vinç firması nereden bilsin kimin ödeyeceğini? Bahsi geçen rakam çok düşük bir rakam. Ayıptır yani. Bunun üzerine siyaset oturtmak ayıptır yani. Ondan sonra kendilerince böyle bir belge elde ediyorlar ve ondan sonra da 'Bak İZSU, ödemedi, biz ödedik" yaygarası koparıyorlar. 15 bin lirayı İZSU ödeyemeyecek mi? Böyle bir şey olur mu ya? İşte kameraları toplayıp gidip ailenin acısından kendine film yapan, kendine reklam filmi yapan, milletvekili gidip de faturayı kendi adına kestiren MHP ilçe başkan yardımcısı... Biz bu insanlarla yaşıyoruz, bu insanlarla siyaset yapıyoruz. Dün okullarda bu hadise olduktan sonra Cumhurbaşkanı'nın söylediği cümle şu: 'Acılar üzerine siyaset yapılmaz.' Bak, kendi Cumhurbaşkanlarının söylediğini mi duysunlar önce yani? Dünden beri benim ağzımdan ya da bizim çevremizden bir insandan, bu okullarda çocukların bu hale gelmesiyle ilgili tek kelime eden oldu mu? Çünkü biz insanız, insan. İnsan olan, kameralarla gidip böyle ailenin acısını artırıp, aileyi yalan söyleyerek acısını artırmışlar. Benim söylediklerimi çarpıtarak aileye yanlış şeyler söylemişler. Daha sonra arkadaşlarımız gitti, onları düzelttiler. Doğrusunu anladı babası."
Fakat ne ayıptır ki evlatlarını kaybetmiş o acılı insanları bunun için kullanıyorsunuz. Hiç mi utanmanız yok sizin yani? Hiç mi utanmanız yok ya? İnsanlığınızı bu kadar mı kaybettiniz? Nasıl yaparsınız böyle bir şeyi? Birisinin başına bir şey geldiğinde hemen kalkıp oradan kendinize reklam filmi çekerek mi siyaset yapacaksınız? Hani hizmet getirecektiniz? Hani bu şehrin daha iyi olması için çalışacaktınız? Milletvekili olurken bunun için insanlara böyle laflar etmediniz mi? Kendi belediye başkanı adayınız çıktığında eski genel başkan yardımcınız demedi mi, 'Ben bu şehrin her şeyi için çalışacağım, koşturacağım' diye? O günden bugüne ne yaptığınızı bana söyleyin. ve bunu söylüyorum: Siz olmasaydınız bu şehre hangi hizmet gelmezdi, bana onu söyleyin. Siz olmasaydınız bu şehre hangi hizmet gelmezdi? Siz olmasaydınız bu reklam filmleri çekilmezdi. İnsanların acılarının üzerine siyaset yapılmazdı. Bire bin katılıp İzmir böyle karalanmazdı. İzmir'i karalayan insanlarsınız siz sadece. Sorunları çözen insanlar değilsiniz. Utanmalısınız ki bu şehirde milletvekili olarak ortalıkta geziyorsunuz. Utanmalısınız yani. Ben buna itiraz edeceğim. Bu şehrin belediye başkanı olarak sizin bu çıplak gerçekle yüzleşmenizi sağlayacağım. Halkımız da sizi anlayacak. Kimin kendisine hizmet etmek için çalıştığını, kimin sadece kendi siyasi kariyerini ilerletmek için çalıştığını tabii ki anlayacak. Susacağız mı zannediyorsunuz? Susmayacağız.
İZSU'daki bu elim hadise, bizim için çok kahredici olan bu olay, şu anda adli takibi olan, bir taraftan kendi iç inceleme mekanizmalarımızla incelenmekte olan, bir taraftan da evlatlarını kaybetmiş ailenin acısını içimizde hissettiğimiz bir olaydır. Cenazesinde ben olamadım çünkü o gün burada Genel Başkanımızın katılımıyla bildiğiniz açılış, temel atma törenini yaptık. O gün olamadım o yüzden. Fakat o gün İZSU Genel Müdürümüz, Genel Müdür Yardımcılarımız, İZSU'nun üst düzey yetkililerinin hepsi cenazedeydi. Başından beri aileyle ilgilenen arkadaşlarımız onlar. Ben onlardan bilgi alarak takip ettim. Fakat sonradan öyle bir provokasyon ortamı yaratıldı ki insanların bir aklıselim düşünmesini beklemeye başladım. Bundan ibaret olay. Ama gidip de ben bir cenaze evine kamerayla gidip görüntüler çektirip, ondan sonra onları kesip edit edip kendime böyle acılı bir müzikle beraber bir reklam filmi yapmayı insanlığıma sığdıramam yani. Bunu yapanları anlamıyorum. Bir insan olarak anlamıyorum. Siyaset bu kadar seviyesiz olamaz. Bu kadar seviyesiz hale gelemez. Bunu bu ülkenin bir yurttaşı olarak büyük üzüntüyle karşılıyorum."
Uzundere'deki kentsel dönüşüm sürecine ilişkin eleştirilere yanıt veren Tugay, "Uzundere'de kentsel dönüşüm sahasında hep aynı kişi, ismini söylemeyeyim, bir kişi, hep aynı kişi. Çevresinde üç beş kişi topluyor, ellerine pankart veriyor, ondan sonra onunla basın açıklaması yapıyor. Bu arkadaşımız kimin neyine hizmet ediyor bilmiyorum ama bize iftira atıyor, yalan söylüyor ve ben arkadaşlarıma talimat verdim. Onun hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. Ayrıca tazminat davası açacağım ona. Neden? O kadar kötü bir yalan söylüyor ki, şu anda orada hızla inşaat yapılıyor. Yapılmıyor değil. '15 yıldır burada insanlar evsiz' diyor, ayıptır ya, ayıp. Birkaç sene önce insanlar evinden çıktılar. Yani orada kentsel dönüşüm kararı daha eskiden alındı ama insanlar evinden çıkmadı. Birkaç sene oldu, tam süresini bilmemekle beraber üç sene civarında bir süre geçti. Bu arada o insanlara yüksek kiralar ödüyoruz. Bu kararı bizim dönemimizde aldık, yüksek kiralar ödüyoruz. Şu anda da inşaat son hızla yapılıyor. Böyle bir durumda böyle bir eylem yapılır mı? Yapılmaz. Peki niye yapılıyor? Birileri yaptırıyor. Niye yapılıyor? Konuyu saptıralım, gündemi değiştirelim, iftira atabildiğimiz kadar atalım, çamur atabildiğimiz kadar atalım. Yazıklar olsun" ifadelerini kullandı.
Son Dakika › Yerel › İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay: 'İzmirlinin Gönlünü Kazanmanın Yolu İzmir'e Hizmet Etmektir' - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.
Sizin düşünceleriniz neler ?