
Antik kent ile Tahtalı Barajı arasında yapılmak istenen mermer ocağına tepki sürüyor
İZMİR'in Menderes ilçesindeki Değirmendere Mahallesi'nde Kolophon Antik Kenti ile Tahtalı Barajı arasında yapılmak istenen mermer ocağıyla ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndan görüş beklenirken, bölge halkının projeye tepkisi sürüyor. Geçimini seracılıktan sağlayan mahalleli, projeye onay verilmesini istemiyor.
Merkezi Diyarbakır'da bulunan madencilik firması, İzmir'in Menderes ilçesindeki Tahtalı Baraj Havzası'nda mermer ocağı açmak için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na başvuru yaptı. Değirmendere Mahallesi sınırlarında kurulması planlanan ocak için 8 Mayıs 2019'da mahallede halkın katılması için toplantı düzenlendi ancak bölge sakinleri, protesto edip, toplantıya gelmedi. O dönem yapılmayacağı açıklanan proje için firma bir kez daha bakanlığa başvuruda bulundu. Firma, bakanlıktan henüz olumlu ya da olumsuz bir yanıt gelmediğini açıklarken, mahalleli duruma tepki gösterdi. Yıllık 700 bin ton mermer üretilmesi planlanan ocağın ormanlık alanda, Tahtalı Barajı'na yakın olan Karaintepe mevkisinde kurulmak istendiğini söyleyen mahalle sakinleri, projeye onay verilmemesini istedi.
PROJE SAHASI 1200 YILLIK ANTİK KENTE YAKIN
Değirmendere Mahalle Muhtarı Hüseyin Yıkar (50), 2 bin 400 nüfuslu mahallenin, geçimini genellikle salatalık üretilen seralardan sağladığını, ocağın kurulması halinde tek geçim kaynaklarının da yok olacağını öne sürerek, yetkililere seslendi. Yıkar, ayrıca ocağın kurulmak istendiği bölgede henüz kazı çalışmalarının yapılmadığı 1200 yıl önce İyonyalılar tarafından kurulan Kolophon Antik Kenti'nin de bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:
"Bizim bir tarafımız SİT diğer tarafımız Tahtalı Barajı. Burada ayrıca tütüncülük yapılıyordu, buna kota geldi. Tütüncülük bitti. Şimdi biz geçimimizi seracılıktan sağlıyoruz. Mermer ocağı yapılırsa seracılık biter. Bölgeye gitmek için yol açacaklar. Ormanda dinamit patlatacaklar. Bunun da hem ormana hem de baraja zararı olacak. Çıkan toz toprak Değirmendere'deki ağaçlara, seralara, zeytinlik alanlara büyük zarar verecek. Biz kesinlikle mermer ocağını istemiyoruz. Bunu yaptırmayacağız, ne pahasına olursa olsun. Tek geçim kaynağımız seracılık, o da elimizden alınmasın. Bundan da mahrum kalırsak ne yapacağız? Burada tarihi bölge var. Paranın basıldığı yer burası. Hepsi yok olacak."'OCAK KURULURSA MAHALLEMİZ BİTER'Mahalle sakini Vefa Yücel (62) de "Bizim geçim kaynağımız seracılık. Başka geçim kaynağımız yok. Mermer ocağını yaparlarsa, seracılık biter. Zaten bu mahallenin alt yapısı yok, SİT alanı. Gençler durmak istemiyor. Biz istiyoruz ki burayı canlandıralım. Ancak bu ocak kurulursa mahallemiz biter" dedi.Mehmet Özkaya (48) ise şöyle konuştu: "Köyümüzde bu proje hayata geçerse bu kadar insan ne yapacak? Seralar ne hale gelecek? Ocağın tozu, kiri seralara girecek. Biz ne yapacağız kardeşim. Böyle kanun olmaz. 3 kişi gelip burada ocak açacak diye bizim seralarımızı yerle bir yapamazlar."
'SUYUMUZ KURUDUĞU AN BAŞKA İÇECEK BULAMAYIZ'Mahalle sakini Hamza Tokgözlü (71), Değirmendere'deki seralarda yetiştirilen ürünlerin iç pazara da gittiğini, bunun da mahalle için ekonomik girdi anlamına geldiğini belirterek, "Yetiştirdiğimiz ürünler birçok kente de gidiyor. Ama taş ocağı yapılırsa ürünlerimiz zarar görecek. Suyumuz var, kuruduğu an başka içecek su bulamayız. Biz buna karşıyız" diye konuştu.Selami Yücel (68) ise "Biz seracılık yapıyoruz. Ocağın tozundan sebzelerimiz etkilenecek. Başka geçim kaynağımız da yok. Bunun yapılmamasını istiyoruz" dedi.Firma yetkilileri ve vatandaşlar, bakanlığın görüşünü bekliyor.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ------------------------------Değirmendere mahallesinden görüntüSeralardan görüntüTahtalı Barajı'ndan görüntüDrone görüntüsüVatandaşlarla röp.Genel ve detay görüntü
-Haber: Umut KARAKOYUN-Kamera: Tekin GÜRBULAK/ İZMİR,
Haber Kodu : 200114015================================
Ocak ayında bahar havası sahil ve parkları doldurdu
MARMARİS'te, kış ayında güneşli havayı görenler, sahile ve parklara gidip, bir yandan deniz manzarasının keyfini çıkardı bir yandan da yürüyüş ve spor yaptı.
Yurdun birçok bölgesinde soğuk ve karlı hava etkili olurken, Marmaris merkezde yazdan kalma günler yaşanıyor. Caddelere konumlandırılan elektronik termometrelerin 20 dereceyi gösterdiği kentte, ocak ayında güneşli havayı görenler, sahile ve parklara akın etti. Atatürk Caddesi'nden oteller bölgesi olarak bilinen Uzunyalı mevkisine kadar uzanan 6 kilometrelik sahil yolu, koşan, yürüyüşe çıkan ve bisiklete binenlerle doldu. Aileleriyle sahile gelen çocuklar, kumlarla oynadı, ayaklarını denizi soktu. Sahildeki restoran ve kafeteryalarda neredeyse oturacak yer kalmadı. Kimileri de deniz manzarası eşliğinde selfie yaptı.Saman İskelesi'ndeki park çocuklarla dolarken, ebeveynleri de buradaki çay bahçesinde oturdu. Bazı Marmarisliler de sahilde kurdukları masalarında piknik yaparken bir yandan da oltalarını denize salarak balık tutmanın keyfini yaşadı.Ankara'dan torununu görmek için Marmaris'e geldiğini belirten emekli Mehmet Aslan Bahçe, "Gelirken soğuk olabileceğini düşünüp, montla geldim. Ankara'da her yer kar ile kaplıyken burada bahar havası var. Torunumla birlikte sahil kenarında çayımı içip eşsiz deniz manzarası eşliğinde güzel havanın keyfini çıkarıyorum. Ankara'ya döndüğümde tüm dostlara bu güzellikleri anlatacağım" diye konuştu.Ahmet Tansever, "Böyle güzel hava başka yerde yok. Ocak ayında bahar havası yaşıyoruz. Güzelliğin tadını çıkartıyorum" dedi.Marmaris Meteoroloji Müdürlüğü yetkilileri, hava sıcaklıklarının hafta ortasına kadar etkisini göstereceğini belirterek, "Gündüz sıcaklıklar 18- 20 derece arasında seyredecek. Nem yüzde 51- 55 arası. Perşembe gününden itibaren aralıklı yağmur bekliyoruz" diye konuştu.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:
-Caddeye konumlandırılmış elektronik termometrenin 20 dereceyi göstermesi-Sahilde yürüyüş yapanlardan görüntü-Ayağını denize sokan çocuklardan görüntü-Sahildeki kafeterya ve restoranlarda oturanlardan görüntü-Ahmet Tansever ve Mehmet Aslan Bahçe ile röp.-Genel ve detay görüntüler
Haber-Kamera: Ali GÜNDOĞAN/ MARMARİS, (Muğla),
Haber Kodu : 200114017==========================
Esnaf öğrencisine sahip çıkıyor İZMİR'de Karşıyaka esnafı, öğrencilerin uygun fiyata beslenebilmeleri için çiğ köfte, sandviç, köfte gibi yiyeceklerin fiyatını 1 TL'ye düşürdü.
İzmir'de, öğrencilerin öğlen yemeklerine ucuz fiyattan ulaşabilmesi ve aç kalmaması için birçok belediye kampanya başlattı. Karşıyaka esnafı da bu harekete ortak oldu. Karşıyaka'da yiyecek dükkanı olan 20 esnaf, satışını yaptıkları ürünlerin fiyatını bir süreliğine 1 TL'ye indirdi. Lise ve üniversite öğrencileri, öğrenci kartlarını göstererek, çiğ köfte, tavuklu sandviç, porsiyon köfte gibi yemekleri 1 TL'ye yiyebilecek. Bazı esnaf bir hafta süre koyarken, bazıları da kampanyayı günde 10 kişi ile sınırlı tutacak.
'BİR ZAMANLAR HEPİMİZ ÖĞRENCİYDİK'Bostanlı'daki çay evinin sahibi Haluk Çetinkaya, bir hafta boyunca çiğ köfte ve çay menüsünü öğrencilere 1 TL'den vereceğini söyledi. Çetinkaya, "Bizim Bostanlı'daki iş yerimizde hem çay hem de çiğ köfte dükkanımız var. Türkiye'de öğrencilerin geçim sıkıntısı oluyor, aileleri de zor durumda kalabilir. Biz de öğrencilerimizin faydalanmaları için onlara destek olmak amacıyla böyle bir kampanya başlattık" dedi.
Karşıyaka'da sandviç gibi ekmek arası ürünlerin satışını yapan Naci Üstün, "Karşıyaka'nın insanı olarak, genç öğrencilerimize yönelik düzenlenmiş kampanyaya gönülden katılıyoruz. Bu bizim için çok anlamlı. Bir zamanlar hepimiz öğrenciydik. Ülkemizin ekonomik şartları bu gibi sonuçlar doğurdu. Biz de çorbada tuzumuz olsun istedik. Burada yaptığımız çeşitli sandviçler, menüler var. Bu menülerden tavuklu sandviçi bir hafta boyunca günde 10 öğrencimize 19 TL yerine 1 TL'ye sunacağız. Bir baba ve bir işletmeci olarak, ülkesini seven bir vatandaş olarak benim için çok anlamlı bir kampanya oldu" diye konuştu.
Köfte dükkanı sahibi Fikret Metin ise, "Öğrencilerimize destek olmak için bir hafta boyunca 18 TL'lik salata ve meşrubat içeren porsiyon köfte menüsünü onlara 1 TL'den vereceğiz. Bizim çocuklarımız da üniversiteye gidiyor, onların durumlarını biliyoruz. Bizim de elimizden gelen bu, bence onlar için güzel olacak. Ufak bir ayrıntı da olsa güzel bir katkı" dedi.
'BİR AYDIR PARAM YOKTU, NE YİYECEĞİM DİYE DÜŞÜNÜYORDUM'Kampanyanın çok düşünceli bir hareket olduğunu söyleyen öğrenci Şimay Mumcuoğlu (19), "Çok düşünceli bir hareket. Biz her gün etütte en az 20- 30 TL'ye yemek yiyorken ve bir çorbaya bile 15 TL veriyorken, şu an 1 TL'ye çorba içebiliyoruz. Umarım art niyetli kullanmazlar. Bir aydır sıfır param var, ailemin durumu sıkıntılı. 'Ne yiyeceğim, bittim ben' diye düşünüp kendimi çok kötü hissediyordum. 'Borç mu alsam?' diyordum. Sonra bu kampanyayı gördüm ve her gün buradayım" ifadelerini kullandı.
Çorba kampanyasından yararlanan üniversite sınavına hazırlanan Yaren Gibyeli (19), "Çok güzel bir kampanya. Dershanede sürekli ders çalışıyorum. Tabii ki acıkıyoruz ve öğünlerimizi yememiz gerekiyor. Yanımda para olmadığı zamanlarda bu kampanyadan yararlanmak benim için çok mantıklı. Aynı zamanda ben çorbayı çok severim. 3 gündür içiyorum, 3 günde bir çorba çeşidi değişiyor. Gayet lezzetli. Ailem verebildiği kadar para veriyor. Yetmediği zamanlarda böyle kampanyalar bize yardımcı oluyor" diye konuştu.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Belediyenin restoranında çorba yiyen öğrencilerden görüntüler -Anons -Çiğköfte alan öğrenciden görüntüler -Sandviç yapımından görüntüler -Köfte yapımından görüntüler -Esnafla röp. -Öğrencilerle röp.Haber-Kamera: Melis KARAKUZULU - Hande NAYMAN
Haber Kodu : 200114030===============================
Hem sağlığına hem de annelik hayaline kavuştu
ANTALYA'da, 3 yıl önce hamile kalamadığı için başvurduğu hastanede kronik böbrek yetmezliği olduğunu öğrenerek diyalize başlayan ve annesinin bağışladığı böbrekle yaşama tutunan Şehriban Çavan (22), 2020 yılının ikinci gününde, annelik hayaline de kavuştu. Böbrek nakli olduğu hastanede kızı İkra'yı dünyaya getiren Çavan, hem sağlığına kavuştuğu hem anne olabildiği için şükrettiğini söyledi.
Aksaray'da 2014 yılında Gökhan Çavan (27) ile evlenen Şehriban Çavan'ın hayali anne olmaktı. Pek çok doktora başvurmasına rağmen hamile kalamayan Çavan, 2016'da başvurduğu hastanede kronik böbrek yetmezliği hastası olduğunu öğrenince şok yaşadı. Acilen diyalize başlayan Şehriban Çavan'a böbrek nakli olması gerektiği söylenince aile fertleri seferber oldu. Antalya'ya gelerek Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Merkezi'ne başvuran aile, Şehriban Çavan'a böbrek vermek için sıraya girdi. Yapılan tetkikler sonucu sadece annesinin böbreği uygun bulundu. Kronik böbrek yetmezliği tanısını konduktan bir ay sonra ameliyata alınan Çavan'a, anne Ayşegül Kavlak'ın (43) böbreği nakledildi.
Annesinin böbreğiyle sağlığına kavuşan Şehriban Çavan, anne olma hayalinden vazgeçmedi. Doktorlarının kontrolünde sorunsuz bir hamilelik dönemi geçiren kadın, 2020 yılının ikinci gününde böbrek nakli olduğu hastanede bebeğini dünyaya getirdi. 3 kilo 50 gramlık kızı İkra'yı kucağına alan Çavan, hem sağlığına hem de bebeğine kavuştuğu için artık sıkıntılı günleri geride bıraktı.
'HAMİLELİK BOYUNCA ÇOK TEDİRGİNDİM, SÜREKLİ KONTROLE GELDİM'Tek böbrekle 3 kilo 50 gramlık bebeğini dünyaya getiren Şehriban Çavan, mutluluğunu anlatacak kelimeler bulmakta zorlandığını söyledi. Gökhan Çavan ile 2014 yılında evlendiklerini, bir bebek sahibi olmak istediklerini, ancak hamile kalamadığını anlatan Çavan, "Hastaneye bebek sahibi olmak için başvurmuştuk ama böbrek hastası olduğumu öğrendim. Acil nakil olmam gerekiyordu. Hastalığımı öğrendikten sonra sadece 6 kez diyalize girdim. Bir ay sonra da annemden böbrek aldım" dedi.
Sağlığına kavuştuktan sonra anne olmak istediğini anlatan Şehriban Çavan, hamile olduğunu öğrendiğinde ise büyük mutluluk yaşadığını söyledi. Hamilelik boyunca tedirgin olduğunu anlatan genç kadın, "Hamilelikte çok korktum. Sürekli Antalya'ya kontrole geliyordum. İçimde hep 'Bir şey mi olacak?' şüphesi vardı. Korkuyordum. Ama sonunda bebeğimizi kucağıma sağlıklı şekilde aldım. Çok şükür. Çok mutluyum" diye konuştu.
'KIZIMIN HASTA OLDUĞUNU ÖĞRENİNCE HAYAT BİTTİ BENİM İÇİN'Kızına böbrek veren Ayşegül Kavlak ise yaşadıkları sıkıntılı dönemleri anlatırken, "Bebek olması için uğraşıyorlardı. Doktora gidiyorlardı. Ama kızımın böbrek hastası olduğu ortaya çıktı. Kızımın hasta olduğunu öğrendiğimde hayattan koptum. Çok kötü oldum. Hayat benim için bitmişti. Kızımın diyalize girip yıpranmasını istemedik. Ben böbreğimi verdim. Doktorlarımız sayesinde kızım sağlığına kavuştu. Allah herkesten razı olsun" dedi.
'TORUNUM BİZİM İÇİN DÜNYA SERVETİ'Kızının sağlığına kavuşmasının ardından şimdi de torununu kucağına alan Ayşegül Kavlak, "O dünyanın bir serveti bizim için. Dünyanın gülü. Allah bebek isteyen herkese nasip etsin. Allahım benim kızımın, yavrumun yüzünü güldürdü. Herkesin yüzünü güldürsün" diye konuştu.
'ALLAH DOKTORLARIMIZDAN RAZI OLSUN'Şehriban Çavan'ın eşi Gökhan Çavan da "Doktorlarımıza çok teşekkür ederiz" dedi. Duygularının çok yoğun olduğunu söyleyen Gökhan Çavan, "Doktorlarımızdan Allah razı olsun. Önce Allah sonra onlar eşime yeni bir hayat verdi. Çok şükür bebeğimizi kucağımıza aldık. Çok mutluyuz" diye konuştu.
TEK BÖBREKLE NORMAL BİR HAMİLELİK GEÇİRDİSezaryenle doğumu gerçekleştiren Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Yaprak Kandemir Deniz, Şehriban Çavan'ın 4 yıl önce böbrek nakli olduğunu hatırlatarak, "Tek böbrekle güzel bir gebelik geçirdi" dedi.Böbrek nakilli hastaların riskli hasta grubuna girse de Şehriban Çavan'ın hamilelik döneminde sıkıntı yaşamadıklarını belirten Dr. Deniz, "Böbrek nakli yapılması anneye bir hayat olmuştu, sonra o da bir cana hayat vererek anne oldu. Biz de buna vesile olduk. Buna şahitlik etmek çok güzel" diye konuştu.Organ naklinin çok özel bir konu olduğunu vurgulayan Dr. Deniz, şunları söyledi: "Organ naklinde yaşamlara dokunuluyor. Bu işe gönül vermiş, ameliyatı gerçekleştiren hocalarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum. Benim için bu ekibin bir parçası olmak çok onur verici. Böbrek nakilli hastalar özel hastalardır. Bu hastaların daha dikkatli takip edilmesi gerekiyor. Biz gebe hastalarımızı ekip olarak takip ediyoruz. Sağlıklı olarak bebeklerini kucaklarına verdiğimizde bizler de çok mutlu oluyoruz. Böyle mutlu sonuçlar alınca bizler de mutlu oluyoruz."
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Şehriban Çavan ve bebekten görüntü-Şehriban Çavan'ın bebeği öpmesi-Doktor görüntü-Baba Gökhan Çavan görüntü-Röp1: Uzmanı Op. Dr. Yaprak Kandemir Deniz-Röp2: Anne Şehriban Çavan -Röp3: Anneanne Ayşegül Kavlak,-Röp4: Baba Gökhan Çavan -Aile detay
Haber: Selma KUNAR- Kamera: Emrah GÜL/ANTALYA-
Haber Kodu : 200114020==================================
Piyanonun altın kızı Nil, idolü Gülsin Onay'la aynı sahnede
ANTALYA'da düzenlenen 'Konak Konserleri' etkinliğinde, 'piyanonun altın kızı' olarak tanınan Nil Göksel (8), dünyaca ünlü piyanist Gülsin Onay'la aynı sahneyi paylaşma hayalini gerçekleştirdi.Nil Göksel, Antalya'da Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Antalya Devlet Konservatuvarı'nın Yarı Zamanlı Müzik ve Bale İlkokulu Müzik Bölümü'nde piyano dalında eğitim görüyor. Dr. Samir Mirzayev'in sınıfına dahil olan Nil Göksel, katıldığı ulusal ve uluslararası yarışmaların tamamında birincilik elde etti. Genç yetenek Nil, geçen aylarda DHA'ya verdiği röportajda, idolleri İdil Biret ve Gülsin Onay gibi ünlü bir piyanist olmak istediğini ve onlarla aynı sahneyi paylaşmayı hayal ettiğini anlattı. Antalya'nın tarihi Kaleiçi'nde düzenlenen 'Konak Konserleri' kapsamında dünyaca ünlü piyanist ve devlet sanatçısı Gülsin Onay'ın kente geldiğini öğrenen Nil, hayranı olduğu piyanistle bir araya gelerek tanışma fırsatı buldu.
'ONUNLA OLMAK BENİM İÇİN BİR RÜYAYDI'Nil Göksel, Kaleiçi'ndeki otelin bünyesinde yer alan 'RE 22 Kültür Sanat Evi'nde gerçekleşen etkinlikte, Gülsin Onay'ın 'Master Class' eğitimine katıldı. Hayalindeki piyanistle tanışıp ders almaktan mutlu olan Nil, idolüyle karşılaşmanın heyecanını anlattı. Gülsin Onay'ı gördüğünde ona sımsıkı sarıldığını anlatan Nil Göksel, "Onunla olmak benim için bir rüyaydı. Hayallerim gerçekleşti. Beni çok beğendi. Bana, 'Muhteşem yeteneksin. Piyano tekniğin çok güzel. Büyüdüğünde çok iyi bir piyanist olacaksın. Piyanoya çok yakışıyorsun. Çalışmalarına devam et. Seni çok iyi yerlerde göreceğiz' dedi. Bunları idolüm Gülsin Onay hocamdan duymak inanın çok gurur verici bir şeydi. Ders sırasında, geçtiğimiz günlerde İran'da düşen Ukrayna uçağında ölenlerin anısına Ukraynalı besteci Isaac Berkovich'in 'Masal' eserini çalmamı istedi. Ben de en iyi şekilde çaldım ve beni çok beğendi. Ders sonrasında akşamki sahnesine davet etti. Konseri sırasında beni sahneye çağırdı. Gülsin Onay'la aynı sahneyi paylaştım ve bana 'Master Class' eğitimi diplomamı verdi. Vedalaşırken 'Seninle tekrar görüşeceğiz' diyerek yanımdan ayrıldı. Hayallerim gerçek oldu" diye konuştu.
'KIZIMI, GÜLSİN ONAY'LA AYNI SAHNEDE GÖRDÜĞÜMDE ÇOK MUTLU OLDUM'Kızı Nil'in heyecan dolu anlarını anlatan Emel Göksel (39), "Ünlü piyanist ve devlet sanatçısı Gülsin Onay'ın geleceğini duyduk. Biz de eğitim için müracaat ettik. Kızım Nil, Akdeniz Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'ndan birkaç öğrenci arkadaşıyla birlikte Gülsin Onay'dan ders aldı. Piyanonun başına Nil'i oturttu. Kızım Nil, hocası Dr. Samir Mirzayev'le birlikte hazırladığı eserleri Gülsin Onay'a dinletti. Gülsin Hanım, Nil'in piyano çalma tekniğini çok beğendi. Kızım Nil ve hocasına övgü dolu sözler söyledi. Nil'i ders esnasında çok beğenen Gülsin Hanım akşam aynı sahneyi kendisiyle paylaşmasını istedi. Kızımı sahnede ünlü piyanist Gülsin Onay'la gördüğümde çok mutlu oldum. Çünkü Nil, hayalini gerçekleştirmiş oldu. Bir anne olarak kızımla gurur duydum" dedi.
'8 YAŞINDAKİ MUHTEŞEM YETENEK NİL GÖKSEL'Piyanist Gülsin Onay, sosyal medya hesabından Nil Göksel'in videosunu paylaştı. Videonun altında açıklama yapan Onay, 'Nil Göksel harika çalıyor. Ukraynalı besteci Isaac Berkovich'in eserini bugünkü Master Class'ımızın en küçük öğrencisi 8 yaşındaki muhteşem yetenek Nil Göksel çaldı. Bravo harika kızımıza' ifadelerine yer verdi.Konserinde ise dünyaca ünlü bestecilerin eserlerini yorumlayan Gülsin Onay, Antalyalılara unutulmaz bir akşam yaşattı. Konser sonunda dakikalarca ayakta alkışlanan Gülsin Onay, son albümünü hayranları için imzaladı ve birlikte hatıra fotoğraf çektirdi.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Piyanonun Altın Kızı Nil Göksel ve Piyanist Gülsin Onay'ın görüntüleri-Nil Göksel'in piyano çalması Gülsin Onay'ın alkışlaması-Gülsin Onay'ın piyano çalma görüntüsü
Haber ve Kamera: Aslı DURAN/ANTALYA,
Haber Kodu : 200114018=================================
'Arthur', dünyanın en pahalı mantarı trüf avlıyor
KIRKLARELİ'nin Vize ilçesinde Ziyafet Arslan (38), 'Arthur' isimli köpeği ile birlikte Istranca Dağları'nda kilosu 150 ile 1500 euro arasında değişen trüf mantarı topluyor. Türkiye'de 30 köpekten biri olan özel yetiştirilmiş 'Arthur', ormanlık arazide mantarları koklayarak buluyor. Arslan, "Türkiye'de profesyonel anlamda benim tanıdığım 30 kişi var, trüf toplayan. Eğitimini tamamlamış bir trüf köpeğinin fiyatı 1000 eurodan başlıyor, çalışmışlığına göre de 20 bin euroya kadar köpek bulunmaktadır. Türkiye'de şu anda 1000 ve 2 bin euro arası fiyatları değişmektedir" dedi.
Vize'de oturan Ziyafet Arslan, Istranca Dağları'nda özel eğitilmiş köpeği 'Arthur' ile dünyanın en pahalı mantarı trüf avcılığı yapıyor. Türkiye'de İstanbul ve Trakya bölgesinde bolca bulunan trüf mantarları, Orman Müdürlüğü'nden alınan özel izinle toplanabiliyor. Kokusu, aroması ve lezzeti ile başta Fransa olmak üzere, Avrupa mutfaklarında da tercih edilen trüf mantarı, özel sos olarak kullanılırken, kilosu 150 ile 3 bin euro arasında alıcı buluyor. 70'ten fazla türü bulunan trüf mantarı son zamanlarda Türkiye'de 5 yıldızlı otel ve lüks restoranların menüsüne de girmeye başladı. Bu mantarı toplamak için avcı bir köpeğe ihtiyaç duyuluyor. Özel eğitilmiş köpekler, meşe ormanlarında koklayarak bulduğu mantarı kazarak çıkarıyor.
'İLGİSİ OLAN HER KÖPEĞİ EĞİTİYORUZ'Özel eğitimli köpeği 'Arthur' ile Istranca Ormanları'nda trüf mantarı toplayan Ziyafet Arslan, "Köpeklerimiz 3 aylık olduktan sonra trüf mantarına karşı verdikleri tepkilerini ve alakaları olup olmadığına bakarak seçiyoruz. ve ona göre eğitimlerine başlıyoruz. Her köpeğin farklı yapısı olduğundan dolayı, bazıları daha az sürede bazıları daha uzun sürede eğitimlerini tamamlıyor. Köpeğin cinsi önemli değil önemli olan trüf mantarına olan ilgisidir, ilgisi olan her türlü köpeği eğitiyoruz. Ama yine de bizim tercih ettiğimiz cinsler, orta ırk cinsleridir. Doğal avcılıkta girilemeyecek bölgelere daha rahat giriyorlar. Yüksek ırkları doğal alanda çalıştırmak daha zor oluyor. Küçük ırkları da çok tercih etmiyoruz kuvvetlilik açısından zorlanıyorlar. Genelde enerji açısından Lagotto Romagnolo cinsini tercih ediyoruz" dedi.
'KİLOSU 3 BİN EUROYA KADAR ALICI BULUYOR'Sadece özel eğitilmiş köpeklerin mantarı bulduğunu söyleyen Arslan, "Sadece özel eğitilmiş köpekler, bu mantarı koklayarak buluyor. Dünya mutfağının vazgeçilmez tatlarından trüf mantarı kilosu 3 bin euroya kadar alıcı buluyor. Köpeklerin özel bir yemi yok, köpek mamasıyla besliyoruz. Eğitimlerinde teşvik amaçlı ödüllendirdiğimiz için ödül maması olabiliyor, salam ya da sosis olabiliyor. Trüf kokuya odaklı olduğu için eğitimlerini ona göre tamamlıyorlar. Sadece trüf olarak değil farklı alanlarda da kullanılıyor. Benzer eğitimler arama kurtarma çalışmalarında da kullanılıyor burada farkı trüf odaklı olması. Eğitim süreleri köpeğe göre değişiyor fakat temel eğitimleri ortalama 15, 20 gün içinde bitiyor. Sonra da arazi çalışmalarına başlıyoruz, köpek kendisi ne yapması gerektiğini daha iyi anlıyor. Köpek eğitimini 4,5 aylıkken tam olarak tamamlar" diye konuştu.
'SADECE KÖPEK DEĞİL, SAHİBİ DE EĞİTİMLİ OLMALI'Türkiye'de 30 trüf avcısı köpek olduğunu söyleyen Ziyafet Arslan, "Türkiye'de profesyonel anlamda benim tanıdığım 30 kişi var, trüf toplayan. Ben de sadece geçimimi trüf toplayarak sağlıyorum. Eğitimini tamamlamış bir trüf köpeğinin fiyatı 1000 eurodan başlıyor, çalışmışlığına göre de 20 bin euroya kadar köpek bulunmaktadır. Türkiye'de şu anda 1000 ve 2 bin euro arası fiyatları değişmektedir. Sadece köpeğin değil sahibinin de eğitimli olması gerekiyor. Nerede, ne zaman trüf mantarı aranması gerektiğini bilmesi lazım" dedi.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Ormandan genel-Köpeğin arama yapmsı-Ziyafet Arslan'dan detay-Köpekten detay-Mantarın bulunması-Arslan ile röp.-Detay görüntü-Muhabir Ali Can Zeray'ın anonsu-Genel, detay görüntüler
Haber-Kamera: Ali Can ZERAY/VİZE(Kırklareli),
Haber Kodu : 200114034================================
Açılmamış gazozları toplayarak koleksiyon oluşturdu BURSA'nın Osmangazi ilçesinde, antika dükkanı bulunan Aziz Alçiçek (45), Anadolu'da son 60 yıl içinde üretilmiş 50 farklı il ve ilçeye ait gazozları toplayarak koleksiyon oluşturdu.
Osmangazi'nin Tahtakale Mahallesi'ndeki tarihi Ahşap Han'da antika dükkanı bulunan koleksiyoner Aziz Alçiçek, uzun yıllardır gazoz, kaset ve plak gibi bakkal ürünlerini biriktiriyor. 2010'dan itibaren kapağı açılmamış cam şişe gazozlara merak salan Alçiçek, geçen süre içinde şehir şehir gezip, Anadolu'da üretilen 50 farklı il ve ilçeye ait gazozları toplayarak koleksiyon oluşturdu. Kapağı açılmamış gazoz bulmanın zor olduğunu dile getiren Alçiçek, bir şişe gazoz için bile yüzlerce kilometre yol gittiğini söyledi.
Farklı gazozlar bulmak için Anadolu'yu gezdiğini belirten Aziz Alçiçek, "Fırsat buldukça vakit buldukça yakın şehirlere, bazen İç Anadolu'ya gidiyoruz. Orada gittiğimiz ilçelerde işimize yarayacak mamulleri topluyoruz. Onun haricinde de soruyoruz 'Buraya ait bir gazoz var mı, bir içecek var mı, gazlı bir içecek var mı?' diye, olduğu zaman onları da alıyoruz tabi tek almıyoruz beş on tane alıyoruz. Misal elimde olmayan bir parça oluyor diğer bir arkadaştan takasa giriyoruz, o şekilde koleksiyonu yavaş yavaş büyütüyoruz" dedi.
'GAZOZLARI AÇILMAMIŞ ŞEKİLDE MUHAFAZA EDİYORUZ'
Bazı ilçelerin de kendilerine ait gazozları olduğunu söyleyen Alçiçek, "Çeşit olarak koleksiyonumda 50 çeşit gazozum var. Hepsini açılmamış vaziyette muhafaza ediyoruz. Gazoz bizim çocukluğumuzun içeceği. Yani biz küçükken 1970'li yıllarda falan kola pek içilmezdi, gazoz içilirdi. Her şehrin kendine ait gazozu vardı. Her ilçenin kendine ait gazozu vardı. Başlı başına bir araştırma konusu. Mesela bizim gazoz toplarken öğrendiğimiz şeyler var. Bazı gazozlar kahvehane gazozu, bu yüzden bakkalda ve markette yok. Sadece kahvelere dağıtılıyor. Biz de oradan esinlendik. Tabi bizden önceleri de var bu işi yapanlar, daha geniş kapsamlı. Daha sonra biz de ilerlettik. Günümüze kadar gelen gazozları toparlamaya çalışıyoruz ama şişe olarak değil de genelde açılmamış alıyoruz. O daha nadir daha zor bulunuyor" diye konuştu.
'GAZOZLAR İNSANLARIN ÇOCUKLUĞUNU GEÇMİŞİNİ HATIRLATIYOR'
Koleksiyonda 1960'lı yıllardan itibaren gazozlar olduğunu dile getiren Alçiçek, şöyle konuştu:
"Burada 1970'li yılların gazozları var. En eski derken gazoz Osmanlıya kadar dayanıyor. Hasanbey gazozları var meşhur Osmanlı döneminde. Bizim elimizde de 1960'lı yılların meyve suları var. Açılmamış vaziyette. En nadir parçamız o. Bazı gazozları bulmak çok zor. Yani firma sahipleri kahvehaneye veriyor ve diyor ki 'Boş şişeleri geri aldığımda bir şişe eksik olursa bir daha size gazoz satmam' diyor. O tip insanların gazozlarını almak için mecburen oralara gidiyoruz. Aksaray'a Karadeniz'in herhangi bir ilçesine gidiyoruz. Firma sahibi ile görüşüyoruz ve rica minnet bir tane iki tane alabiliyoruz. Bir şişe veya iki şişe gazoz alabilmek için Niğde'ye kadar gittiğimiz oldu. Karadeniz'den Samsun'a kadar gittiğimiz oldu. Gazozlar insanların çocukluğunu geçmişini hatırlatıyor. Bir de gazoz bize özgün dikkat ederseniz yabancı burada hiçbir şey yok. Yani sadece Anadolu'ya özgü gazozlar var. Zaten sayısı da azalıyor. Yirmi beş, otuz civarında gazoz üreticisi var şu anda tabi bunlar fason da yapıyorlar belli firmalara fasonda üretiyorlar. Gazoz bizim kültürümüze ait bir içecek. Gazoz yurt dışında o kadar yaygın değil."
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------------------------Gazozlardan görüntüler-Koleksiyoner Aziz Alçiçek ile röportaj
Haber: Muammer İRTEM/BURSA, - Kamera: Huzeyfe ÖZDEMİR/BURSA,
Haber Kodu : 200114029==============================
Eski model cipi off-road aracına dönüştürdüler
TRABZON'da girişimci Hasan ve Ferhat Aksoy, satın aldıkları eski model cipi, 250 bin liralık masrafla off-road aracına dönüştürdü. İki arkadaş, 'Hoyrat' adını verdikleri arazi aracıyla, Karadeniz'in zorlu coğrafyasında dere tepe demeden ilerleyerek adrenalin yaşıyor. Kışın yaylada mahsur kalanlara da yardım ettiklerini belirten Ferhat Aksoy, "Yolda aracımızı görenler fotoğraf çekilmek için durduranlar oluyor. Yaptığınız emeğin ilgi görmesi harika bir duygu. Her gören şaşkına dönüyor" dedi.
Beşikdüzü ilçesinde oturan Ferhat Aksoy ve arkadaşı Hasan Aksoy, 2 yıl önce CJ-5 marka cip satın aldı. Yurt dışındaki örneklerine bakarak arazi aracı tasarlamak için kolları sıvayan ikili, yaklaşık 250 bin TL harcayarak eski model cipi, off-road aracına dönüştürdü. Yerden yüksekliği ile dikkat çeken, Karadeniz'in zorlu doğa ve coğrafi şartlarına aldırış etmeden dağ, dere, tepe ve ormanları dolaşan iki arkadaş, yolu olmayan dağlara da araçlarıyla çıkarak, adrenalin yaşıyor. Aksoy arkadaşlar, 'Hoyrat' adını verdikleri özel tasarımlı araçla, yüksek kesimlerinde kış aylarında karla kapanan yerlere de ulaşıp, mahsur kalanların imdadına yetişiyor. Sosyal medyada paylaştıkları videolarla beğeni toplayan, aksiyon filmleri aratmayan görüntüleriyle de binlerce takipçi tarafından ilgi odağı olan ikili, off-road yarışlarına katılmayı planlıyor.
'MAHSUR KALANLARIN İMDADINA YETİŞİYORUZ'Off-road sporu ile yakından ilgilendiğini belirten Ferhat Aksoy, "İlçemizde yıllar önce sel meydana gelmişti. O günün şartlarına baktığımız zaman ne kadar aracımız profesyonel donanımlarla yapılmış olsa bile yine de yeterli gelmediğini gördük. Daha zorlu şartlara daha, zorlu bir araç gerekiyordu. Bugün 'Hoyrat' adını verdiğimiz bu aracı yaptık. Biz sadece zevk için yapmıyoruz ki bunu. Herkes bizim böyle bir aracımız olduğunu biliyor. Arıyorlar bizi. 'Kardan yaylada mahsur kaldık gelin bizi kurtarın' diyorlar. Bizde yola koyuluyoruz, onları da alıyoruz. Mahsur kalanların imdadına yetişiyoruz. Bize erzak siparişi de veriyorlar. Biz de bazen elimizde ekmek, bazen erzak çantası karla kapanan yollardan geçiyor insanların imdadına yetişiyoruzö dedi.
'KEŞFEDİLMEMİŞ YERLERİ BULUYORUZ DAĞLARDA'Hoyrat'la arazide kayda aldıkları görüntülerin sosyal medyada ilgi gördüğünü anlatan Ferhat Aksoy, "Sosyal medyada attığımız bütün videolar çok izleniyor. Yolda aracımızı görenler fotoğraf çekilmek için durduranlar oluyor. Yaptığınız emeğin ilgi görmesi harika bir duygu. Her gören şaşkına dönüyor. Biz bile adını bilmediğimiz ormanları dolaşıyoruz. Aracımız daha önce insanların çıkamadığı her yere tırmanıyor. Derelerin içinden geçiyoruz çoğu zaman. Keşfedilmemiş yerleri buluyoruz dağlarda. Burası Karadeniz zaten hep aşağıya doğru indin mi kimse kaybolmuyor" diye konuştu.
'YOLDA HİÇBİR ZAMAN KALMADIK'Yıllardır oto elektrik işi ile uğraşan Hasan Aksoy ise 'Hoyrat'ın kendilerini yolda bırakmadığını söyleyerek, "Off-road donanımına merak saldık. Kendi aracımızı yaptık. 'Hoyrat' adını verdiğimiz aracımızla her yere gidiyoruz. Yağmur, çamur, kar, fırtına hiç önemi yok. Çoğu zaman yol olmayan yerlerden derelerin içinden geçiyoruz. Biz dağlara, yaylalara aşık bir ikiliyiz. Her yere gitmek istiyoruz. Aracımızla beraber yarışlara katılmayı planlıyoruz. Çok çetin yollardan geçiyoruz. Bazen aracımız arızalanıyor, bazen tekeri çıkıyor hemen o zorlu arazide aracımızı tamir ediyor ve yolumuza devam ediyoruz. Yolda hiçbir zaman kalmadık. Aracımız bazen dere içinde çok zorlanıyor, kendini kaybediyor. Sanki dilimizden anlarmış gibi 'Hoyrat'a sesleniyorum ve 'Savaşacaksın burada, savaşacaksın' diyorum" ifadesinde bulundu.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Arazi aracından görüntüler-Aracın doğada çeşitli yerlerde çekilmiş görüntüleri-Araç derenin içinden geçerken görüntü-Aracın çamurda geçme görüntüleri-Offroad yaparken görüntüler-Karda görüntüler-Araç sahipleri ile röportaj-Haber genel ve detay görüntüleri
Haber-Kamera: Aleyna KESKİN-Selçuk BAŞAR TRABZON-
Haber Kodu : 200114021
==========================
Tarlasında bulup, banka kasasında sakladığı 'gök taşı', müzede sergilenecek ÇORUM'un Alaca ilçesinde çiftçi Mutlu Yılmaz'ın, geçen Nisan ayında tarlasında bulup, kiraladığı bir banka kasasında muhafaza ettiği 68 kiloluk 'gök taşı', Çorum Müzesi'nde sergilenecek. Müzede, 1 ay süreyle gecici olarak sergilenecek taşı, görmek isteyen çok kişi olduğunu belirten Yılmaz, "Taşa, talepler geliyor. En son Rusya'dan 68 bin Dolar teklif edildi. 15 Ocak itibariyle gök taşı 1 ay süreyle müzede sergilenecek. Ardından taşı geri alıp, bankada muhafaza edeceğizö dedi.
Alaca ilçesine bağlı Gerdekkaya köyünde yaşayan çiftçi Mutlu Yılmaz, 28 Nisan 2019'da nohut ektiği tarlasını hasada hazırlamak için büyük taşları temizlemeye çalışırken gördüğü kitap büyüklüğündeki taşı kaldırmaya çalıştı. Yılmaz, çok ağır olması nedeniyle taşı, yerinden bile hareket ettiremedi. Yanında bulunan arkadaşından yardım isteyip, taşın göktaşı olmasından şüphelenen Yılmaz, bulunduğu yerden alarak evine getirdi. Yılmaz, dışı gri renkte olan 68 kilo ağırlığındaki taştan bir numuneyi, incelenmesi için bir yakının yardımıyla Amerika'daki bir üniversiteye ulaştırdı. Yapılan incelemede; taşın bir 'gök taşı' olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine Yılmaz, taşı, kiraladığı bir banka kasasında muhafaza etmeye başladı. Gök taşını bulduğu tarlada detektörlerle de arama yapan Yılmaz'ın, göktaşını satmak istediği ifade edildi.
'MÜZDEDE SERGİLENECEK'12 haneli Gerdekaya köyünde 'gök taşı'nın ilçenin yanı sıra kentte de merak konusu olması üzerine İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü görevlileri harekete geçip, Mutlu Yılmaz ile iletişime geçti. Turizm müdürlüğü yetkilileri, 'gök taşı'nın Çorum Müzesi'nde sergilenmesi talebini Yılmaz'a iletti. Talebe olumlu cevap veren Yılmaz, muhafaza ettiği banka kasasından aldığı 'gök taşı'nı müzede sergilenmek üzere görevlilere teslim etti. 'Gök taşı'nın 15 Ocak itibariyle 1 ay süreyle Çorum Müzesi'nde sergileneceği, ardından da yeninden bir banka kasasına konulacağı belirtildi.
'68 BİN DOLAR TEKLİF GELDİ''Gök taşı'nın en az 4 bin yıllık olduğunun tahmin edildiğini anlatan Mutlu Yılmaz, "Taşa baktığında normal bir taş gibi duruyor ama kaldırmaya çalıştığımda ne kadar ağır olduğunu görünce şüphelendim. Taştan bir parçayı makine ile kesip gönderdik. İçinin siyah ve parlak gri renkte olduğunu gördük. Hatta taşın kesilen parçaları hava ile temas ettikçe daha da kararıyor. Amerika'ya gönderdiğimiz parçasına yapılan incelemede gök taşı olduğu kesinleşti. İçinde 12 element bulunduğu bize söylendi. Özellikle yurt dışında göktaşı ile ilgilenen çok kişi var. Bizde 'gök taşı'nı satmak istiyoruz. Talepler geliyor. En son Rusya'dan 68 bin Dolar teklif edildi. Ancak biz taşın değerinin çok daha fazla olduğunu biliyoruz o yüzden kabul etmedik. Tabii ki amacımız değerini verecek bir alıcıya taşı satmakö dedi.
'MÜZE GÖREVLİLERİNE TESLİM ETTİK'Mutlu Yılmaz, 'gök taşı'nın duyulması ile birlikte büyük bir merak konusu olduğunu da belirterek "Çok kişi arayıp gök taşını görmek istediğini söyledi. En son İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü görevlileri müzede taşı sergilemek istediklerini söylediler. Öğrencilerin vatandaşların görmesi için bizde kabul ettik. Gök taşını müze yetkililerine teslim ettik. 15 Ocak'ta Çorum Müzesi'nde 1 ay süreyle sergilenecek. Ardından taşı, tekrar geri alacağız. İlimize muhakkak katkısı olacaktır" diye konuştu.
'BAŞKA 'GÖK TAŞI' İÇİN KÖYE GELİYORLAR'Gerdekkaya köyü Muhtarı Gıyasettin Yılmaz ise 'gök taşı'nın duyulmasının ardından birçok kişinin köye gelip başka bir 'gök taşı' bulmak için detektörle arama yaptığını söyleyerek "Çok büyük bir ilgi oldu. Hem gök taşını görmek isteyenler oluyor hem de merak edip 'Acaba bizde bulabilir miyiz' diyerek aramaya gelenler oluyor. Köyümüz bir anda ilimizde gündem oldu. Gök taşı ile birlikte köyümüzde tanındı. Şimdi gök taşı müzede sergilenecek. Merak edenler göktaşını müzede görebileceklerö dedi.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------------------------Gök taşının bulunudğu tarladan detay-Köyden detaylar-Göktaşının bir barçasından detay-Göktaşının blunduktan sonra çekilen cep telefonu görüntüsü-Mutlu Yılmaz'dan detaylar-Röportajlar-Muhabir anonsu-DetaylarHaber-Kamera: Yaprak KOÇER-Hüseyin KALAY/ALACA (Çorum),
Haber Kodu : 200114031===================================
Ziraat mühendisi mantar üretimine başladı
MARDİN'in Derik ilçesinde, ziraat mühendisi Ayşe Yılmaz (28), iş bulamayınca kendi işini kurmaya karar verdi. Kültür mantarına ilgisi olan Yılmaz, Derik'te kiraladığı depoda 8 kişi de istihdam ederek 40 günde 700 kilo kültür mantarı üretti.
Şanlıurfa'daki Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde 3 yıl önce mezun olan ziraat mühendisi Ayşe Yılmaz, bir süre iş arayışında ve girdiği sınavlarda sonuç alamayınca kendi işini kurmaya karar verdi. Yılmaz, uzun süredir merak saldığı kültür mantarı üretimi yapmak için girişimde bulundu. Mantar üretiminin nasıl yapıldığını öğrenmek için Antalya ve Denizli'ye gidip, üretimleri yerinde gören Yılmaz, Derik'e gelerek 150 metrekarelik depo kiraladı ve burada kültür mantarı üretimine başladı.
40 GÜNDE 700 KİLO ÜRETİM YAPTI
Üretim tesisinde 8 kişiyi de istihdam eden Yılmaz, ürettiği kültür mantarını paketleyip başta marketler olmak üzere birçok yere satışını yapıyor. Kendi imkanıyla bu tesisi kurduğunu anlatan Yılmaz, "Bu işi başarmak için çabaladım. Denizli'ye, Antalya'ya gittim. Mantar işini yapanlara ulaştım. Üretimin nasıl yapılığını öğrendim. Keşke daha önce başlasaydım bu işe. 40 günde 700 kilo mantar üretimi yaptık. 8 kişiye de iş imkanı sundum. Günlük 300 gram şekilde ortalama 200 paket üretiyoruz. Bu mantarları çevredeki marketler ve sipariş halinde istenilen yere gönderiyoruz" dedi.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Üretim tesisinden görüntü-Üretilen mantarlar-Mantarların paketlenmesi-Yılmaz'ın konuşması-Genel ve detay görüntüler
Haber-Kamera: Emrullah KARAKAŞ/DERİK(Mardin),
Haber Kodu : 200114023===========================
Sağlığına kavuşan prematüre bebek, kep ve cübbe ile taburcu edildi GAZİANTEP'te 6 aylık 640 gram dünyaya gelen ve 117 gün boyunca yoğun bakımda tedavi gördükten sonra sağlığına kavuşan İsmail, kep ve cübbe giydirilerek taburcu edildi.
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 2019-2020 yılları arasında Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi göre 500 bebekten 100'ü prematüre olarak dünyaya geldi. Burada dünyaya gelen ve tedavileri yapılan prematüre bebekler sağlıklarına kavuşmalarının ardından, cübbe ve kep giydirilerek hastaneden taburcu ediliyor. Bedriye ve Ömer Şen çiftinin ilk bebekleri olan ve 6 aylıkken 640 gram olarak dünyaya gelen ve 177 gün boyunca Yoğun Bakım Ünitesi'nde yaşam savaşı veren İsmail Şen sağlığına kavuşarak cübbe ve keple taburcu edilen bebeklerden biri oldu.
Bebekle yakından ilgilenen ve zorlu bir süreç geçirdikten sonra bebeğin normal kilosuna ulaştığını ifade eden 'Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi Doktoru Doç. Dr. Aslıhan Abbasoğlu, "Bebeğimiz Eylül 2019 tarihinde 25'inci gebelik haftasında 640 gram olarak dünyaya geldi. Bizim için oldukça küçük bir prematüre bebekti. 37 haftanın altında doğan bebekleri prematüre bebek olarak adlandırıyoruz. Hem gebelik haftasının küçük olması hem de doğum ağırlığının çok küçük olması nedeni ile oldukça uzun ve yorucu bir süreç geçirdi. Bebeğin yanı sıra anne-baba için de oldukça zor bir süreçti. İsmail Şen yaklaşım 3 buçuk ay bizim misafirimiz oldu. Daha sonra doğum ağırlığı 560 grama kadar düşmüştü. Şu anda 117 günün sonunda 2 kilogram 150 gram ağırlığında taburcu ettikö dedi
'HAYATIN SINIRINDA GELDİ GİTTİ'Çok yıpratıcı bir süreçten geçtiklerini belirten Abbasoğlu, "Zamanında doğan bir bebek olsaydı şuan bir haftalık 2 kilogram 150 gram olarak dünyaya gelmiş olacaktı. Ama o annesinin karnında geçirmesi gereken süreyi bizimle geçirmeyi tercih etti. Yoğun bakım süreci oldukça zor ve yıpratıcı bir süreçti. Birçok dalgalanmalar yaşadık, defalarca hayatının sınırında geldi gitti. Annesini, babasını ve beni de çok korkuttu. Bu süreç herkes için okul gibi olduğu biz bebeklerimizi taburcu ederken bir mezuniyet serenomisi yaptık. Bebeklerimize küçük boyutlarda cübbe ve kep hazırlattım. Mor bilindiği gibi prematüre bebek rengi olduğu için de cübbelerimizi mor bir satenle süslemeyi tercih ettik. İsmail için de kendi aramızda bu şekilde bir tören düzenledik" diye konuştu.
'HİÇ VAZGEÇMEDİK'Hiç vazgeçmediklerini ve çocuklarının sağlığına kavuşacağından umutlarını kesmediklerini ifade eden Bedriye ve Ömer Şen çifti ise, "Çok mutluyuz. Gerçekten hiç vazgeçmedik ve çocuğumuzun sağlığına kavuşacağına inandık. Burada oğlumuzla ve bizimle çok ilgilendiler. İlk çocuğumuz bizim kıymetlimiz. Oğlumuzla ilk gecemizi geçirdik çok mutluyuz. Aslıhan hocamız başta olmak üzere tüm çalışanlara teşekkür ederizö dedi.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ----------------------------------Bebeğin mezuniyet kıyafeti ile görüntüsüBebeğin muayene edilmesiBebeğe kıyafetlerinin giydirilmesiBebeğin tartılmasıAnnesinin ilgilenmesiDr. Aslıhan Abbasoğlu ile röp.Bedriye Şen ile röpÖmer Şen ile röpGenel ve detay görüntüler
Haber: Mustafa KANLI-Kamera: Kadir GÜNEŞ-GAZİANTEP-
Haber Kodu : 200114027================================
Çocuk hastalar hem tedavi oluyor hem de eğitim görüyör
ERZURUM Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde (BEAH) çeşitli hastalıkları nedeniyle tedavi gören ve bu nedenle okula gidemeyen çocuklar, Milli Eğitim Müdürlüğü'nün görevlendirdiği öğretmenlerden derslerini alıyor. Öğretmenler Halil Elitok ve Ali İhsan Kara, okuldan uzak kaldıkları için göremedikleri dersleri hastanede yatarak tedavi gören minik öğrencilere anlatıyor.
Milli Eğitimin Müdürlüğü tarafından görevlendirilen öğretmenler, hastaneye yatan ilkokul çağındaki çocukları tespit ettikten sonra önce doktoru daha sonra aileleriyle iletişime geçerek, çocukların hem derslerinden geri kalmaması hem de hastanedeki travma kaygısını yenmeleri için hastanedeki sınıfta eğitim görüyor. Sınıfa gelemeyecek durumdaki hasta çocuklara ise tedavi gördükleri odalarda ders veren öğretmenler aynı zamanda çocuklara moral kaynağı oluyor.
'ÇOCUKLAR HASTANEDE OLDUKLARINI UNUTUYOR'Öğretmenliğin kutsal bir meslek olduğunu belirten Halil Elitok, öğretmek ve öğrenmek için zaman ve mekanın önemli olmadığını dile getirdi. Yaklaşık 15 yıldır hastanelerde öğretmenlik yaptığını ve bunun son 10 yılını BEAH'ta geçirdiğini aktaran Elitok, çocukların eğitimi için hastanede sınıf oluşturulmasının önemine dikkat çekti. Elitok, hastaneye yatan ilkokul çağındaki çocukları tespit edip velileri ve doktorlarıyla görüşmeler yaptıklarını belirterek, "Hastanedeki çocukların hem okul derslerinden geri kalmamalarını sağlamak hem hastane kaygılarını ve geçirdikleri travmaları atlatmak hem de okuldan uzak kalma kaygılarını gidermek için buradayız. Çocuklar, bizimle hastanede olduklarını unutuyor" diye konuştu.
HASTA ÖĞRENCİYE YATAĞINDA EĞİTİMYatarak tedavi gören çocuklara hastane sınıfında, bazı çocuklara ise yatağında müfredata uygun ders anlattıklarını belirten Halil Elitok, "Aileler ve çocuklar bu uygulamamızdan çok memnun. Öğrencilerin bu şekilde ders görmesi tedavi süreçlerini de olumlu etkiliyor. Uygulamamızın bir ayağı da yatak başı eğitim. Hastane sınıfımız 10 öğrenci kapasiteli. İlkokul son sınıfa kadar olan bütün çocuklarımızı burada eğitime alıyoruz, ancak her öğrencinin hastalığı ve tedavi süreci farklı. Sınıfa gelemeyen öğrencilere yatakları başında bireysel eğitim veriyoruz." dedi.
Hasta çocukları zaman zaman hastane yönetimiyle ödüllendirip moral verdiklerini belirten Elitok, eğitim yeri ve zamanı olmadığını söyledi. Elitok, "Günümüzde okulun sadece dört duvar arasında bir binadan ibaret olmadığının en iyi ispatlarından birisi de hastanedeki sınıftır. Aslında hayatın her safhası bir okul. Her alanda okuma ve öğrenme fırsatı oluşturabiliriz. Bu fırsatı sağlayan devlet büyüklerine teşekkür ediyoruz. Hastanede öğretmenlik yapıyorum dediğimde herkes şaşırıyor. Fakat hastaneye gelip bu eğitimi gördüklerinde çok mutlu oluyorlar. Biz de kendimizi artık hastanenin parçası olarak görüyoruz, çocuklara destek verdiğimiz için mutluyuz" ifadesini kullandı.
Hastanede tedavi gördüğü için okulundan ayrı kalan Erzurum Kazım Yurdalan TOKİ İlkokul birinci sınıf öğrencisi İranur Tosun, hastane öğretmenlerini çok sevdiğini söyledi. Büyüdüğünde doktor olmak istediğini dile getiren Tosun, "Hastanede her gün yanıma gelen öğretmenlerimizle ders çalışıyorum. Bazen öğretmenlerim ders veriyor onları yapıyor ve bıraktıkları kitapları okuyorum" diye konuştu.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Bölge Eğitim Hastanesinden detay -Servislerden detay -Öğretmenlerin odasından detay -Öğretmenlerden detay -Öğretmenlerin odasından çıkarak servislere çıkması -Ali İhsan Kara hasta öğrencinin odasına gelmesi-Ali İhsan Karanın öğrenciye ders vermesi-Halil Elitok'un öğrencilere ders vermesi-Halil Elitok ile röp-Hiranur Tosun ile röp
Haber: Turgay İPEK - Kamera: Zafer KUMRU/ ERZURUM,
Haber Kodu : 200114024
Son Dakika › Güncel › ÖZEL GÜNDEM - (TEKRAR) - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.