(İSTANBUL) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Bu ülkede işine geldiğinde sahnelere çıkıp, Kürtçe sloganlar atıp, Kürt sanatçılarla birlikte selamlar verip, partisine oy isteyenler; işine geldiğinde İmralı'dan mektup alıp İstanbul'da Anadolu Ajansı'na okutanlar, işine gelmediğinde Kürt siyasetçileri, Kürtleri kriminalize ediyorlar, onlarla kurulan ilişkileri ayıplıymış gibi gösteriyorlar. Şimdi işlerine gelmiş, kendilerince bir süreç yürütüyorlar. Biz onların çizdiği çerçeveye mahkum değiliz. Bizim çerçevemiz; Erdal İnönü'nün her bir Kürt'ün oyunu ve temsilini Türklerin de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı olan her etnisiteden insanın oyu ve kimliği gibi değerli gören yaklaşımı hepimize bir vasiyettir" dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasi Araştırmalar Vakfı'nın (TÜSES) eski Başbakan Yardımcısı ve SHP Genel Başkanı Erdal İnönü'yü anma toplantısına katıldı. Özel, darbe dönemleri dışında Türkiye siyasi tarihinin bir siyasi parti açısından en çalkantılı ve baskının en yoğun olduğu bir döneminde olduklarını belirterek, dayanışma ve mücadeleyi birlikte sürdürmenin zamanı olduğunu kaydetti.
Özel, Erdal İnönü'ye ilişkin, "Bugün büyük bir devlet adamı, usta bir siyasetçi olmanın yanı sıra ülke siyasetinde hem çok hoş sedalar bırakan hem de siyaset gibi asık suratla yapılan işe mizahı, espriyi katabilen, derin bir zekayı büyük bir ustalıkla ve fevkalade anlaşılabilir bir şekilde siyasi söylemlerinin içine dahil edebilen, siyasete böyle katı kurallarla değil, kendi yaşam biçimiyle çok önemli etkiler bırakmış birisidir" dedi.
İnönü'nün CHP'nin eski genel başkanı olduğunu hatırlatan Özel, "'SHP'nin ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel başkanları bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel başkanı olarak anılacak' diye birleşme protokolü buna uygundur. Kendisini bu anlamda da bir kez daha hem rahmetle hem minnetle yad ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Özel, İnönü'nün siyasetten önce bilim insanı kimliğine sahip olduğunu hatırlatarak, "Onun yaşam hikayesini okuduğumda onun son anda fizik okumaya karar verdiğini öğrenmiştim. Son sene karar vermiş. Ben de son seneye kadar fizik okumaya karar vermiş. Hatta fizik mühendisliği ve fizik bölümlerini tercihlerine yazmış. Yatılı okulda büyümenin verdiği, sırtıma yüklediği bir yükle son gece tercihleri evde yaparken babamın 'Neler yazıyorsun?' deyince 'Fizik yazıyorum' dediğimde, 'Dershanede fizik öğretmeni olursun. Türkiye'de fizik okumakla olmaz. Gel sen şuraya benim hatırım için şu fiziği sil de şuraya bir eczacılık yaz' diyerek eczacılık mesleğine yönlendirdiği, ben de nasılsa daha yukarılardaki tercihlerden biri tutacak diyerek babamı kırmamak için son gece tercihini değiştirmiş birisi olarak Erdal İnönü'nün yıllar yıllar önce Türkiye'de fizik okuyabilecek tek bir bölüm varken onu tercih etme vizyonunu, hem cesaretini hem kararlılığını hep böyle ibret alarak okumuşumdur" diye konuştu.
Askeri darbeden sonra Erdal İnönü'nün siyasete girmeye karar vermesinin önemine dikkat çeken Özel, "Çünkü biz hep babasının demokrasiye dair anılarıyla, duruşlarıyla, söylemleriyle övünüyoruz. Partinin grup başkanvekilliğini yaptığım sürede, ona karşı yapılan haksızlıkları yıllarca Meclis çatısı altında savuşturmak, doğru cevapları vermekle meşgul oldum" dedi. Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İsmet Paşa, 1960 darbesinden, Menderes'in, Polatkan'ın, Zorlu'nun idamından mesul tutulmaya çalışılan, çirkin saldırılara uğradığında hem o süreçteki çabalarını doğru kaynaklardan aktarır, cevaplardık. Ama en çok da şeyi anlatırız: İsmet Paşa'nın 1950 seçimlerine giderken hakim denetiminde, bugün hatta partimizin son yaşadığı zorlu süreçlerde dahi seçim hukukunun hakim denetiminde seçim yapılmasının, seçim hukukunun hakimler tarafından, tarafsız hakimler tarafından işletilmesinin ne kadar önemli olduğunu yaşıyoruz. Demokrat Parti'nin kaygılarını, Cumhuriyet Halk Partisi ile birlikte Cumhurbaşkanı olarak onları bir araya getirip ortaya koyduğu hakim denetiminde seçimin ne kadar önemli olduğunu bir kere hatırlamak lazım.
"1980 darbesinden sonra başarılı bir bilimsel geçmişi varken dönüp siyasette bir sorumluluk alma ihtiyacı duyuyor"
Sonra 1950 seçimlerinde, 14 Mayıs akşamı daha seçimlerin sonuçlarının kesinleşmesine bayağı da zaman varken ve daha ilk geceden birileri 'Herhalde bunlara iktidarı bırakmayı düşünmüyorsunuz Paşam' demişken, yaverini Demokrat Parti'ye yollayıp 'Paşa devir-teslime hazırdır, bu konuda kararlıdır' demesinin… Ki bunu söyleyen kişinin, Garp Cephesi Kumandanı, Atatürk'le birlikte ülkenin kurucu babalarından, kurucu önderlerinden bir tanesi. Selamını alırken baktığı askerin heyecandan tansiyonunun düştüğü bir karizmatik asker ve kaşını oynatmasıyla bu dediğini yapmak için gözünün içine bakanlar varken o bunu yapıyor.
Bugün andığımız Erdal İnönü'ye yazdığı mektubunda seçimden herhalde bir hafta on gün sonra diyor ki: 'Şüphesiz en büyük yenilgimi yaşadım ama ülkeye kazandırmak istediğimiz yaşam biçimi açısından çok önemli bir başarıyı elde ettik. Türkiye'de demokrasi kazandı. Çok partili hayat geri dönülmez bir şekilde hayatımıza girdi' diyor. İşte o mektubun muhatabı genç Erdal, 1980 darbesinden sonra bu kadar başarılı bir bilimsel geçmişi varken ve aslında siyasete baktığınızda Türkiye siyasetine ki ülkenin başbakanı, bir önceki başbakanı, muhalefet partisi liderleri içeriye atılmış, partiler kapatılmış, işkenceler, idamlar falan varken dönüp siyasette bir sorumluluk alma ihtiyacı duyuyor.
"Cumhuriyet Halk Partisi'nin bugünlere gelmesinin önündeki bütün engelleri kaldırıyor"
Bir parti kuruyor. Önce veto ediliyor, ardından partisini kuruyor. Ardından bir birleşme ile Sosyal Demokrat Halkçı Parti'ye, Halkçı Parti ile birleşerek Sosyal Demokrasi Partisi'ni Sosyal Demokrat Halkçı Parti'yi kurmuş oluyor. 1986'da darbeden 6 yıl sonra partisini ve Sosyal Demokratları meclise taşıyor. Dağılanı topluyor, kaybolan umutları yeniden örgütlüyor ve 89 yerel seçimlerinde Türkiye'de belediyelerin yüzde 58'ini kazanarak partisini darbeden sonra birinci parti yapmayı başarıyor.
Ondan sonraki devam eden süreçte de kavga yerine uzlaşıyı koyarak, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendisini başbakan yardımcılığına, Cumhuriyet Halk Partisi'ni iktidara taşıyarak ve o süreçte artık Türkiye'nin yeniden demokratikleşmesine yönelik çok özverili adımları kararlılıkla atarak, siyasetteki muhataplarıyla onların beklediği gibi birtakım ilişkilere girip kendisi dışındakilere siyaset alanını kapatmak yerine, aksine demokratik ve özverili bir şekilde bugünkü Cumhuriyet Halk Partisi'nin bugünlere gelmesinin önündeki bütün engelleri kaldırıyor. Kapıyı herkese açıyor. Zamanı geldiğinde zaman biz hiçbir zaman öyle düşünmedik. Ama zamanı gelmiş bir veda için kişinin kendi üzerine düşen sorumluluğu öyle tüzüklerde yazmasına falan da bakmaksızın kendi kendine yerine getiriyor ve partideki bir devir teslimi öyle hiç kimse zorlamadan, hiç kimse beklemiyorken yapıyor ve aslında 10 yıllık bir sürenin sonunda o darbe döneminden sonra üstüne düşen sorumluluğu yerine getirip ondan sonra da anılarını yazmayı ve ülkeye bir başka şekilde katkı sağlamayı göze alabilecek kadar örnek bir davranışı gösteriyor.
"Cinsiyet kotasını, Erdal İnönü'den kendime veya CHP'li bütün yöneticilere yazılı olmayan bir vasiyet olarak görüyorum"
Türkiye'de cinsiyet kotası mühim bir şey. Onu Türkiye'de siyasi partilerin tüzüğüne ilk koyan kişi Erdal İnönü'dür. Şu anda biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak onun yüzde 20 uyguladığı kotayı önce yüzde 30, sonra yüzde 33. Zor bir kurultayda geçen sene Sayın Genel Başkanımın da varlığında ve aslında rahmetli Altan Öymen'le, Hikmet Çetin'le birlikte bulduğumuz bir formülle, üç adım atlamayla. Çünkü beş tanesi kadın, 76'sı erkek il başkanının taşıdığı bir süreçte. Delegelerin ezici bir çoğunluğu erkekken, geçici madde düzenlemeleriyle üç adım atlama dediğimiz bir formülle şöyle yaptık: Her kurultayda önce 35'ten 40, sonra 45 ve yapılacak üçüncü kurultayda yüzde 50 ile kadın erkeğin eşit temsil edildiği bir parti haline Cumhuriyet Halk Partisi geldi.
Bu yapacağımız kurultaydan iki sonraki kurultayda hiçbir tüzük düzenlemesine gereksinim olmaksızın artık cinsiyet kotası diye bir şeye de ihtiyaç yok. Eşit temsil var. Bu konuda ben bunu gerçekten Erdal İnönü'den kendime veya CHP'li bütün yöneticilere yazılı olmayan bir vasiyet olarak görüyorum. İlla bir şeylerin yazılı olması gerekmez. Örneğin cinsiyet kotası var, gençlik kotası var. Biz bu kotaları koymuşuz. Sonra belediye meclis seçimleri yapıyoruz veya başka seçimler yapıyoruz. O seçimlerde kotalar parti örneğin o ilde 12 belediye meclis üyesi çıkaracak durumdaysa bütün kotalar 12'den sonra da uygulanıyor kadınlara, gençlere. Buna bir çare bulmak lazım ama düşünememişiz böyle uygulanabileceğini. İşte, '16, 17, 18, 19'a kadın yazıp kotayı tutturduk genel başkanım' diyorlar. Biz hiçbir yerde yazmasına bakmaksızın şöyle bir şey yaptık. Dedik ki: 'Pencere yöntemi uygulayacağız'. Madem ki gençlik kotası yüzde 20 ise ilk beşin içinde o pencerede bir tane genç göreceğiz. Kadın kotası yüzde 33'se her üçte bir bir kadın göreceğiz.
Siz ön seçim de yapsak ya da bir başka şekilde sıralamayı genel merkeze yolladığınızda ilk üçte değil de kadın 9'daysa 9'daki kadını 3'e çekeceğiz. 14'teki kadını 5'e çekeceğiz. 18'e koyduğunuz kadını 9'a çekeceğiz ve kotaları kendi içinde döndürerek pencere yöntemiyle uygulayacağız. Bunu yapmak suretiyle Türkiye'deki, gittiğinizde belediye meclisleriyle fotoğraf çektirmek istediğinizde geçmişte böyle yan yana 12 erkek görürdünüz. Şimdi o 12 erkekten en az 4 tanesini fiili uygulamada toplamda yüzde 33 hedeflediğimiz yerde yüzde 25'lik bir kadın kotası gerçekleşmesiyle karşı karşıyayız. Bundan sonraki süreçlerde de hem kadınlar için hem gençler için bu kotaları böyle koruyucu morucu değil, siyasete katmak için ve bundan sonra o kotalara ihtiyaç olmayacak kadar çok kadının ve gencin siyasette söz sahibi olmasını sağlamak için kullanmaya devam edeceğiz.
"Kadınlar bilsin ki CHP yönetiyorsa Türkiye'yi, orada erkeklerin vereceği kararlarla kadınlara alanlar açılmayacak"
Sayın Erdoğan birisi Cumhurbaşkanı Yardımcısı, 17'si bakan 18 kişilik bir kabine atadı. Halen o kabine görevde, o kabinede bir tane kadın var. O kadın da Mahinur Hanım, aileden sorumludur. Kafada Türkiye'deki bütün kadınlar bilsin diye söylemek durumundayım ki Türkiye'yi yöneten zihniyette kadın aileden sorumludur. Evlenir, çocuk doğurur, çocuk büyütür, çocuğa bakar, eşine bakar ve onun sınırı ailedir. O yüzden Türkiye'de mesela devletin kreş yapmak gibi bir derdi yoktur. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin vardır. Devletin her mahalleye bir kreş yapmak gibi, kadını sosyal hayata, istihdama katmak gibi bir derdi yoktur.
Sayın Erdoğan bu görevlendirmeyi yaptıktan 9 ay sonra partinin yönetimine geldik ve bir gölge kabine uygulaması başlattık. Orada da biz birisi Cumhurbaşkanı Yardımcılığı olmak üzere 17 gölge bakan, toplam 18 kişi atadık. 18 gölge bakanın dokuzu kadındır, dokuzu erkektir. Türkiye'deki bütün kadınlar bilsin ki eğer Cumhuriyet Halk Partisi yönetiyorsa Türkiye'yi, orada erkeklerin vereceği kararlarla kadınlara alanlar açılmayacak. Zaten ülkedeki yetkinin, iradenin yarısını kadınlar, yarısını erkekler kullanıyor olacaktır.
"Liberal demokratları, sosyalist demokratları ve Kürt demokratları Türkiye İttifakı'na davet etmiştik"
Biz de, benden önceki genel başkanımız da hep ısrarla Kürt sorununun çözüm yerinin Meclis olduğunu, Meclis'te kurulacak bir komisyon olduğunu söyledik. Son seçimde bile sadece Cumhuriyet Halk Partisi'nin adayına Kürtler oy verecek diye Cumhuriyet Halk Partisi'ni terörle ilişkilendirip Kandil'den yalan videolar yayınlayanlar olmuştu. Son seçimlerde biz sosyal demokratların yanında milliyetçi demokratları, muhafazakar demokratları, liberal demokratları, sosyalist demokratları ve Kürt demokratları Türkiye İttifakı'na davet etmiştik. Bu süreçlerimizi biz seçmenin durumuna göre bazı yerlerde milliyetçi demokratların, bazı yerde hem milliyetçi, hem Kürt, hem muhafazakar demokratların listelerimizde yer almasını sağladık.
"Biz Türkiye İttifakı'nı cesaretle savunduk, savunmaya devam ediyoruz"
Biz buna Türkiye İttifakı ya da o ilin ittifakı, ilçenin adıyla andığımız ittifaklarla ifade ediyorduk. DEM Parti de bunu kent uzlaşısı diye, 'Kazanacağımız yerde kazanırız. Kazanamayacağımız yerde kent suçu işlemeyeceğine, adil davranacağına, Kürt seçmenleri de kapsayacağına, onların iradesini de göreceğine inandığımız adaylara, listelere oy veririz' demişlerdi. Biz Türkiye İttifakı'nı cesaretle savunduk, savunmaya devam ediyoruz. Yerel seçimlerde bunu da bir terörle ilişkilenme gibi ifade edenler olmuştu. Ardından iddianameler düzenlediler. Örneğin Şişli'nin Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ı Şişli İttifakı kurduğu için DEM Parti'nin Parti Meclisi kararında yer alan tanımlamayla bir sorguya aldılar ve kendisine 'Kent uzlaşısı ne demek?' dediler. ve sordukları sorunun kalıbının içinde şu cümle vardı, hemen hemen aynen aktarıyorum: 'Doğuda belediye kazanabiliyorken batıya geldikçe belediyeleri kazanamayacakları için Kürtlerden adayları belediye meclis listelerine koymak suretiyle batıdaki belediye meclislerinde Kürtleri söz sahibi kılmaya çalıştığınız doğru mudur?'.
Kent uzlaşısı iddianamesinin özü budur. Bu aslında herhalde biz yaptığımız işi yani kimseyi dışarıda bırakmadan, kimseye 'Sen belediye yönetemezsin' demeden; kazanabildiği yerde kazanır, adayını çıkarır, seçilir. Ama gücünün olmadığı yerde onu yok saymak yerine onu sistemin içine katmak, onun da kendinin temsil edildiğini gören isimleri listelere koymak, onun kıymetli oylarına talip olmak, kazandıktan sonra da birlikte yönetmek için ona yetkiler verme meselesi aslında siyasetin temel amacı, demokrasinin temel amacı olduğunu görmeyen, bunu içselleştirememiş, demokrasiyi işine geldiği istasyonda binilip 31 Mart'ta seçimi kaybettiğinde o istasyonda inilmesi gereken bir yer olarak gören zihniyet bununla suçladı arkadaşlarımızı. Hala daha 10 arkadaşımız, belediye meclis üyemiz, ikisi belediye başkan yardımcımız bu dosyadan tutuklular. İki belediye başkanımız bu dosyadan tutuklu. Gerçi bir tanesinin bu dosyadan tutukluluğu kalktı. Yedeklediler, başka bir dosyadan tutuklular. Resul Emrah Şahan'ın da bu dosyadan tutukluluğunun kalkacağını öngörüp başka bir iftirayla tutukladılar. Aynı sürecin içinde de Sayın Altan Ertürk de benzer bir iftiraya muhatap olarak o da şimdi Silivri Cezaevi'nde. Ümit ediyorum bugün kendisinin burada ev sahibi olarak mesajını dinledik. Yarın da kendisini Ekrem Başkan'la birlikte Silivri Cezaevi'nde ziyaret edeceğim. Ama Türkiye hala daha bir yanda bir süreç yürütülüyor, bir yanda böyle bir ayıpla karşı karşıya.
"Erdal İnönü'nün her bir Kürt'ün oyunu ve temsilini, her etnisiteden insanın oyu gibi, değerli gören yaklaşımı hepimize bir vasiyettir"
Sonra bize çokça şey sordular. 'Bu şartlarda o masaya oturacak mısınız?'. Ben ısrarla ve kararlılıkla söyledim. Hatta zaman zaman her çalkantıda sorarlar, 'Masadan kalkacak mısınız?' diye. O masa fikrinin sahibi biziz. Bu ülkede işine geldiğinde sahnelere çıkıp, Kürtçe sloganlar atıp, Kürt sanatçılarla birlikte selamlar verip, partisine oy isteyenler; işine geldiğinde İmralı'dan mektup alıp İstanbul'da Anadolu Ajansı'na okutanlar, işine gelmediğinde Kürt siyasetçileri, Kürtleri kriminalize ediyorlar, onlarla kurulan ilişkileri ayıplıymış gibi gösteriyorlar. Şimdi işlerine gelmiş, kendilerince bir süreç yürütüyorlar.
Biz onların çizdiği çerçeveye mahkum değiliz. Bizim çerçevemiz; Erdal İnönü'nün her bir Kürt'ün oyunu ve temsilini Türklerin de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı olan her etnisiteden insanın oyu ve kimliği gibi değerli gören yaklaşımı hepimize bir vasiyettir. O vasiyeti takip etmeye, biraz önce Sayın Genel Başkanım söyledi, Genel Başkan olarak kürsüye ilk çıktığımda söylemiştim. Kürtler 'Sorunum var' diyorsa Türkiye'de Kürt sorunu vardır. Aleviler 'Sorunum var' diyorsa, Türkiye'de Alevilerin sorunu vardır. Siyasetin görevi; onlar 'Sorunum kalmadı' diyene kadar onları dinlemek, onların sorunlarına çözüm üretmektir. Bunun için Meclis'te birileri açısından bambaşka alan olarak tarif edilebilecek Meclis komisyonunu önemsiyoruz. Oraya yapıcı katkılar veriyoruz. İşlevsizleştirildiğinin farkındayız. Eleştirilerimizi dile getiriyoruz. Ama Tayyip Erdoğan kendi çizdiği çerçevede bize yer yok diye istediği kadar uğraşsınlar, o komisyonun dışında kalmak, bu sürecin dışında kalmak, tarihin yanlış tarafında durmak bizim işimiz değil. İlk sorulduğunda söylemiştim. Tarihin doğru tarafında durma sorumluluğumuz var. Ne kadar acı çekiyorsak, ne kadar zulme uğruyorsak, ne kadar baskı görüyorsak görelim. Çözerlerse çözerler, çözmezlerse gelecek ilk sandıkta Cumhuriyet Halk Partisi kurulduğu gün olduğu gibi, 31 Mart gecesi olduğu gibi, bütün anketlerde olduğu gibi gelecek ilk sandıkta da Türkiye'nin birinci partisi olacaktır. Bugün katkı sağlamaya çalıştığı sorun, demokratik yollarla çözülürse katkı sağlayacaktır. Eksik alırsa, eksiklerini tamamlayacaktır. Hiç çözülmezse hiç şüpheniz olmasın iktidara geldiğinde çözecektir.
"Aslan sosyal demokratların düşlediği ülke için çalışıyoruz"
Bizim yöneteceğimiz Türkiye'de kimse kendini bu ülkede bir diğerinden daha az ayrıcalıklı, daha az kıymetli, daha az hakları olan birisi olarak görmeyecektir. Yöneteceğimiz ülkede hiçbir çocuk hayata kapatamayacağı kadar farkla geriden başlamayacaktır. Babadan, anadan, oğula - kıza yoksulluk miras kalmayacaktır. Bu ülkede biz Erdal İnönü'nün düşlediği gibi bütün Aslan Sosyal Demokratlar'ın düşlediği gibi hep birlikte, kardeşçe ve bu ülkenin yarınlarını, bu ülkenin evlatlarının hak ettiği gibi bir ülke olmaya hazırlayacak şekilde hep birlikte çalışacağız. İnanıyorum ki hep birlikte başaracağız. Bugünkü bu kıymetli toplantı için, davetleriniz için teşekkür ediyorum. Gün boyunca Erdal İnönü'yü andık, anmaya devam edeceğiz. Çok kıymetli konuşmacılar var. Otobüslerin üstünde, gece mitinglerinde, hafta sonları şehir mitinglerinde koşturarak, maalesef itiraz ederek, ses yükselterek ve bir yandan mücadeleyi diri tutarak ve bir yandan örgütümüzü ayakta tutarak, kimseyi bu kadar baskıya ve zulme rağmen teslim olmamızı gerektirecek hiçbir şey olmadığına ikna etmeye çalışırken; gerçekten hem yoruluyoruz, hem belki kendi sesimizle bile birbirimizi yoruyoruz. Ama böyle bir günün içinde yer almak, böyle kıymetli bir toplantıyı takip etmek ve dinleyecek olmak, hepimize de nefes aldırdı."
Son Dakika › Güncel › Özgür Özel: Bizim Çerçevemiz, Erdal İnönü'nün Her Bir Kürt'ün Oyunu ve Temsilini, Her Etnisiteden İnsanın Oyunu Değerli Gören Yaklaşımı Vasiyettir - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.