İran Hürmüz Boğazı'nda Güvenlik Protokolü Üzerinde Çalışıyor - Son Dakika
Son Dakika Logo

İran Hürmüz Boğazı'nda Güvenlik Protokolü Üzerinde Çalışıyor

06.04.2026 14:41

İran, Hürmüz Boğazı için yeni güvenlik protokolü geliştirirken ateşkes önerilerini eleştirdi.

(ANKARA) - İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Hürmüz Boğazı'nda yeni bir güvenlik protokolü üzerinde çalışıldığını bildirdi. Bekayi,  "geçici ateşkes" tekliflerine ve "uluslararası nükleer denetim mekanizmalarına" eleştirilerde bulundu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, düzenlediği basın toplantısında, gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Bekayi, İran'ın ABD tarafından önerilen 48 saatlik ateşkes teklifini neden geri çevirdiğine ilişkin bir soruyu, şöyle yanıtladı:

"Sadece büyüklerimiz daha önce söylediği için değil, sebebi tecrübedir. Ateşkes, cinayetlerin devam etmesi için güç toplama ve teçhizat yenileme anlamına gelir."

Bizim talebimiz, bu uğursuz döngünün bir daha tekrarlanmayacağından emin olunarak dayatılan bu savaşın sona ermesidir. Bunun garantisinin ne olduğunu sorabilirsiniz. Garanti, düşmanın bir daha saldırıya cüret edemeyecek şekilde pişman edilmesidir. Peki uluslararası hukuki bir garanti var mı? Hayır, yok. Bu nedenle, ulusal güvenliğimizi ve İran'ın varlığını ilgilendiren bir konuda, güvenliğimizi koruyacağımızdan emin olacak şekilde hareket etmeliyiz."

Sözcü Bekayi, Nahçıvan'a yönelik saldırıya ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

"Eğer Azerbaycan Cumhuriyeti ile ilgili konuyu kastediyorsanız, biz açıkça belirttik ki İran tarafından Azerbaycan'a yönelik herhangi bir atış gerçekleştirilmemiştir. İki tarafın cumhurbaşkanları ve dışişleri bakanları arasındaki görüşmelerin yanlış anlaşılmaları giderdiğini düşünüyorum."

Aynı durum Türkiye için de geçerliydi. Türkiye konusunda da bizim tarafımızdan bir atış yapılmadığını açıkça ifade ettik. Dolayısıyla iki ülke arasında bu anlayışın mevcut olduğunu ve bir sorun varsa bile yapılan görüşmelerden sonra çözüldüğünü düşünüyorum."

"İran'ın nükleer programının barışçıl olmadığına dair hiçbir belge yer almamıştır"

Sözcü, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi'nin İran'ın silah düzeyindeki uranyum stokları hakkındaki açıklamalarına ilişkin de şunları söyledi:

"Bu tür sözler, aşırı yorum yapmanın hafıza kaybına yol açtığını gösteriyor. Zira bizzat Ajans'ın kendi raporlarında bile, İran'ın barışçıl nükleer programının rayından çıktığına dair en ufak bir tartışma dahi hiçbir zaman yer almamıştır. Görevi, Ajans tüzüğüne göre sorumluluklarını yerine getirmek olan birinin sürekli savaş ateşini körüklemesi, böylesine önemli bir kurumu yönetme liyakatinin gerçekten yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor."

Daha önce de belirttiğim gibi; uluslararası toplum, bir UAEA üyesi ülkeye karşı yürütülen saldırgan bir savaşın ortasında, fiilen saldırıları meşrulaştıracak şekilde tavır alan bir kişinin daha önemli sorumluluklar üstlenmeye layık olup olmadığına karar vermelidir."

"Umman ile yapılan görüşmelerin amacı, gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişi için bir protokol hazırlamak"

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, İran ve Umman arasında dün Hürmüz Boğazı konusunda gerçekleşen toplantının detaylarına ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

"Bu toplantı, İran İslam Cumhuriyeti ve Umman Dışişleri Bakan Yardımcıları düzeyinde gerçekleştirildi. Her iki ülke de Hürmüz Boğazı'na kıyısı olan ve bölge güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olan ülkelerdir. Son 30 küsur gündür, ABD ve Siyonist rejimin İran'a dayattığı savaş nedeniyle, uluslararası hukuk çerçevesinde bu su yolunun güvenliğini korumak ve saldırgan eylemlere alet edilmesini önlemek adına saldırgan taraflara ait veya onlarla bağlantılı gemilerin geçişine izin vermeyeceğimizi belirttik."

Aynı zamanda, hasım olmayan ülkelere ait gemilerin güvenli geçişini sağlamak için gerekli tedbirler düşünülmüş ve düzenlenmiştir. Bu su yolunun güvenliğini kendi ulusal güvenliğimizin bir parçası olarak tanımlayan bir ülke olarak; savaş koşullarında olmamıza ve önceliğimizin vatan savunması olmasına rağmen, oldukça sorumlu bir kararla Hürmüz Boğazı'na kıyısı olan diğer ülke olan Umman ile görüşmelere başlama kararı aldık.

Bu görüşmelerin amacı, gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişine yönelik bir protokol ve uygulama yönergesi üzerinde çalışmaktır. Toplantı, Dışişleri Bakan Yardımcıları düzeyinde yapılmıştır ve bu görüşmelerin bir sonuç alınana kadar devam edeceğini düşünüyoruz."

"İran'a verilen destek ve savaş karşıtlığı, bu yoldaki haklılığımızın göstergesidir"

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi,  ulusal ve uluslararası toplumun İran'a desteği ve eski Dışişleri Bakanı Cevad Zarif'in önerisi dahil sunulan ateşkes önerileri göz önüne alındığında diplomasi kurumunun bu potansiyeli nasıl kullanacağına ilişkin bir soruyu şöyle yanıtladı:

"Düşmanı hüsrana uğratmak için tüm kabiliyetlerimizi ve kapasitemizi kullanmalıyız. Vatan savunucuları arasında bir iş bölümü vardır, askeri sistemlerin başında oturanlar kendi görevlerini yapıyorlar, biz diplomasi kurumunda başka bir şekilde görevimizi yapıyoruz ve meydanlarda, sokaklarda olan halk ise her iki tarafın da gerçek arkasındaki güç olarak hareket ediyor. Halkın desteği olmadan ne diplomasi ne de ülkenin sınırlarını savunanlar başarılı olabilir."

Çevre ülkelerde şahit olduğumuz duruma gelince; Irak halkına, Türkiye halkına, Pakistan halkına ve bu dayatılan savaşa karşı İran milletini çok anlamlı ve net şekillerde savunan, destekleyen diğer tüm ülkelere gerçekten teşekkür etmek gerekir.

Bunlar kesinlikle İran'ın arkasındaki güçtür. Hem bölgede hem de Avrupa ve bizzat ABD'de şahit olduğumuz bu destekler ve savaşa karşı duruş, bizim bu yoldaki haklılığımızı gösterdiği gibi, savaşın yayılmasını önleyici bir caydırıcılık da oluşturabilir. Çünkü hükümetler bu savaşın, güç ve şehvet düşkünü bir grup ve klik tarafından dayatılan bir savaş olduğunu, hiçbir yasal dayanağı ve ahlaki meşruiyeti olmadığını çok iyi anlayacaktır. Sokaklardaki bu destekler kesinlikle bu sürece ve bu genel anlayışa yardımcı olacaktır."

Altyapıyı hedef alan saldırılar

Sözcü, İran'ın altyapılarının hedef alınmasına Tahran'ın vereceği yanıtın ne olacağına ilişkin bir soruyu, "İtidalli davranmanın  esasen hiçbir anlamı yoktur. Dolayısıyla İran İslam Cumhuriyeti'nin ülkesini savunmak için düşmanı pişman etmek adına hem içeride hem de bölge düzeyinde tüm kapasite ve kabiliyetlerini kullanması son derece doğaldır" diye yanıtladı.

"'İranlılar taş devrinde bile edep ve nezaketle konuşurlardı. Tahran asla Trump'ın ültimatomlarına boyun eğmeyecek"

Sözcü, "ABD Başkan Donald Trump'ın hakaretamiz dili ve İran'a yönelik tehditleri karşısında İran'ın resmi pozisyonunun ne olduğuna" ilişkin bir soru üzerine, şunları kaydetti:

"Eğer benden medeni ve kültürlü bir milletin temsilcisi olarak o sözleri ağzıma almam dahi bekleniyorsa, kesinlikle bundan mazurum. Zira İranlılar çocukluktan itibaren edep ve nezaketle konuşmayı öğrenirler. Onlar Taş Devri'nde bile edepli konuşurlardı."

Trump'ın üslubu ne büyüklüğün ne de özgüvenin göstergesidir; aksine psikologların bu tür bir dilin kullanılma sebebini incelemesi gerekir. Defalarca tekrarlanan 'ültimatom' ve benzeri konulara gelince; büyüklerimizden biri bu üslubun aslında 48 saatlik değil, 48 yıllık olduğunu belirtmişti. Yani yıllardır bu tür bir üslupla İranlılar korkutulmaya çalışılıyor. Oysa İranlılar ülkelerini savunurken asla bu tür ültimatomlara boyun eğmeyeceklerdir. Bu tür tehditler, sadece bunları ortaya atanların suçlu ve canice niyetlerini ortaya koymaktadır.

Savunma ve yanıt verme konusunda da İran'ın yaklaşımında hiçbir tereddüt oluşmayacaktır. İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri her türlü tecavüze karşı nasıl hareket edeceklerini göstermişlerdir. Bu noktada uluslararası toplumun, bölge ülkelerinin ve tüm BM üyelerinin görevi; suçun ve hukuksuzluğun normalleştirilmesine karşı durmaktır.

Unutulmamalıdır ki İran sadece kendi varlığını savunmuyor, aynı zamanda uluslararası hukuka dayalı düzeni de koruyor. Bu nedenle tüm ülkelerin uyanık olması ve suçun normalleşmesinin kesinlikle sadece Batı Asya ülkelerinin sınırlarıyla sınırlı kalmayacağını bilmesi gerekir."

"Savaşın İran'ın zaferi ve gururuyla bitmesi, tüm bölge ve dünya için çok parlak bir yarın anlamına gelir"

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, savaşın sona erdiği bir senaryoya ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

"Savaşın İran'ın zaferi ve gururuyla sonuçlanması, tüm bölge ve dünya için çok parlak bir yarın anlamına gelecektir. İran'ın bu savaştaki zaferi; hukukun üstünlüğünün, uluslararası hukukun ve insanlık onurunun savunulmasının zaferi anlamına gelecektir. İran'ın ABD saldırganlığına karşı gösterdiği yiğitçe savunmayı, bölge ülkelerini korkutmaya çalışan taraflar, şu apaçık gerçeği kasten görmezden geliyorlar: İran İslam Cumhuriyeti, 28 Şubat'tan önce bölge ülkelerine tek bir mermi bile fırlatmış mıydı? Bölge ülkeleri İran ile olan ilişkilerinde ayrıcalıklı ve seçkin bir yere sahip değil miydi? İran oldukça sorumlu ve asil bir yaklaşımla bölge ülkelerini her türlü diplomatik sürece dahil etmiyor muydu? Umman bir arabulucu olarak İran'ın ABD ile diplomatik görüşmelerini üstlenmemiş miydi? 2015 yılındaki asıl nükleer anlaşma (KOEP) bölgeden bir ülkenin, yani Umman'ın katılımıyla başlamamış mıydı? Son 4-5 yıldaki birçok diplomatik toplantımız Umman'da, BAE'de ve bölgedeki diğer ülkelerde yapılmadı mı? Diplomatik ilişkimizin olmadığı Bahreyn ile bile ABD ile her diplomatik görüşme yaptığımızda, Dışişleri Bakanımız derhal Bahreynli mevkidaşını bilgilendirmiyor muydu?"

Sahadaki gerçeklik gösteriyor ki ABD'nin askeri varlığı bölgemize güvensizlikten başka bir şey getirmemiştir. Eğer komşu ülkelerin toprakları İran'a saldırmak ve tecavüz etmek için kullanılmasaydı, kesinlikle bölge ülkelerine doğru tek bir İHA'nın bile ateşlenmesine izin vermezdik. Sorun bizde değil. Biz İran'dan kalkıp Meksika Körfezi'ne ya da ABD'nin doğu ve batı kıyılarına gidip onlara karşı eylemde bulunmadık. Bölgemizin her yanına, sınırlarımızın dibine askeri üslerini kuran ve bu üsleri İran'a saldırmak için kullanan bizzat ABD'dir.

Dolayısıyla İran'ın bu savaştaki zaferi; bölge ülkeleri için barış, güvenlik ve karşılıklı güvene dayalı çok parlak bir gelecek hazırlayacaktır. Bu; Batı Asya'da, Basra Körfezi'nde ve Umman Denizi'nde güvenli, istikrarlı ve bölge ülkeleri arasında ekonomik iş birliği ile ortaklığa dayalı bir bölge oluşturmak için gerekli olan, kendi içinden doğan (yerli) bir güvenliktir."

"ABD'nin savaşın başından beri attığı adımlar savaş suçunun somut örneğidir"

İsmail Bekayi, ABD'nin işlediği iddia edilen savaş suçları ve diplomasi kurumunun bu konudaki adımlarına yönelik bir soru üzerine de şunları söyledi:

"ABD'nin savaşın başından bu yana attığı adımlar savaş suçunun ta kendisidir. Minab'daki okula saldırdıkları günden, aynı zamanda Fars eyaletinin Lamerd şehrindeki sporcuya saldırdıkları günden, üst düzey komutanlarımızın ve şehit liderimizin evlerine ve çalışma ofislerine saldırdıkları günden beri... Bunların hepsi savaş suçunun somut örneğidir. Çünkü esasen bu savaş yasa dışı bir savaş ve açık bir askeri tecavüzdür; bu askeri tecavüz sırasında gerçekleşen her şey savaş suçu kapsamındadır."

Ancak daha çok dikkat çeken ve göze batan durumlar, sizin de bahsettiğiniz ve sayıları oldukça fazla olan vakalardır: En az 62 okula yapılan saldırılar, üniversitelere yapılan saldırılar, hastanelere yapılan saldırılar... Sağlık Bakanlığı ve İran Kızılayı'ndan raporları takip ediyoruz ve ABD'nin savaş suçları listesine sürekli yenileri ekleniyor. Tıpkı Haziran ayındaki savaş döneminde yaptığımız gibi, tüm bu vakaları ilgili iç kurumlardan alıyor ve belgeliyoruz. Bu, Dışişleri Bakanlığı'nın ciddiyetle yerine getirdiği görevlerinin bir parçasıdır."

"ABD bu bölgeye ait değildir"

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsi İsmail Bekayi, savaş bittikten sonra İran'ın Basra Körfezi'ndeki Arap ülkeleriyle ilişkilerinin geleceğine yönelik bir soruyu şöyle yanıtladı:

"ABD bu bölgeye ait değildir. Geride kalan bu 38 günde herkes gördü ki ABD'nin tek derdi Siyonist rejimin varlığını korumaktır ve bölge ülkelerinin güvenliğine zerre kadar değer vermiyorlar. Biz kendimizi bölge ülkelerinin dostu ve bölge güvenliğinin savunucusu olarak görüyoruz. Bölge ülkelerinden, uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine dayanarak, ABD ve Siyonist rejimin İran'a saldırmak için kendi imkanlarını kullanmalarına izin vermekten kaçınmalarını beklemek bence fazla bir beklenti değildir. Ne yazık ki bu gerçekleşmedi."

Birleşmiş Milletler'de 1974 yılında oy birliğiyle kabul edilen 'Saldırının Tanımı'na dair oldukça net olan kararnamenin 3'üncü maddesinin 'f' bendine göre, bu ülkelerin eylemi (topraklarını veya imkanlarını kullandırmaları) saldırgan bir eylem örneğidir.

Buna rağmen İran, asaleti gereği hiçbir zaman bu ülkeleri düşmanımız olarak ilan etmemiştir. Biz her zaman bölge ülkelerini dostumuz olarak gördüğümüzü söyledik. Tüm ülkelerle dostane ilişkileri sürdürmekte kararlıyız ve umuyoruz ki gelecekte ülkeler, bu dayatılan savaştan ve öncesinden ders çıkararak, bölge güvenliğinin ancak tüm bölge ülkelerinin işbirliği ve birlikteliği ile sağlanabileceği sonucuna gerçekten varırlar."

Kaynak: ANKA

Son Dakika Güncel İran Hürmüz Boğazı'nda Güvenlik Protokolü Üzerinde Çalışıyor - Son Dakika

Sizin düşünceleriniz neler ?

    SonDakika.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve sondakika.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.

Advertisement