Türkiye 15 Temmuz gecesi karanlık ve kirli emellerin ortak hareketiyle yeni bir askeri darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. PDY-FETÖ mensuplarının bu kanlı askeri darbe girişimi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dik duruşuyla ve milletin kararlılığıyla püskürtüldü. Darbe girişimi sonrası Türkiye'de artık işlerin eskisi gibi olmayacağı düşüncesi hakim oldu. Devletin önemli noktalarına sızan bu örgüt ve çete üyeleri için Türkiye'de önemli adımlar atıldı ve atılmaya devam ediyor. Biz de Gazete İpekyol olarak, Türkiye'nin bu karşı karşıya kaldığı olağanüstü durumu, adalet kurumlarında yapılan gözaltı ve tutuklamaları, tutuklanan çete üyesi hakim ve savcıların verdiği kararların akıbetini ve nasıl bir sürecin bizi beklediğini İlim Yayma Cemiyeti (İYC) Şanlıurfa Şubesi Başkanı Av. Cüneyd Altıparmak'la konuştuk.
15 Temmuz darbe girişiminden önce AK Parti hükümeti Paralel Devlet Yapılanması (PDY) -Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarına yönelik tüm kurumlarda olduğu gibi adli makamlarda bir temizlik operasyonuna girişmişti. Ancak darbe girişiminden sonra büyük gözaltılar ve tutuklamalar meydana geldi. Siz de bir hukukçu olarak bu gözaltı ve tutuklamaların devletin önemli yerlerine sızan bu grupları temizlemeye yeterli olacağını düşünüyor musunuz?
Öncelikle, herkese geçmiş olsun. Olağanüstü bir durum yaşandı. Bu günler bize halen, millet iradesine ipotek koymak isteyenlerin olduğu gerçeğini açık ve net biçimde öğretti. İktidar-Hukuk ilişkisi, her zaman tartışılagelmiş bir durumdur. Hukukla ulaşılmak istenen adil ortam bir yerde, bir tarafta dururken, diğer yanda; hukukun bu ortamı sağlarken kullanacağı yöntemin de, hukuka uygun olması lazım. Olağanüstü durumlarda yaşanan ve tasvip etmemizin mümkün olmayacağı durumların da soruşturulması lazım. Bu ilkesel duruşumuza dair fikirlerden sonra, sorunuza gelmek istiyorum. Bizler, bu toz duman olmuş havada bile, adaleti arayan, adil şahitler olmak zorundayız. Soruşturmalar kapsamında şüpheli görülen kimselerin alınması normaldir. Zira, adli soruşturma basit şüphe ile başlayan bir mekanizmadır. Buradan makul şüphe dediğimiz aşamaya gelince bu kişiler hakkında dava açılabilir. Ancak, kuvvetli şüphe varsa bu kimseler tutuklanabilecektir. Hukuk, suçlu ile mücadele eder. Hukukun görevi budur. Ve zan, öngörü, tahmin ile hareket edemez. Ederse, meşru olmaz, bugün o darbecilerin yapmak istediği amaca hizmet etmiş olur. Bence, böyle yapılmaması konusundaki fikir birliği, tüm yargı organlarında mevcut. Ancak, dediğimiz gibi, ortada bir sızma yani gizlenme söz konusu ise, hukukun yapabileceği bir şey yoktur. Delil ile hareket edecektir hukuk. Bunun için, bu meselenin böyle bir çırpıda, bir anda bitirilmesi mümkün değildir. Bu sebeple, bu konuda idari makamlar olağanüstü bir durum tesis edilmez ise, önümüzdeki dönem şaşırtıcı ifade ve beyanları içeren bir yargılama sürecini izleyeceğiz.
PDY-FETÖ mensubu olduğu iddiasıyla gözaltı alınan ve tutuklanan bu hâkim ve savcıların vermiş olduğu kararlar ve soruşturdukları dosyaların akıbeti ne olacak? Bu kişilerin mağdur ettiği vatandaşlar haklarını nasıl arayabilirler? Geçmişe dönük bir uygulama söz konusu olabilir mi?
Belirtmek istediğim olağanüstü durum bu. Bir hâkimin kararının geçerli olması için kararının kanuna veya dosya içindeki belgelere göre verilmiş olması kadar, meşru ve objektif yani adaletten başka bir maksat gütmeyen bir biçimde tezahür etmesi şarttır. Karar bunu taşımıyorsa, yok hükmündedir. Yani infaz edilse bile, batıldır. Kamu vicdanında yeri olmayacaktır. Kararın yok sayılması bence adaletin gereği. Zira bu kararlara bir şaibe düştüğü konusunda bir oylama yapsak, milletin ekseri karar konusunda şaibe var diyecektir. Bu anlamda, belki basit vakalar için değil de, terör ve organize suç kapsamındaki ceza dosyaları, bazı kişilerin ve kurumların açtığı hukuk davaları ve yine bunlara karşı açılan tazminat davalarının bir örgütsel hareketlenme ile karara bağlandığı kanaatindeyim. Bunlara ilişkin fikrim, sadece gördüklerim değil, bizzat yaşadığım dosyalardan kaynaklı. Bu kapsamda, bu dosyaların tekrar gündeme alınması, toplumsal barış ve uzlaşma zemini için de pek mühimdir. Bir fırsat olabilir. Zira, toplumun her kesiminden bu işlerden muzdarip olanlar var. Bu meselenin, yargısal erk yönünden değil, idari soruşturmalar yönünden ele alınması elzem. Ancak, bunun için kim bu işin içinde kim değil, iyice temyiz etmek gerekir. Sapın samana karıştırdığı, ortamda bu konuları netleştirmek yani hangi dosyanın bu kapsama gireceğine karar vermek mümkün değildir.
OHAL ilanı süreci nasıl etkiler?
İllegal yapıların devlet içine sızmasıyla ve yaptıkları darbe girişimi vatandaşların adalet mekanizmasına olan güvenini ciddi bir şekilde sarstı. Adalete olan güvenin yeniden tesisi için hangi adımların atılması gerekiyor?
Adalete güven konusu, son dönemde istikrarlı biçimde, bir azalış var. Bu konuda kimse ben masumum diyemez. Herkes, adalete güvenin azalması konusunda elinde geleni yaptı sanki. Ama en çok pay bu yapının. Zira, hakim savcı alımlarına müdahale ettiler. Bu açık ve net. Bu işin kotarılması çok kolay değil. Ama imkansız da değil. Yapılması gereken, bu yapının tasfiyesinden fazlasıdır. Yani, tasfiye ettik, hadi adalete güvenin denmesi olmaz. Bu konu çok izahı gereken konu ancak birkaç konuda fikrimi izah edeyim. Örneğin, hakimin nitelikli olması lazım. Okuldan çıkıp, pat diye hakim olunması hata. Avukatlık mesleğinden geçiş yapılmalı. Arabuluculuk kurumu yaygınlaştırılmalı. Savcılık makamı güçlendirilmeli, yani dosya delillerini hemen ve hızlı biçimde toplayacak şekilde dizayn edilmeli. Adli kolluk kurulmalı. İstinaf adımından vazgeçilmemeli. Hakim yardımcılığı kurumu getirilmeli. Adli tatil kaldırılmalı. Geçici hakimlerin de karar verebileceği bir sistem kurulmalı. Yani hakimlerin altında, yazı işlerinin üstünde, dosyayı karara hazırlayan hakimler veya yardımcı personelin güçlendirilmesi, yeni makamların gerekirse tesisi şart. İcra daireleri, görev dağılımı sistemiyle çalışmalı. Yani, bir icra dairesi il genelinde yetkili olmalı, onun altındaki birimler görevleri bölüşmeli. Basit olaylar için, iddianame değil, fezleke ile de dava açılabilmeli. Ceza dosyalarında vatandaşın anlayacağı biçimde, Uzlaştırma Mahkemesi ismi ile ön bir kurum kurulmalı ve bunun gibi önerilerimiz var, bunların çoğu zaten Adalet Bakanlığında konuşuluyor. Adalete güven şart ama tekrar tesisi süreç alacaktır.
PDY-FETÖ'nün darbe girişiminde emir aldıkları ve onları yönlendirdiği iddia edilen ve Amerika'da ikamet eden Fethullah Gülen'in iadesi için Türkiye nasıl bir yol izleyecek ya da izlemeli? Gülen'in iadesi mümkün müdür?
Bu kadar olandan sonra, "mümkün mü" diye bir şüpheye düşmek mümkün değil. Şimdi daha önce istenmediğini görüyoruz. Neyi bekledik, anlayabilmiş değilim. Ama delil toplanması gerekiyor. ABD, hukuku kendi egemenlik ilkeleri çerçevesinde konumlandırmıştır. ABD için hukuk bir araçtır, amaç ise kendi çıkarlarıdır. Bunu ben söylemiyorum. Dönemin ABD Dışişleri sekreteri söylüyor. Bu konuda ABD ile anlaşmamız var bu konuda. ABD Hükümeti İle Suçluların Geri Verilmesi ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Yardım Anlaşmasına göre şartların yerine getirilmesi lazım. Bunlar da yetmez, ABD'nin bu niyette olması lazım. Bu kapsamda ABD'nin bu basınç ve baskıya dayanamayacağını bu nedenle meseleye taraf olmamak istiyorsa, şahsın ülkesinden çıkmasına müsaade edeceğini, ama niyeti vermek ise zaten şartlar yeterdir. Bunu ilerleyen süreçte net göreceğiz.
15 Temmuz kanlı darbe girişiminin ardından toplumun farklı kesimlerinde 'idam yeniden gelsin' tartışması başladı. Buna Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım da katıldı ve bu tartışmalara muhalefet partileri de dahil oldu. Siz bir hukukçu olarak idamla ilgili neler düşünüyorsunuz?
Toplumun tamamının talebinin olması doğal hele bu aşamada gayet olağan. Ancak, entegre olduğumuz Avrupa hukuk sistemi buna engel olduğu gibi, bir cezanın geriye yürüyemeyeceği ilkesi gayet net ve açık. Halkın talebi ile, bir idam gelirse, bunun hukuk prensipleri doğrultusunda uygulanması mümkün değil. Hukukun bakış açısı budur. Müstehakları idam olsa bile, bunun geri getirilmesi ülkemiz açısından çok iyi olmaz. Zira, idam infazından geri dönülmesi mümkün olmayan bir durum. Şöyle düşünelim, bu yapının haksız biçimde cezalandırdığı adamlara idamı getirip uygulasaydık, şimdi ne yapardık? Ne düşünürdük? Tabi bu önermemiz, bugünküler için geçerli bir önerme olamayabilir. Buradan kastım, telafisiz cezaların efektif olmadığıdır. Ancak hukukun kaynağı millettir, idam talebin altındaki "en ağır cezayı verin" talebini iyi okumak gerekir. Bizim yapmamız gereken şudur: Öfkelenmeden, kinlenmeden adil yargılayıp, müstehaklarını vermeliyiz, yıllar sonra bile bu erdemimiz konuşulmalı, bilinmeli. Kinimiz, adaletimize engel olmamalı, darbecilerin ve toplumsal destekçilerinin cezası verilmeli. Merhamet değil, salt adalet ile kararlar verilmeli.
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Bu kalkışma püskürtülerek yeni bir uzlaşı tesis edildi, bunu sağlam inşaa edip, daha kucaklayıcı olunması, milletin tamamı için şart. Darbe girişiminin başaramadığı, toplumsal yarılma tehdidine mahal vermemek için ayrıştırıcı ve ötekileştirici olmamak herkesin görevidir. Bundan kastımızın muhatabı siyasi öğeler olduğu kadar toplumsal kanaat önderleri, sivil toplum yetkilileridir. Yurttaşın ruhunda mündemiç olan vahdet şuuru, canlı tutulmalı, darbecilerin uzun bir süredir sebep olduğunu anladığımız bu bilinçli kamplaştırma bu şekilde yani bütünleştirici öğeler ile izale edilmeli ki darbe tam ve geri dönüşsüz püskürtülmüş olsun. Bu vesileyle bu fırsatı tanıdığınız için çok teşekkür ediyorum, Son olarak da Konfiçyüs'un bir sözünü anlamı ve önemi nedeniyle paylaşmak istiyorum. Bu bilge adam diyor ki, bir insanın bilgisi yetse bile, onu taşıyacak erdemi yoksa, neyi kazanırsa kazansın, sonunda her şeyi yitirir...(Kaynak: Gazete İpekyol)
Son Dakika › Güncel › Fethullahçı Hakimlerin Kararı Yok Hükmündedir - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.