
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Suriye'de bu yıl kayıpların yüz bini aştığını belirterek, "Toplu katliamlara yol açan kimyasal silahlar kullanılmış ve Suriye nüfusunun neredeyse yarısı mülteci durumuna düşmüştürCumhurbaşkanı Abdullah Gül, Suriye'de bu yıl kayıpların yüz bini aştığını belirterek, "Toplu katliamlara yol açan kimyasal silahlar kullanılmış ve Suriye nüfusunun neredeyse yarısı mülteci durumuna düşmüştür. Etnik, dini, mezhebi ve ideolojik fay hatları etrafında cereyan eden Suriye'deki iç savaş, tüm bölge için risk ve tehdit oluşturmaktadır" dedi.
-SURİYE VE ORTADOĞU-
Geçtiğimiz yıl Meclis'te yaptığı konuşmada, "küresel ve bölgesel gelişmelere dair yaptığım değerlendirmelerde tablonun karamsarlığına vurgu yaptığını" hatırlatan Cumhurbaşkanı Gül, "Maalesef bugün gelinen noktada, çok daha olumsuz, kırılgan ve daha karamsar bir tabloyla karşı karşıyayız. Suriye'de geçen yıl binlerle ifade ettiğimiz kayıplar, bu yıl yüz bini aşmış; toplu katliamlara yol açan kimyasal silahlar kullanılmış ve Suriye nüfusunun neredeyse yarısı mülteci durumuna düşmüştür. Etnik, dini, mezhebi ve ideolojik fay hatları etrafında cereyan eden Suriye'deki iç savaş, tüm bölge için risk ve tehdit oluşturmaktadır" diyerek şöyle devam etti:
"Ayrıca, Arap aleminin en önemli ülkesi Mısır'da, başlangıçta büyük ümitler yeşerten demokrasi deneyimi akamete uğramıştır. Yine, komşumuz Irak'ta son 10 yıldır devam eden terör ve şiddet dalgası sadece geçen mübarek Ramazan ayında 1500 kişinin ölümüne neden olmuştur. Tüm bunlara ilave olarak, dünyanın başka yerlerinde irili ufaklı çatışmalar, terörist eylemler, yoksulluk ve sosyal huzursuzluklar devam etmektedir.
Malumunuz olduğu üzere, geçen hafta BM Genel Kurulu vesilesiyle bulunduğum New York'ta çok sayıda temas gerçekleştirdim. Sizlere özetini sunduğum vahim durumlar karşısında uluslararası camianın sergilediği tutum da üzüntü vericidir. Büyük umutlarla başladığımız 21. Yüzyılın ilk 13 yılında insanlık bu yüzyıla hiç de yakışmayan trajedilerle karşı karşıyadır.
Yaklaşık yüzyıl önce yasaklanmış kimyasal silahlar kullanılmakta; Orta Çağ'da Hristiyan aleminde yaşanan mezhep çatışmalarının benzeri, maalesef bu sefer bizim bölgemizde Müslümanlar arasında cereyan etmektedir. Ardımızda bıraktığımızı düşündüğümüz Soğuk Savaş'ın ideolojik rekabet ve vekalet savaşlarının benzerleri, bugün Suriye'de sahnelenmekte; radikalizm ve aşırılık küresel düzeyde yayılmaktadır.
Arap dünyasında yönetenler ile yönetilenler arasındaki meşruiyet bağını sağlamlaştıracak demokratik dönüşüm süreci sancılı bir döneme girmiştir. Bahsettiğim küresel ve bölgesel konjonktür, doğal olarak ve belki de en fazla ülkemizi çetin dış politika tercihlerinde bulunmaya zorlamaktadır. Tüm bu olumsuz tabloya rağmen ülkemiz, işleyen demokrasisi ve gelişen ekonomisiyle bölgesinde bir istikrar adası ve umut kaynağı olmayı sürdürmektedir. Esasen bizim açımızdan en temel dış politika önceliğinin de, bize yumuşak ve erdemli güç olma özelliği sağlayan bu konumumuzu korumak ve bugüne kadar elde ettiğimiz kazanımları muhafaza etmek olduğu kanaatindeyim. Türkiye ancak bu yolla, çevresinin demokratik değişim ve dönüşümüne katkı sağlar. Dolayısıyla, önceliklerimizi bu şekilde belirlemek, halkımıza karşı sorumluluğumuzun ve ülkemizin yüksek menfaatlerinin bir gereğidir."
-"SURİYE EN CİDDİ DIŞ MESELE"-
Suriye'de cereyan eden iç savaşın şüphesiz Türkiye'nin en ciddi dış politika meselesi olduğunu savunan Gül, "Kimyasal silahların kullanımı iç savaşa yeni bir boyut getirmiştir. Suriye'deki kimyasal silahların önce uluslararası denetime alınması, bilahare yok edilmesi için Birleşmiş Milletler çatısı altında bir ara-çözüm bulunmuştur. Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, Türkiye olarak Suriye'deki kimyasal silahların tamamının, denetlenebilir bir şekilde, en kısa zamanda imha edilmesinden memnuniyet duyarız. Ayrıca ümit ederim ki, Suriye'deki kimyasal silahların temizlenmesi için başlatılan bu süreç, tüm Ortadoğu'nun nükleer dahil bütün kitle imha silahlarından arındırılmasına öncülük edecek yeni bir güvenlik mimarisinin ilk adımı olur. Ancak, kimyasal silahlarla ilgili atılacak adımlar, Suriye'deki insani trajedinin gerçek mahiyetini unutturmamalıdır. Ülkede akan kan ve şiddet mutlaka durdurulmalıdır. Ortada yüz binden fazla insanın hayatını kaybettiği, 21. Yüzyılın en büyük katliamı sözkonusudur. Bu vahşi iç savaşa bir son verilemezse korkarım gelecek sene bu rakamların katlanarak devam ettiğini hep birlikte görürüz. İnsanlık onuru ve vicdanını yaralayan bu durum karşısında uluslararası camianın daha fazla hareketsiz kalması kabul edilemez. Suriye halkının bekası, güç dengesi politikalarına, Soğuk Savaş mantalitesiyle yürütülen vekalet savaşlarına ve dar çıkar hesaplarına feda edilmemelidir.
İç savaşlar, savaşların en acımasız olanıdır. Bu çatışmalar uzadıkça radikalizm ve aşırıcılık kök salmakta, kendi altyapısını oluşturmakta, sadece iç savaş yaşayan ülkeyi değil, bölgesel ve küresel istikrarı da tehdit etmektedir. Bunun örneklerini, Afganistan'da, Somali'de, Irak'ta gördük, görmeye devam ediyoruz. Bu bağlamda, her ne gerekçe ile ve kaynağı ne olursa olsun masum insanları vahşice katleden her türlü eylemi kınıyorum. Ülkemizi hemen yanıbaşımızda filizlenen tehlikelerin uzağında tutmak, şüphesiz milli güvenlik politikamızın öncelikleri arasındadır. Suriye'deki iç savaşın komşu ülkeler için oluşturduğu bir başka büyük sorun da mülteciler meselesidir" dedi.
-"ÜLKEMİZİN BU SORUMLULUĞU BÜYÜK BİR FEDAKARLIKLA YERİNE GETİRDİĞİNE TÜM DÜNYA ŞAHİT"-
Suriye'deki çatışma ve saldırılardan kaçarak Türkiye'ye sığınan insanlara bu zor günlerinde kucak açmanın, milletin şerefle ifa ettiği bir insanlık vazifesi olduğunun altını çizen Gül, "Ülkemizin bu sorumluluğu büyük bir fedakarlık ve özenle yerine getirdiğine esasen tüm dünya şahittir. Bugün itibariyle sayıları yüz binleri bulan ülkemizdeki Suriyelilerin memleketlerine olan bağlarının idamesi ve kopmaması için Suriye'nin bir an önce yeniden yönetilebilir ve yaşanabilir bir ülke haline getirilmesi elzemdir. Aksi takdirde, bu durumun kalıcı hale gelmesinin mülteciler için de, kabul eden devletler için de ne kadar zor ve kalıcı bir soruna dönüştüğünün dünyada çok çarpıcı örnekleri mevcuttur.
Suriye halkının acılarının dindirilmesi ve bölgenin yeniden istikrara kavuşturulması için çabalarımızı uluslararası camiayla birlikte kapsamlı ve iyi planlanmış bir siyasi çıkış stratejisi çerçevesinde kararlılıkla sürdürmeliyiz. Nihai hedefimiz, kendi halkıyla ve komşularıyla barışık, toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini koruyan yeni bir Suriye'nin inşası olmalıdır. Bir geçiş döneminin ardından kurulacak yeni Suriye'de, savaş ve insanlık suçu işlemiş kişilere asla yer verilmemelidir.
Suriye'de devam eden insanlık dramının sona erdirilmesinde BM Güvenlik Konseyinin beş daimi üyesi (P5) ve Suriye'ye komşu ülkelerin birlikte yürütecekleri samimi çabaların belirleyici rol oynayabileceğine inanıyorum. Er ya da geç insanlığın ortak vicdanının bu vahşete son verecek bir çıkış kapısını aralayacağına dair umudumu korumak istiyorum. Son olarak, Suriye'nin içinden geçtiği bu zor süreçten bir şekilde menfi etkilenen halkımızın meselelere sağduyu içinde yaklaşan vakur tutumunu da şükranla karşıladığımı bu vesileyle ifade etmek isterim."
-MISIR-
Büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış Mısır'daki gelişmelere de değinen Cumhurbaşkanı Gül, "Hem Arap dünyası hem de İslam Dünyası bakımından her zaman önemli yansımaları olmuştur. Biz Mısır'ın geleceğinin, halkının özgür iradesinin tecelli ettiği, anayasal meşruiyetin hakim olduğu ve demokrasinin temel prensiplerinin hayata geçirildiği bir sistemde yattığına inanıyoruz" diyerek şöyle devam etti:
"Bu doğrultuda, kardeş Mısır'ın en kısa zamanda kaldığı yerden tekrar demokrasiye geçmesini; siyasi tutukluların serbest bırakılmasını; ülkenin yaralarını saracak şekilde bütün siyasi akımların yer alacağı özgür ve adil seçimlerin gerçekleştirilmesini umut ediyoruz. Tarih boyunca Akdeniz'in iki yakasında sürekli etkileşim içinde bulunmuş iki halk ve ülkeyiz. Türk halkı olarak, Mısır'ın her bakımdan güçlü bir ülke olmasını, halkının huzur ve refah içinde yaşamasını çok samimi bir şekilde arzu ederiz.
Netice itibariyle, Mısır halkı ve devleti ile kadim kardeşlik ve dostluk hukukumuz, aramızdaki görüş farklılıklarını aşabilecek kadar güçlüdür. Bu güçlü bağlardan yararlanarak, Mısır'ın demokrasiye dönmesine ve normalleşmesine katkıda bulunabilir, ülkelerimiz arasındaki ilişkileri daha da ileri seviyeye taşıyabiliriz."
-İRAN VE IRAK-
ABD'nin New York şehrindeki temasları sırasında Cumhurbaşkanı Ruhani ile görüşme fırsatı bulduğunu belirten Gül, "Önemli komşumuz İran ile ikili ilişkilerimizi ilerletmek ve başta Suriye krizinin çözümü olmak üzere çeşitli bölgesel meselelerde işbirliğimizi güçlendirmek hususunda anlayış birliğine vardık. Ayrıca, İran ve ABD arasında başlayan ilk doğrudan temasların da bölge barışına katkı sağlamasını temenni ediyorum" dedi. Gül sözlerini şöyle sürdürdü:
"Diğer bir komşumuz Irak ile ilişkilerimiz de kuşkusuz çok önemlidir. Son 10 yıldır kritik bir dönemden geçen Irak'ın toprak bütünlüğü ile siyasi birliğini hep savunduk. Siyasi istikrarına ve ülkenin yeniden imarına katkıda bulunmak için her türlü çabayı sarfettik. Irak'ta 10 yıldır süren şiddet sarmalından büyük üzüntü duyduk, duyuyoruz. Özellikle son dönemde Irak'taki her kesime ve bu arada Türkmen kardeşlerimize de yönelik artan terör saldırılarını endişeyle takip ediyoruz.
Halihazırda Irak, ülkemizin en önemli ticari ve ekonomik ortaklarından biridir. Son dönemde siyasi ilişkilerimizde yaşanan hassasiyetin de en kısa zamanda aşılacağına inanıyorum. Muazzam bir işbirliği potansiyeline sahip Irak-Türkiye ilişkileri tam layıkıyla değerlendirildiğinde, sadece halklarımızın ortak refahına değil, tüm bölgenin barış ve istikrarına katkıda bulunacaktır.
Orta Doğu'nun temel sorunu olan Arap- İsrail ihtilafı çözülmeden bölgenin ve dünyanın huzur bulması mümkün değildir. Bu anlayışla, son dönemde başlayan müzakerelerin, tüm Filistinlilerin kabul edebileceği, 1967 sınırlarını esas alan, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve yaşayabilir bir Filistin Devleti'nin kuruluşuyla ve kalıcı bir barışla neticelenmesini arzuluyoruz. Ancak, bir yandan müzakereler sürerken, diğer yandan başta Doğu Kudüs'te olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarında yeni yerleşim yerleri inşasına izin veren İsrail'in tavrını çok tehlikeli ve bu süreçle bağdaşmaz buluyoruz."
-"5 YIL SONRASININ AVRUPA BİRLİĞİ'Nİ DÜŞÜNEREK STRATEJİLERİMİZİ BELİRLEMELİYİZ"-
Meclis kürsüsünden yaptığı tüm konuşmalarda Avrupa ülkeleriyle ilişkilerin önemine değindiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Gül, "Bugün de hangi kritere göre bakarsanız bakın, ekonomik, siyasi, askeri ve insani ilişkilerimizin sıklet merkezini hala bu ülkeler oluşturmaktadır. Kuşkusuz bu ilişkilerin en temel sütununu üyelik müzakerelerini sürdürdüğümüz AB ile münasebetlerimiz teşkil etmektedir" derken Türkiye-AB ve ABD ilişkilerini ise şöyle değindi:
"Mevcut küresel ve bölgesel konjonktür ışığında, bir ayağını sağlam bir şekilde AB'de tutabilen bir Türkiye, hem kendisi için belirlediği büyük hedefleri gerçekleştirebilir, hem de AB ile birlikte, bölgesine, komşu halklara çok daha etkili bir destek sağlayabilir. AB sürecinin ülkemizin pek çok alandaki standartlarının yükseltilmesinde oynadığı rol de hepinizin malumudur. Diğer taraftan, Euro bölgesinde yaşanan kriz, AB'nin daha esnek bir yapıya kavuşturulması gereğini ortaya çıkarmıştır. Bu yeniden yapılanma sürecini dikkatle takip etmeli, 5 yıl öncesinin değil, 5 yıl sonrasının Avrupa Birliği'ni düşünerek stratejilerimizi belirlemeliyiz. Yeniden yapılanan AB'de Türkiye'nin yerini pekiştirecek biçimde kendi politikalarımıza bugünden yön vermeliyiz.
Amerika Birleşik Devletleri ile ikili çerçevede siyasi, askeri, ekonomik ve bilimsel alanlardaki ilişkilerimizin önemi kadar, bölgesel konulardaki istişarelerimiz de önemlidir. Öte yandan, NATO müttefiklerimizle ortak değerler temelinde yürütülen ilişkilerimiz, bugün de dayanışma ruhuyla sürdürülmektedir. Bu bağlamda, Suriye'de kriz dolayısıyla, hava savunma sistemimize katkı sağlamak suretiyle Türkiye ile dayanışma sergileyen müttefiklerimiz, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve Hollanda hükümetlerine Türk halkı adına teşekkür ederim."
-KIBRIS, RUSYA VE EKONOMİ-
Kıbrıs meselesinin iki toplumun doğrudan müzakereler ile çözümlenmesini dileyen Gül, "Cumhurbaşkanı olarak görev yaptığım süre zarfında en fazla önem verdiğim alanlardan biri de kardeş Türk Cumhuriyetleri ile ilişkiler olmuştur. Şüphesiz bu sürecin en önemli kazanımı Türk Konseyi'nin kurulmasıdır. Son 6 yılda Türk Cumhuriyetlerine gerçekleştirdiğim 19 ziyaret ise, ilişkilerimizin somut olarak hacim ve derinlik kazandığının bir göstergesidir. Bu ilişkileri gelecek nesillere güçlü bir şekilde taşımalıyız" dedi. Cumhurbaşkanı Gül, şunları kaydetti:
"Komşumuz Rusya Federasyonu ile yürüttüğümüz çok boyutlu ve kapsamlı ilişkilerin her geçen gün ilerlemesinden büyük memnuniyet duyuyorum. Bu yakın işbirliğinin bölgesel ve küresel meselelerde de sürdürülmesi ayrıca memnuniyet vericidir. Türk dış politikasının son 11 yılda sergilediği aktif çabalar ülkemizi küresel ve bölgesel bağlantıları güçlü bir ülke haline dönüştürmüştür. Bu itibarla G-20'nin aktif bir üyesi olarak, dünyanın yükselen ekonomileri Çin, Hindistan, Brezilya ve Endonezya ile ilişkilerimize daha da ivme kazandırmamız gerektiğine inanıyorum.
Önümüzdeki dönemde gelişmiş ülkelerde 2008 krizi sonrası başvurulan parasal genişleme politikalarının büyük ölçüde değiştirileceğine şahitlik edeceğiz. Sözkonusu küresel ekonomik konjonktür, bizim gibi iç tasarruf oranları düşük ülkelerin büyümelerini finanse edebilmek için gerekli kaynağa erişimlerini zorlaştırabilir. Türk ekonomisi açısından bu yeni dönemin kayda değer etkileri olacağı aşikardır. Esasen ülkemizde artık kronikleşen düşük iç tasarruf oranı sorununu halletmemiz öncelik arzetmektedir. 1990'larda yüzde 23'ler civarında olan iç tasarruf oranımız, ilerleyen yıllarda düşmeye başlamış, son dönemde ise alınan tüm tedbirlere rağmen ancak yüzde 15'e yükseltilebilmiştir. Sözkonusu düşük tasarruf oranı, sürdürülebilir bir büyüme performansı yakalamamızın önünde en önemli engellerden birini teşkil etmektedir."
-"HEM YABANCI YATIRIMCIYI, HEM DE KENDİ ÜLKEMİZDEKİ MÜTEŞEBBİSİ RAHAT VE GÜVENLİ HİSSETTİRECEK ORTAMI HER ZAMAN MUHAFAZA ETMELİYİZ"-
Son 12 yılda Türkiye'de işleyen bir piyasa ekonomisi yapmak için çok gayret sarfedildiğine değinerek, "Bunu gerçekleştirmek için pek çok iktisadi ve hukuki köklü reformlar hayata geçirildi" dedi. Türkiye'de sağlanan siyasi istikrar süreklilik arzeden önemli ekonomik başarılara tahvil edildiğini anlatan Gül, şöyle konuştu:
"Yapılan reformlar sayesinde yerli-yabancı ayrımı gözetmeden tüm girişimcilere dostça davranan bir ekonomi olduğumuz algısı tüm dünyada yerleşti. Ülke olarak bunun meyvelerini doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve ucuz maliyetli fon girişleriyle aldık. Önümüzdeki dönemde de bu kazanımlarımızın ve dünya piyasalarındaki müspet algımızın aşınmasına izin vermemeliyiz. Hem yabancı yatırımcıyı, hem de kendi ülkemizdeki müteşebbisi rahat ve güvenli hissettirecek ortamı her zaman muhafaza etmeliyiz.
Diğer taraftan, bir ülkenin ekonomik büyümesi tek başına toplumsal huzur ve barışın teminatı olamaz. Dolayısıyla, ekonomik büyümenin ortaya çıkardığı refah artışının da adil dağıtılması önemlidir. Bu bağlamda, ülkemizdeki gelir dağılımını düzeltici sosyal politikaların devamında büyük yarar vardır. Bu çerçevede, en önemli araçlardan biri olan kentsel dönüşüm projelerinin çevre, şehir estetiği ve sosyal intibak kriterleri de dikkate alınarak uygulanması elzemdir. Nihayet, kadınların başta siyaset ve ekonomi olmak üzere toplum hayatımızın tüm alanlarına aktif katılımlarının sağlanması, beşeri kalkınmamızın anahtarı olacaktır. Bu konuda yaşanan sorunların çözümü de memleketimizin öncelikleri arasında yer almalıdır."
-"SON YASAMA YILI AÇIŞ KONUŞMAM"-
Bu yıl 29 Ekim'de Cumhuriyetin 90. Yıldönümünün kutlanacağını hatırlatan Cumhurbaşkanı Gül, Cumhuriyetin bu süre zarfında elde ettiği kazanımlardan gurur duyduğunu ifade ederek konuşmasını şöyle bitirdi:
"Bu, seçildiğim görev süresi içerisinde benim son yasama yılını açış konuşmam. Cumhuriyetin 27. Yıldönümünde doğmuş; ve onun en önemli erdemlerinden biri olan fırsat eşitliğinden yararlanmış bir Türk vatandaşı olarak; Milletimizin bana lütfettiği Cumhurbaşkanlığı görevini layıkıyla yerine getirmeye çalıştım. Geride bıraktığımız altı yıl içerisinde doğru bildiklerimi söylemeye, hatırlatmaya ve yapmaya gayret ettim. Rehberim, Anayasamız, inançlarım ve vicdanım oldu.
Hayatım boyunca, halka hizmeti Hakk'a hizmet bilerek, Yüce Milletimizin hizmetinden hiç ayrılmadım. Bundan sonra da bu anlayış ve şuurla Milletimizin hizmetinde olmaya devam edeceğim.
Sözlerime son verirken, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Yüce Meclis'in ebediyete intikal etmiş tüm üyelerini ve bütün şehitlerimizi bir kez daha rahmetle yad ediyor ve yeni yasama yılının Milletimiz için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum."(ANKA/SON)
(ÜNS/OZK) - Ankara
Son Dakika › Güncel › Cumhurbaşkanı Gül: Suriye'deki Savaş, Tüm Bölge İçin Risk(2/son) - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.